Joyride'la doğanın keyfi
3 Mart 2007 ... "Ne olacak bu memleketin hali" konuşmalarının yerini "Ne olacak bu gezegenin hali" anafikri almış durumda. Küresel ısınmadanmıdır nedir, tüm Türkiye baharı yaşıyor. Hava Samsun'da 18 derece, hal böyle olunca yoğun bir haftanın ardından bir motosiklet turu düşüncesi iyice kaçınılmaz oluyor benim için...
Biraz sahilde dolaşıp şehir dışında, köy yollarından birine rastgele girmek ve doğanın tadını çıkarmak var aklımda.
Tesadüfen yolda Erdem'e rastlıyorum. O da güzel havayı fırsat bilip minik oğlu Batuhanı parka götürmüş, eve dönüyormuş. Bana "bekle" dedi. Batuhanı eve bıraktıktan sonra Erdem de hazırlandı ve beraber çıktık yola.
Son planımıza göre deniz seviyesinden başlayan gezimiz, dağlara doğru devam edecek. Onokuz Mayıs Üniversitesine ait iki ayrı gölet etrafından dolaşarak biraz kır ve köy havası alacağız.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, ODTÜ ile birlikte Türkiye'nin yerleşim olarak en büyük alana sahip üniversitelerinden biri. Öyleki içerisinde 2 adet göleti ve yaban hayatının hüküm sürdüğü ormanları bile barındırıyor bünyesinde. Erdem'in arkada gösterdiği ise tıp fakültesi binası.
Ben de bu arada Kurupelit mevkii sırtlarından sahil manzaraları çekiyorum. Ne de olsa motosiklet ve fotoğraf makinesi çok yakın iki dost bizim için...
Yapılaşma hızı inanılmaz.. Bu gidişle birkaç yıl sonra nefes almak için çok daha uzaklara gitmemiz gerekecek.
Fakat şu an için hala tadını çıkarabileceğimiz mekanlar öyle çok da uzağımızda değil.
Bu yalnız ağaç, arkasındaki karlı dağlara inat dört gözle baharı bekliyor olmalı yapraklarına kavuşmak için.
Sağ tarafta çok derin bir vadi var, bu yolda aşağıya, vadi içine indiğimizde ilk göletle karşılaşacağımızı umuyoruz.
İşte geldik. Üniversitenin su ihtiyacının bir kısmını karşılayan bu gölün manzarası muhteşem. Avlanmak yasak olduğu için balıkların nispet yaparcasına atlayışını görmek çok sıradan olmuş yöre insanları için.
Anadolu'nun doğası sadece yaz ve baharda değil her mevsim başka güzel sanki. Kendine has toprak kokusunu nasılda özlemişiz haftalar boyunca.
İstemeyerek de olsa oradan ayrılıyor, tırmanmaya devam ediyoruz.
Yol boyu kuş sesleriyle süslü doğanın o dingin seslerine tezat belki motorumuzun sesi, ama Erdem de ben de bu durumdan hiç de şikayetçi değiliz.
Bir süre mola verip manzara seyretmek için güzel bir yer.
Erdem içinse bir sigara yakmanın tam sırası.
Tabiat yine muhteşem renklerle boyamış tuvalini. Yüksek tepelerde kar var, biraz daha tırmanıp belki biz de dokunabiliriz kara bugün.
20 dakika kadar sonra epeyce bir tırmanıyoruz, soğuğu biraz daha fazla hissetsek de karla oynamak çok zevkli.
"Aksu köyü" yazıyor tabelada, fakat etrafta kimsecikler yok.
Daha yükseklerde yazlık olarak kullanıldığını tahmin ettiğimiz köylerden geçiyoruz, kimsecikler yok. Koyun sürüsüyle köyüne dönen yaşlı bir amcaya rastlıyoruz yolda, bizi çok sıcak karşılıyor, buyur ediyor ama güneş ufkun arkasına doğru hızla alçaldığından aceleden malesef fotoğraflayamıyoruz onu.
Güneşin dağların arkasında kaybolmaya yüz tuttuğu sırada artık iniş zamanı bizim için.
Buraya kadar Erdem artçıydı, şimdi ben geçiyorum kral koltuğuna. Bu şekilde etrafı daha rahat seyredebiliyor insan.
Dönüş yolunda asfaltın göründüğü noktada ikinci gölet de beliriyor. Hiç beraber fotoğraf çekmediğimiz aklımıza geliyor ve bu sefer fotoğrafımızı sevgili scooter'ım Skuti çekiyor.
Samsun'un bir sahil beldesi olan Taflan aşağıda göründü. Dönüşü sahilden tamamlayalım diyoruz.
Biraz nefes ve günün son manzarasının keyfi için son kez mola veriyoruz.
Erdem'le bizim Skuti iyi anlaşıyorlar. Erdem onunda biraz dinlenmeyi hakettiğini söyleyip onu civarda biryerlere götürüyor...
Ne zamandır yapamadığımız, kafamızı epeyce dağıtıp yorgunluk attığımız bu gezimizi de artık noktalıyoruz. Bizi istediğimiz yerlere şikayet etmeden kilometrelerce sırtında taşıdığın ve bu güzel haftasonu keyfini yaşattığın için sana da çok teşekkürler iki tekerlekli dostum...