Bugün Kaş'tan Olympos'a kadar yol alacağız...
Bir iki saatlik uykuya rağmen gayet dinç gördüm kendimi, yolcuğun felsefesi bu oldu sanki “Az uyku: çok yol!”
EnduroClub , motorlar etrafında birleşmiş bir dostluk merkezi, Türkiye’nin neresinde olursanız olun, EC dostluğunun merkezinde buluyorsunuz kendinizi.. Arif (extralit) ziyaretime geliyor.. Sanki ben ev sahibiyim gibi yayılsam da, mekan onun

Bir iki sohbet ediyoruz, gece olan maceralarımı anlatıyorum... Demre'den Zekeriya abinin Kaş'ta olduğunu öğreniyorum.. Giderken dükkanına uğramak üzere vedalaşıyoruz..
Çok geçmeden Zekeriya abi geliyor, sohbet sonrası pılımı pırtımı topluyorum, şanslıyım Demre'ye kadar beraber yolculuk edeceğiz.. Demre'ye yollanmadan Arif abiye uğruyoruz.. "extralit" 'in nereden geldiğini böylece anlamışta oluyorum, Extra İletişim" Avea bayii

Yola koyuluyoruz, önde Zekeriya abi arkasından ben, çeşme başı su molasından sonra yola paralel giden köy içinden geçiyoruz.. Kaskın çene açık, gözümde gözlük yol alırken, aynamın gözüktüğü resmi çektikten hemen sonra, bir cisim aniden üzerime geliyor, kafamı eğiyorum "Tak" diye bir ses geliyor.. Ucuz atlattım, kaskıma çarpıp uçtu gitti herhalde diye düşünüyorum..
Demre'ye tepeden bakmak için duruyoruz, bir iki fotoğraf çekip devam edeceğiz.. Bu şirine de Zekeriya abinin kızı, zor bela fotoğrafını çekebiliyorum.. Manken hanım fotoğraf çekilmekten pek bir rahatsız oluyor

Kaskımı takıp devam edeceğim sırada minik serçenin 5-10 km'dir, benimle beraber kafamda geldiğini fark ediyorum.. Oraya nasıl girdiğine akıl sır erdiremedim.. Kafamı şans eseri refleks olarak eğmem ile birlikte yüzüme çarpma olasılığını, bertaraf etmiş olduğum kesin.. Ne şans..
Demre Hakkında;
Aziz Nicholaos’ın piskoposluk yaptığı ve bu nedenle tüm Orta Çağ boyunca ününü sürdüren Myra önemli bir Lykia kenti olup ismi "Yüce Ana Tanrıçasının yeri" anlamına gelmektedir. Önce bugünkü kaya mezarlarının üzerindeki tepeden kurulan şehir daha sonraları aşağıya inerek genişlemiş ve Lykia’nın çok önemli altı büyük kentinden birisi olmuştur.
Şehrin içinden geçen Demre Çayı (Myros) deniz ticaretini geliştirmiş ancak korsanların kolayca baskın yapmalarına neden olmuştur. Bu nedenle Myralılar limanları Andriake’de, nehrin ağzına bir zincir gererek bu baskınları durdurmaya çalışmışlardır. M.Ö. 42’de Sezar’ı öldüren Brutus asker toplamak için Lykia’ya gelmiş, Xanthos’u aldıktan sonra komutan Lentulus’u para toplamak için Myra’ya göndermiştir. Myralılar buna karşı çıkmışlar ve kendilerini müdafaa etmeye çalışmışlarsa da komutan nehrin ağzına gerilen zincirleri kırarak şehre girmiştir.
Zekeriya abinin dükkana vardık, aç olan karnımızı doyurduk ve tek motor gezintiye çıktık.. Demre sahilleri, Sülüklü plajı ve soğuk derelerinden, patara benzeri minik kum tepelerinden, çiçeklerinden bir iki görüntü aktaralım hemen...
Son bir veda fotosu çekerek ayrılıyorum Zekeriya abinin yanından, herşey için bir kez daha teşekkürler!
Noel Baba'yı uzaktan bakıyor, Myra şehri kalıntılarını ise es geçiyorum, zira yıllar önce arabayla yaptığım Ege-Akdeniz turu esnasında görmüştüm...
Demre'nihn çıkışında Protein deposu Mavi Yengeç yazan bir mekan var.. Önceden de görmüş sapa bir noktada olduğu için durup merakımı giderememiştim.. İçeri giriyor, "Mavi Yengeç" ile hem canlı hemde pişirilmeye hazır olan haliyle tanışıyorum.. Mavi Yengeç ile ilgili birde video çekimi yaptım, Gün sonu videolarından izleyebilirsiniz..
Kefallerle de tanışmayı ihml etmedim tabii, ekmek sever olduklarını herkes bilir... Bir yarım ekmek attım, anında götürdüler.. Kefal bu herşeye atlar, ciğer sakatat atsanız bile yer..
Hangi sitede çıkacağız sorusuna Adisyonlu cevap veriyorum hemen

Demre ~ Finike arası yine dinamit ile patlatılarak açılmış yollardan... Arabayla geldiğimde bu yolun genişletme çalışmaları devam ediyordu, sene 2002 civarı..
Bu Finikeli emmi, benim ilk motor kullanmayı öğrendiğim kısaca Mopet dediğimiz Mobylette ile yolda kalmış.. Elinde götürüyor idi, Lastiği patlak.. Mopet'leri hiç yabana atmamak lazım, çıkartabileceği belli başlı bir iki sorun var ve onlarda kolayca halledilebiliyor.. İki tekerlekli ve gidiyor.. Demek ki bununla da uzun yol yapılabilir?
Ertuğrul Ortaç (
www.ortac.net) abimizden alıntı olarak Mobylette ile ilgili bir bilgiyi aktarmakta faide görüyorum.. Zira bu eminim çok ilginizi çekecek..
Ertuğrul Ortaç' Alıntı:
Çok sevdiğim bir arkadaşım Harley Davidson kullanmakta, geçen sene gönlünü Mobylette'e kaptırdı. Gitti 0 km. bir adet aldı ve onunla Istanbul-Bodrum-Istanbul yaptı. Döndüğünde yaşadıklarını anlatırken heyecanını görmeliydiniz. Gezi fotoğraflarını ve yazılarını
www.mobyletteboy.com adresinden görebilirsiniz. Şimdi Harley garajda, Mobylette evindeki çalışma odasında
Şimdi önümdeki Mobylette'ye dönelim

Belki minik bir patlaktır, şişirince idare eder diyerek, pompamı çıkartıyor şişiriyorum.. ama nafile.. Kımıldamıyor bile.. sonrasında Finikeli Emmi ile aramızda geçen diyalog ;
- Dayı, bu patlak büyük, pompa ile olmayacak bu iş
- heeee
- hee yaa, olmuyor.. Sen ne kadar zamandır elinde götürüyorsun motoru?
- 20 dk oldu
- Kimse durmadı mı? yardım etmek için, işaret edip, kamyonet falan durdursaydın
- yok kimse durmadı
- ee peki ne yapacaksın?
- elde götürcem, mecbur
- Finike kaç km buradan?
- 15 km
- bayağda varmış, elde gitmez bu dayı, hele dur bi şey deniycem...
...derken, benim ortadaki çantayı koydum yere,
benim kamyoneti orta sehpaya da aldım,
Mopet'i tuttuğum gibi, benim kamyonetin ortasına attım,
sağlam bir kementi motorun altından dolandırdım,
yetmedi Finikeli emmi'yi de arkaya attım,
çantayı da kucağına verdim,
15 km, 30-40 km süratle Finikeye vardım,
Ortaya çıkan tablo;
65 kg ben, 90 kg dayı rahat var, 60 kg Mobylette, 10-15 kg'da eşyalar, 230 kg toplamda ağırlığı taşıyabildiği için, motorumu bir kez daha sevgiyle kucakladım

132 kg kendi ağırlğını hesaba dahil etmek istemedim, ayıp olmasın diyerek

Finikeli abimizi sağ salim memleketine bıraktıktan sonra, kamyoneti, scooter formuna sokup yoluma devam ediyorum.. Artık Finike'deyiz... İstikamet Olympos..
Olympos'a normal şartlar altında Kumluca istikametinden gidilip, Adrasan, Çavuşköy, Olympos tabelalarından saparak ulaşılmakta.. Ama ben normal miyim? hayyıırrrrr... O yüzden Ocak 2006 kış tarihlerinde, Nezih(harduro) abi ile, MotoAslako- Aslan abimin KLR250'lerini kiralayıp keşif turları yaptığımızda, Finike tarafından Olympos'a çıkan, keşfettiğimiz yolu kullanıyorum... Karanlıkta bastırmaya başladı, yolun giriş kısmı biraz karışık ve bozuk ama hatırlamakta fazla zorlanmıyorum.. Yalnız "Yolun Üç Hali" tezimi burada görüntülüyorum..
1-
2-
3-
Şimdi bu aşağıdaki resim şöyle oluştu,
aaaa Gelidonya Feneri,
hemde Korsan koyuu varmış..
dur biii tabela resmi çekeyim,
...diyerek hızla ayaklığı açıp motoru öylece bırakıyorsunuz, zeminin eğikliği motoru 10 saniye ayakta tutacak şekilde ayarlı.. Ben makineyle fotoğraf çekerken, motor düşmekle meşguldü.. O düştü, bende tetiği düşürdüm..
Durum bilgisinden sonra, çevre bilgisi vermekte yarar görüyorum.. Zira karanlıkta hiç bir şey göremeyeceğimin farkında olmama rağmen ilerliyorum..
Gagai Antik kenti, çalıların arasında kalmış, hiç bir kazı yapılmamış bir kentdir..
Gagai'de Nedir ?
Gagai Hellen dilinde “Gaga’nın halkı” anlamına gelmektedir. “Ga” kelimesi toprak anlamına gelmektedir.
Kentin adı ile ilgili iki mitolojik öykü vardır. Birinci hikayeye göre yerleşecek toprak arayan Rhodoslular buraya geldiklerinde yerli halka toprak istediklerini “ga,ga” (toprak,toprak) diye bağırarak anlatmışlardır. Bu istekleri karşılandığında yeni kenti bu isimle tanımlamışlardır.
Diğer hikayeye gelince, Nemius isimli Rhodos’lu bir komutan Lykia ve Kilikyalı korsanlara karşı bir savaş kazandıktan sonra, bir fırtınaya yakalanır ve gemisi batma tehlikesi geçirir, tam bu esnada tayfalardan biri uzaktan karayı görünce “ga, ga” diye bağırır ve karaya çıkarak kurtulurlar. Bu iki hikayenin birleştiği ana nokta kenti Rhodosluların kurduğuna atfetmektir. Gerçekte ise antik tarihçilerin sözünü etmediği bu kentin ne zaman ve nasıl kurulduğu bilinmemektedir.
Gelidonya Feneri
Kumluca ilçesi taşlık Burnu'nda bulunan fener, Türkiye kıyılarının en yüksek feneri olup, 227 m yükseklikte ve denizden 3 km içerde yanıp sönmektedir. Ayak basılmayacak kadar sivri kayalıklar üzerine inşa edildiğinden ulaşım oldukça zordır. Fenere elektrik ulaştırılamadığından günümüz teknolojisinde hala elle kurularak çalıştırılmaktadır. Bu masalsı fener Akdeniz'deki görevine denizcilere hizmet vererek devam etmektedir.
Ayrıca burada bulanan bir batıkta var.. Elbet bir gün, karadan gezdiğim kıyıları denizden de aşarım... Onu da tahmin ediyorum, 9.9 beygirlik bir bot ile yaparım

GeziAntalya.com' Alıntı:
Gelidonya Antik Batığı
Antalya körfezinin en batısında bulunan Gelidonya bugünkü adıyla Taşlık burnunun güneyine doğru sıralanmış Beş Adalar’dan en büyüğünün güneydoğusunda seyreden bir yük gemisi kayalıklara çarparak yükünü saçmaya başlamış ve çok geçmeden de deniz altındaki bir kayanın üzerine kıç üstü oturmuştur.
1954 yılında Bodrumlu bir sünger dalıcısı tarafından keşfedilen ve 26-28 metre derinlikte bulunan batığa 1960 yılında yapılan araştırma dalışlarında geminin Genç Tunç Devri’ne ait olduğu saptanmıştır. Yapılan bu dalışların bir diğer özelliği de sualtında dalgıç bir arkeoloğun başkanlığında kazısı tamamlanan ve kara kazısı standartlarına uygun olarak yapılan ilk sualtı kazısı unvanına sahip olmasıdır.
Şu korsan koyuna gecede olsa gidip baktım, tabii fotoğraflar karanlıktan çıkmadı.. Gündüz olsaydı Gelidonya Feneri'ne yürüyecektim, harika olurdu.. Neyse bir daha ki sefere.. Karanlıkta yön bulmak çok daha güçleşiyor, virajlı yollar ise gerçekten daha da tehlikeli oluyor.. Çavuşköy'ü geçip Olympos sapağına varıyorum...
İki sene üst üste geldiğim Olympos'ta tek kaldığım bir yer olan "Lemon Pansiyon" a varıyorum.. Kadir ve Türkmen ağaç evleri bilir herkez, kaldığım yerlerde ben pek sevmem kalabalığı, grültüyü.. O yüzden sessiz sakin mekanlar tercih ederim, istersem de gider kalabalığa karışır, en gürültü mekana girer ama istediğim anda sessiz sakin mekana atarım kendimi.. Bu arada benim şaftım kaymış bir haldeyim yorgunluktan..
- Ahmet abi, senin bahçeye çadır kuracağım,
- Ne uğraşıcan çadırla, bak ben şu çardakta yatıyorum, sende yanındakine kıvrılıver
- ee benim karnım da aç
- amma masraflısın bee, bu saatte yemek yok
- Ahmet abi, benim karnım aç

Allahtan yenge duyuyor bu muhabbetimizi de, ekmek arası domates-peynir yapıyor bana, afiyetle yiyorum..
- Ümit, her yediğin haltın fotoğrafını çekiyon mu hep böyle?
- hepsini değil

- ...alem adamsın

Motoru sabah güneş görmeyecek şekilde park'a koyuyor, Çardakta ki misafir yaren ile birlikte uykuya dalıyorum... Çok yorgunum çoook.. sızıp kalmışım...
bugün de macera üstüne macera,
darısı yarının başına!..
yarın görüşmek üzere,
kalın sağlıcakla!..