Topiği okurken 30-40 yıl öncesine dalıp gittim.
Küçük bir kasabada yaşıyorduk ve hemen her evde ya da dükkanda bir mopet ve benzeri bir şey olurdu.
Kimi tarlaya, bahçeye, bağa ya da hayvanlarına bakmak için gidip gelmeye kullanır, kimi esnaftır iş yerinde kullanır, kısacası yaşamın bir parçasıydı mopedler.
Okuldan çıktığımda soluğu dedemin dükkanında alırdım.
Yanyana 5-6 mopet dükkanların önünde park etmiş olurdu.
Çoğunlukla müşteriye sipariş ya da sağa sola gitmek için kullanılan mopedler, hadi bakalım bize çay söyle sihirli cümlesinden itibaren tabure olarak kullanılırdı.
Çaylar söylenir, kimi motorların üstüne tüner, yer kalmamışsa dükkanlardan sandalyeler çıkarılır sohbet edilirdi.
Motorun üzerine oturan en fazla;
Aman arkaya doğru abanma sele kırık düşersin! şeklinde uyarılırdı.
Kimse kimseden motosiklet kıskanmaz, ihtiyacı olan birine atlar giderdi.
Evdeki beyaz eşyadan çokça farklı olmayan motosikletler, 80 li yılların ikinci yarısından sonra lüks eşya sınıfına girdiler.
İthalatın serbest bırakılması ile birlikte ülkeye o güne kadar gördüklerimizden daha göz alıcı ve pahalı motorlar girdi.
İlk yayılan Honda'nın kinetic ya da kinetix adını verdiği scooterlar oldu.
Piyasadaki motorlardan 4-5 kat pahalı olan bu makinaları vitesli grubunda şekil değiştirip daha yakışıklı hale gelen jawa ve uzaylı gibi gördüğümüz Mz'ler takip etti.
İşte bizim memlekette motosikletime dokunma,elleşme mevzusu da böyle başladı.
Ben o zamanlar artık delikanlı olmuştum ve çoktan vitesliye terfi etmiştim. Motosiklete kilit takmam da o dönemlere rastlar.
Bilmiyorum iyi mi oldu kötü mü ama bildiğim bir şey varsa şudur;;
"çayın tadı kaçtı"