- Konu Yazar
- #1
Merhaba herkese,
Bayramda memlekete gidip geldikten hemen sonra motor su kaçırmaya başladı. Bayram dönüşü servise götürdüğümde usta, geçmişte antifriz kullanılmadığı için su hortumlarının bloğa bağlandığı giriş yerlerinin çürüdüğünü söyledi. Bağlantı noktaları korozyondan deforme olduğu için hortumlar da iyice sızdırır hale gelmiş. Bunların yanında debriyajım da bitmeye yakındı ve marş rublesinden ses geliyordu.
Bir süre daha bu şekilde binmeye çalışsam da çok geçmeden debriyaj tamamen hakkın rahmetine kavuştu. Ben de masum masum debriyaj setini sipariş edip yaklaşık 10 günlük parça bekleme serüvenine giriştim.
Parçalar ulaşınca motoru yeni bir ustaya çektim. Yine gayet masum bir şekilde motorun toplanmasını beklerken başıma çok daha büyük bir dert açıldı
Marş sesini başından beri rubleden bildiğim için sıfır bir marş rublesi de temin etmiştim. Rubleyi değiştirmek üzere kapağı söktüğümüzde karşılaştığımız manzara beni adeta şok etti.
Meğer blok kırılmış! Ben "nasıl olsa ruble ses yapıyor" deyip önemsemedikçe içerisi iyice parçalanmış ve motor artık hiç marş almaz hale gelmiş. Bunun debriyajın dağılmasıyla birebir aynı zamana denk gelmesi de ayrı bir manidar oldu tabii
Düştük parça aramaya... Sıfır orijinal parçası piyasada yoktu, olsaydı da açıkçası sırf o parçaya 12 bin lira vermek istemezdim. Ben de çıkmacıları gezmeye başladım ama herkes "nasıl olsa kucağa düştü, mecbur alacak" mantığıyla saçma sapan fiyatlar çekiyordu. En sonunda motoru komple dağıtıp o kırılan parçayı kaynaklatmaya karar verdik.
Motoru komple indirince bir rahat nefes aldık; ilk ustanın dediği gibi su kanallarında çürüme yokmuş, olay sadece hortum bağlantı yerleriyle sınırlı kalmış. Etraftakiler "60 bin km'de, 12 yıllık motor aldın; parçası bulunmaz, elinde kalır, satamazsın" diye felaket tellallığı yaptıkça ben daha da inat ettim. "Ulan ben bu motora bineceğim!" diyerek kestirip attım. Sonunda da "Beni Türk sanayicilerine, ustalarına emanet edin" diyerek kendimizi sanayinin kollarına bıraktık
İlk iş olarak marş tarafındaki blok kırığını güzelce kaynaklatıp CNC'de tesviyesini yaptırdık. Ustam sağ olsun, milim milim ölçüp biçerek tam orijinal ölçüsüne gelecek şekilde işi çözdü.
Ardından sıra çürümüş su hortumu bağlantılarına geldi. Yukarıdaki fotoğrafta da görebileceğiniz üzere, metaller artık o kadar korozyona uğramıştı ki hortumun sıkışıp tutunabileceği bir yüzey bile kalmamıştı. Ne kadar kelepçe sıkarsan sık, basınç bindiği an suyu kaçırıyordu. İşi yine Türk sanayisinin marifetli ellerine bıraktık ve parçayı aşağıdaki hale getirdik.
Madem motoru bu kadar indirdik dedik, subaplara ve subap lastiklerine de el atıp onları da güzelce yeniledik. Parça tarafında ise conta bulmak ayrı bir dertti; neredeyse hiçbir contası stoklarda yoktu. Biz de çözümü sanayi usulü ürettik: Uygun kalınlık ve kalitedeki malzemelerden tüm contaları elde tek tek yeniden kestik.
Vee, motor toplandı.
Bu serüven bana neredeyse bir motor parasına patlamış olsa da toplam maliyet (motor + tüm bu tamir işleri) piyasadaki 250cc motor fiyatlarının hala bir tık altında kaldı. En önemlisi de artık gaza basarken "Acaba şurası patlar mı, burası çatlamış mıdır?" diye kafamda soru işareti kalmadı. Canavar şu an 60 bin km'de, umuyorum ki bir 60 bin daha sorunsuz devirecek sağlamlığa eriştik
Özetlemek gerekirse bu süreçte yapılanlar ve değişenler:
Ama uğraşacak vaktiniz, dilinizden anlayan ustanız varsa, sanayide kapı kapı gezip çıkmacılardan parça toplayabiliyorsanız yürütülmeyecek motor yok.
Evet, ciddi bir para ve emek harcadım ama motorun alış fiyatı + yapılan tüm masraflar hala ikinci el bir Dominar 250 parası bile etmiyor. Gidip Dominar alsaydım belki daha yeni model bir motora binecektim ama onun da ne masraf açacağını, benden önce nasıl kullanıldığını bilemeyecektim. Şimdiyse her cıvatasından, her parçasından emin olduğum; üstelik trafikte insanların "Bu neymiş ya?" diyen meraklı bakışlarını keyifle izlediğim, tamamen içime sinen bir makineye biniyorum.
Bayramda memlekete gidip geldikten hemen sonra motor su kaçırmaya başladı. Bayram dönüşü servise götürdüğümde usta, geçmişte antifriz kullanılmadığı için su hortumlarının bloğa bağlandığı giriş yerlerinin çürüdüğünü söyledi. Bağlantı noktaları korozyondan deforme olduğu için hortumlar da iyice sızdırır hale gelmiş. Bunların yanında debriyajım da bitmeye yakındı ve marş rublesinden ses geliyordu.
Bir süre daha bu şekilde binmeye çalışsam da çok geçmeden debriyaj tamamen hakkın rahmetine kavuştu. Ben de masum masum debriyaj setini sipariş edip yaklaşık 10 günlük parça bekleme serüvenine giriştim.
Parçalar ulaşınca motoru yeni bir ustaya çektim. Yine gayet masum bir şekilde motorun toplanmasını beklerken başıma çok daha büyük bir dert açıldı
Meğer blok kırılmış! Ben "nasıl olsa ruble ses yapıyor" deyip önemsemedikçe içerisi iyice parçalanmış ve motor artık hiç marş almaz hale gelmiş. Bunun debriyajın dağılmasıyla birebir aynı zamana denk gelmesi de ayrı bir manidar oldu tabii
Düştük parça aramaya... Sıfır orijinal parçası piyasada yoktu, olsaydı da açıkçası sırf o parçaya 12 bin lira vermek istemezdim. Ben de çıkmacıları gezmeye başladım ama herkes "nasıl olsa kucağa düştü, mecbur alacak" mantığıyla saçma sapan fiyatlar çekiyordu. En sonunda motoru komple dağıtıp o kırılan parçayı kaynaklatmaya karar verdik.
Motoru komple indirince bir rahat nefes aldık; ilk ustanın dediği gibi su kanallarında çürüme yokmuş, olay sadece hortum bağlantı yerleriyle sınırlı kalmış. Etraftakiler "60 bin km'de, 12 yıllık motor aldın; parçası bulunmaz, elinde kalır, satamazsın" diye felaket tellallığı yaptıkça ben daha da inat ettim. "Ulan ben bu motora bineceğim!" diyerek kestirip attım. Sonunda da "Beni Türk sanayicilerine, ustalarına emanet edin" diyerek kendimizi sanayinin kollarına bıraktık
İlk iş olarak marş tarafındaki blok kırığını güzelce kaynaklatıp CNC'de tesviyesini yaptırdık. Ustam sağ olsun, milim milim ölçüp biçerek tam orijinal ölçüsüne gelecek şekilde işi çözdü.
Ardından sıra çürümüş su hortumu bağlantılarına geldi. Yukarıdaki fotoğrafta da görebileceğiniz üzere, metaller artık o kadar korozyona uğramıştı ki hortumun sıkışıp tutunabileceği bir yüzey bile kalmamıştı. Ne kadar kelepçe sıkarsan sık, basınç bindiği an suyu kaçırıyordu. İşi yine Türk sanayisinin marifetli ellerine bıraktık ve parçayı aşağıdaki hale getirdik.
Madem motoru bu kadar indirdik dedik, subaplara ve subap lastiklerine de el atıp onları da güzelce yeniledik. Parça tarafında ise conta bulmak ayrı bir dertti; neredeyse hiçbir contası stoklarda yoktu. Biz de çözümü sanayi usulü ürettik: Uygun kalınlık ve kalitedeki malzemelerden tüm contaları elde tek tek yeniden kestik.
Vee, motor toplandı.
Bu serüven bana neredeyse bir motor parasına patlamış olsa da toplam maliyet (motor + tüm bu tamir işleri) piyasadaki 250cc motor fiyatlarının hala bir tık altında kaldı. En önemlisi de artık gaza basarken "Acaba şurası patlar mı, burası çatlamış mıdır?" diye kafamda soru işareti kalmadı. Canavar şu an 60 bin km'de, umuyorum ki bir 60 bin daha sorunsuz devirecek sağlamlığa eriştik
Özetlemek gerekirse bu süreçte yapılanlar ve değişenler:
- Sarf Malzemeleri: Yağ, yağ filtresi, hava filtresi, benzin filtresi, fren hidrolikleri, kaplinler ve irili ufaklı diğer detaylar.
- Debriyaj & Marş: Komple debriyaj seti, debriyaj teli ve marş rublesi.
- Sızdırmazlık & İşçilik: Özel malzeme ile sıfırdan kesilen tüm contalar, bloktaki kırık için kaynak ve CNC tesviye işçiliği.
- Genel Blok Bakımı: Motor açılmışken yapılan detaylı iç temizlik ve yıpranan diğer parçaların yenilenmesi.
Evet, ciddi bir para ve emek harcadım ama motorun alış fiyatı + yapılan tüm masraflar hala ikinci el bir Dominar 250 parası bile etmiyor. Gidip Dominar alsaydım belki daha yeni model bir motora binecektim ama onun da ne masraf açacağını, benden önce nasıl kullanıldığını bilemeyecektim. Şimdiyse her cıvatasından, her parçasından emin olduğum; üstelik trafikte insanların "Bu neymiş ya?" diyen meraklı bakışlarını keyifle izlediğim, tamamen içime sinen bir makineye biniyorum.