komik ama bir o kadar da düşündürücü motorcu capsi

Katılım
21 Kas 2016
Mesajlar
5,660
şunu yazsa yazsa bi gsci yazardı zaten 😁 gerçek bir gatekeeper

Bu neden gatekeeping olsun ki?
2 yıl iyimser bile diyebiliriz. Hem dildeki reseptörlerin yüksek alkole alışıp tad alabilmeleri, hem farklı farklı şeyler denedikçe tad/koku ayırt edebilme kapasitesinin gelişmesi gibi şeyler zaman alıyor. İki yıl makul bir süre.

viski böyledir ve böyle içilmelidir gibi bir duruş değil de, içip eğlenmek ile viski tatmak farklı şeyler. ikincisi her konu gibi zaman alan bir şey.

Nurburgring'i öğrenebilmek için 200 tur atılması gerektiği gibi düşünülebilir. 200 yeter mi ring'e bilemedim öyle kafadan yazdım şimdi.
 
Katılım
2 Eki 2023
Mesajlar
2,204
Motosikleti
Honda CB750 Hornet / Kanuni Seha 150
Viski gurmesi değilim çok iyi anlıyorum diye de bir iddam yok ama en sevdiğim alkol viski zaman içinde birçok markayı deneme imkanım oldu. Yamazaki Japon viskilerinin içinde de zaten klas bir marka, Japonya standartlarına göre pahalı ama TL'ye çevirince 3.500-4.000 TL civarı tutuyor. Hibiki ve Suntory markalarından da ortahalli olanlarını farklı davetlerde içtiğim oldu ancak onca marka arasından sadece Yamazaki'yi beğendim. Maksat sadece bir tarafla içmekse iş görür ama aradığınız keyifse, Yamazaki hariç bana göre içilmez. Ben markette satılan bazı Bourbon, Scotch, Irish, Kentucy viski markalarında bu aradığım keyfi bulabiliyorum. Ama Japonlarda sadece Yamazaki'de. Dolayısıyla kendimce bir istatistik yaptım ve Japonların genel anlamda damak tatlarının farkl olduğunu ve genele hitap edebilecek bir viski zevkleri olmadığına kanaat getirdim.

Aynı durum bira markalarında da var. Kirin, Asahi gibi markalar alışık olduğumuz tatlara kıyasla su gibi. Ama Sapporo birası var ki Efes kıvamında.
Sake konusunda zaten diyecek bir şeyim yok kendi milli içkileri ve güzeller. Her şey yerinde güzel oluyor.

Japonlar motordan anlamıyordan ziyade keyifli motor yapmaktan anlamıyorlar. Bu da benim bugüne kadarki deneyimlerime göre söylediğim şahsi fikrim. Japon markalarını çok keyifli bulanlar da olabilir kimseye laf etmiyorum. Japonlar sorunsuzlukta on numara. Ama günümüzde hala bir Toyota Corolla, Bir Suzuki Vitara vs. konfor, yalıtım, ses sistemi açılarından Avrupa standartlarına ulaşamamış durumda. Bazı markalar yeni yeni fark ediyor bazı şeylerin eksik olduğunu. Belki yıllar sonra bu açığı da kapatırlar. Japon arabalarında Lexus'u tek geçerim ama. Hem Japon sorunsuzluğu hem de Avrupalı, Amerikan araba keyfi ve konforu var. Ki o markanın ortaya çıkma hikayesi de Amerika zaten ve tasarlayanları Amerika'da lüks şartlarda yaşatıp konforlu arabalara bindirdikten sonra tasarlatmışlar. Onlar bile farkında sadece Japonya'da kalmakla Japon kafasına göre yapmakla olmuyor bu iş diye.

Motosiklette ise Japon motorları kötü olduğundan değil, keyif ve konfor unsurları Avrupalılara kıyasla bir tık aşağıda oldukları için ikinci tercihim oluyor. İlk başlarda böyle düşünmüyordum. Uzun ömürlü güven veren markaya bineceğim diye konforsuz ama sorunsuz giderim derken
zamanla farklı markalar denedikçe ve bazı Avrupalı markaların sorunsuzluk anlamında ilerleme kaydettiklerini de gördükten sonra 10 yıl daha düşük konforla sorunsuz bineceğime 5 yıl keyifle binerim diye düşünmeye başladım.

Hiçbir markayı kötülemiyorum ve hiçbir markanın savunucusu değilim. Sadece kendi şahsi fikrim Japonların güzel iş başardıklarını ancak sürüş keyfi konusunda biraz daha ilerlemeleri gerektiğini düşünüyorum.
Japonlar, bizim klişelerimizin aksine bambaşka dinamiklere, kültüre, felsefeye, düzene, ahlaka, sosyolojiye sahip bir toplum. Biz Shogun dizisiyle büyümüş bir nesiliz, o dönemden beri hayranlık duyarım Japon kültürüne. Bir dönem Japon filmleri arşivi yapmışlığım vardır falan. Dünyada atom bombasıyla yüzleşmiş tek millettir, hem de iki kez. Düşünün artık. Ve o yıkımdan sonra yine dünyanın en güçlü ekonomileri arasına girebilmiş, son derece çalışkan, disiplinli, ahlaklı insanlardır. Bir de Almanlar vardır böyle hayran olduğum. Görünen o nazik ve yumuşak yüzlerinin aksine son derece tutucu, sert, içe dönük, kapalı bir toplumdur bir yandan da. Yeme içme kültürlerinden, imparatorluk genlerine kadar bizim alıştığımız türden dinamiklere yabancıdırlar biraz. Dolayısı ile batı gözüyle (coğrafi konum olarak tabii, yoksa uygarlık ölçütü olarak çok farklı yerlerdeyiz) bakıldığında, reflekslerimiz de klişelerimizle uyumlu oluyor.

Böyle bakınca içki tercihlerinin ve tat harmanlarının bizim damak alışkanlıklarımıza "çoğunlukla" hitap etmemesi de anormal bir durum değil. Zaman zaman taktığım konulardan biri de içki kültürü idi. Bir dönem de kahveye takılmıştım. Ama bu keyiflerimin dozunu bir türlü ayarlayamayıp, hep aşırıya kaçtığımdan, bir yerde vazgeçmek durumunda kaldım. Ben de viski gurmesi sayılmam ama hatırı sayılır ölçüde tatmışlığım vardır. En sevdiğim içkidir de ayrıca. Viski özelinde sorsanız, ben de İskoç viskilerini seçerim çoğu genel durumda. Ama bu, Japon hassasiyeti ile damıtılmış özel viskilere hayranlık duymama da engel olmuyor. Tabii bunları bakkaldan alabilmemiz mümkün olmadığı için de, anca özel bir ortamda denk gelir de bir yudum tatma şansına sahip olursak deneyimleyebiliyoruz. Böyle olunca da, değerlendirmemiz hep bir eksik kalıyor.

Motorlu araçlar konusu da benzer. Bu keyif alma işinde nedense hep Toyota Corolla örneği verilir. Çünkü bizim topraklarda ulaşılabilen sınır çoğu insan için bu kadardır. Corolla, sorunsuz ama keyifsiz. Aynı argüman Honda motosikletler için de üretilir. Sağlam, sorunsuz ama keyifsiz. Toyota Corolla örneği verilir ama nedense hiç Toyota Supra'dan bahsedilmez :) Halbuki işi bilen otomobil tutkunlarının kalbinde yaşar. Supra da mı keyifsiz yani :) Peki Mitsubishi 3000GT, Mazda MX-5, Honda NSX? Bunlar da mı keyifsiz yani? Adamlar zamanında Subaru SVX diye Grand Tourismo bir model bile sürdüler piyasa yav. Bildiğiniz cadde otomobili tadındaydı. Lexus zaten Amerika piyasası için, Amerikalıların ihtiyaçlarına uygun ürettikleri bir canavar. Benim gençliğimde hayran olduğumuz çoğu spor otomobil yine bu Japonlardı. Japonlar keyifsiz araç üretiyorlar da, Avrupa'lı dediğiniz Renault, Citroen, VW çok mu keyifli araç üretiyor? Corolla'ya keyifsiz diyen kültür, Megane için ne diyor acaba? :)

Aynı durum motosiklet için de geçerli. Keyifsiz denilen araç CBR1000RR-R Fireblade SP mi, yoksa CB500 Hornet mi mesela? Ya da keyifli denilen motosiklet Panigale V4 mü yoksa, Trident 660 mı? Kısaca ben bu keyif işine marka özelinde değil, model ve tarz özelinde bakmanın çok daha objektif olacağı kanaatindeyim. Her markanın üst klasman çok özel ve keyifli ürünleri olabileceği gibi, genele hitap eden, daha ekonomik, daha sürdürülebilir ürünleri de oluyor. Kapitalist düzenin işleyişi böyle...

Ayrıca şu forumda keyif de keyif diye tutturanların (lütfen üzerinize alınmayın) hemen hiç birinin, motosikletler arasındaki minimal farkları anlayacak düzeyde ileri sürüş deneyimi insanlar olmadığa kalıbımı basarım. 3-5 kişi toplaşıp gidilen yeme içme turlarıyla veya alt sokaktaki kafeye gidişlerle anlaşılacak mesele değil. Bizler gibi sıradan kullanıcılar için keyif kavramı sürdürülebilirlikle eşdeğer oluyor çoğu zaman. Özellikle bizim gibi zor coğrafyalarda. Siz kendiniz yazdınız, daha düne kadar karşımda duran Doğan Trend, pılı pırtıyı toplayıp çekip gitti. E ben Hornet yerine o dönem aklımı çelen GSX-8S alsaydım ne olacaktı? Adamlar kendilerini öyle allayıp pullamışlardı ki, şuradan Tuono V4 Factory sarın diyesim gelmişti. "Biz butik markayız" falan, "az satarız ama bilene satarız" retorikleri :) Keyif tamam iyi güzel de, o keyfi yaşatacak aracı süremedikten sonra ne yapalım o keyfi? Nerede bana butik markayız diyen satıcılar şimdi? Servisimiz de alt katta, hiç merak etmeyin diyorlardı o zaman.

Burada ay sonu hesabı yapan insanlar, Japon motosikletlere keyifsiz diyor :) Sanırsın hepsi aristokrat aileden gelip, mürebbiyelerle büyüdü...

Tekrar yazayım, keyif işi bütüncül bir konu ve çok kişisel bir tercih. İster içki olsun, ister motosiklet. Ve bu forumda çok ciddi bir yanlı argüman üretiliyor. Bu forumu sadece üyelerin değil, yeni bir motosiklet alacak bir çok deneyimsiz sürücü adayının izlediğini unutuyorlar. Arada goy goy yapıyoruz tabii ama iş para ödemeye gelince hepimiz yüzleşiyoruz gerçeklerle. Okuyanlar bir de bu gözle baksın meseleye...
 
Katılım
24 Şub 2015
Mesajlar
1,507
Motosikleti
K 1600 GTL
Japonlar, bizim klişelerimizin aksine bambaşka dinamiklere, kültüre, felsefeye, düzene, ahlaka, sosyolojiye sahip bir toplum. Biz Shogun dizisiyle büyümüş bir nesiliz, o dönemden beri hayranlık duyarım Japon kültürüne. Bir dönem Japon filmleri arşivi yapmışlığım vardır falan. Dünyada atom bombasıyla yüzleşmiş tek millettir, hem de iki kez. Düşünün artık. Ve o yıkımdan sonra yine dünyanın en güçlü ekonomileri arasına girebilmiş, son derece çalışkan, disiplinli, ahlaklı insanlardır. Bir de Almanlar vardır böyle hayran olduğum. Görünen o nazik ve yumuşak yüzlerinin aksine son derece tutucu, sert, içe dönük, kapalı bir toplumdur bir yandan da. Yeme içme kültürlerinden, imparatorluk genlerine kadar bizim alıştığımız türden dinamiklere yabancıdırlar biraz. Dolayısı ile batı gözüyle (coğrafi konum olarak tabii, yoksa uygarlık ölçütü olarak çok farklı yerlerdeyiz) bakıldığında, reflekslerimiz de klişelerimizle uyumlu oluyor.

Böyle bakınca içki tercihlerinin ve tat harmanlarının bizim damak alışkanlıklarımıza "çoğunlukla" hitap etmemesi de anormal bir durum değil. Zaman zaman taktığım konulardan biri de içki kültürü idi. Bir dönem de kahveye takılmıştım. Ama bu keyiflerimin dozunu bir türlü ayarlayamayıp, hep aşırıya kaçtığımdan, bir yerde vazgeçmek durumunda kaldım. Ben de viski gurmesi sayılmam ama hatırı sayılır ölçüde tatmışlığım vardır. En sevdiğim içkidir de ayrıca. Viski özelinde sorsanız, ben de İskoç viskilerini seçerim çoğu genel durumda. Ama bu, Japon hassasiyeti ile damıtılmış özel viskilere hayranlık duymama da engel olmuyor. Tabii bunları bakkaldan alabilmemiz mümkün olmadığı için de, anca özel bir ortamda denk gelir de bir yudum tatma şansına sahip olursak deneyimleyebiliyoruz. Böyle olunca da, değerlendirmemiz hep bir eksik kalıyor.

Motorlu araçlar konusu da benzer. Bu keyif alma işinde nedense hep Toyota Corolla örneği verilir. Çünkü bizim topraklarda ulaşılabilen sınır çoğu insan için bu kadardır. Corolla, sorunsuz ama keyifsiz. Aynı argüman Honda motosikletler için de üretilir. Sağlam, sorunsuz ama keyifsiz. Toyota Corolla örneği verilir ama nedense hiç Toyota Supra'dan bahsedilmez :) Halbuki işi bilen otomobil tutkunlarının kalbinde yaşar. Supra da mı keyifsiz yani :) Peki Mitsubishi 3000GT, Mazda MX-5, Honda NSX? Bunlar da mı keyifsiz yani? Adamlar zamanında Subaru SVX diye Grand Tourismo bir model bile sürdüler piyasa yav. Bildiğiniz cadde otomobili tadındaydı. Lexus zaten Amerika piyasası için, Amerikalıların ihtiyaçlarına uygun ürettikleri bir canavar. Benim gençliğimde hayran olduğumuz çoğu spor otomobil yine bu Japonlardı. Japonlar keyifsiz araç üretiyorlar da, Avrupa'lı dediğiniz Renault, Citroen, VW çok mu keyifli araç üretiyor? Corolla'ya keyifsiz diyen kültür, Megane için ne diyor acaba? :)

Aynı durum motosiklet için de geçerli. Keyifsiz denilen araç CBR1000RR-R Fireblade SP mi, yoksa CB500 Hornet mi mesela? Ya da keyifli denilen motosiklet Panigale V4 mü yoksa, Trident 660 mı? Kısaca ben bu keyif işine marka özelinde değil, model ve tarz özelinde bakmanın çok daha objektif olacağı kanaatindeyim. Her markanın üst klasman çok özel ve keyifli ürünleri olabileceği gibi, genele hitap eden, daha ekonomik, daha sürdürülebilir ürünleri de oluyor. Kapitalist düzenin işleyişi böyle...

Ayrıca şu forumda keyif de keyif diye tutturanların (lütfen üzerinize alınmayın) hemen hiç birinin, motosikletler arasındaki minimal farkları anlayacak düzeyde ileri sürüş deneyimi insanlar olmadığa kalıbımı basarım. 3-5 kişi toplaşıp gidilen yeme içme turlarıyla veya alt sokaktaki kafeye gidişlerle anlaşılacak mesele değil. Bizler gibi sıradan kullanıcılar için keyif kavramı sürdürülebilirlikle eşdeğer oluyor çoğu zaman. Özellikle bizim gibi zor coğrafyalarda. Siz kendiniz yazdınız, daha düne kadar karşımda duran Doğan Trend, pılı pırtıyı toplayıp çekip gitti. E ben Hornet yerine o dönem aklımı çelen GSX-8S alsaydım ne olacaktı? Adamlar kendilerini öyle allayıp pullamışlardı ki, şuradan Tuono V4 Factory sarın diyesim gelmişti. "Biz butik markayız" falan, "az satarız ama bilene satarız" retorikleri :) Keyif tamam iyi güzel de, o keyfi yaşatacak aracı süremedikten sonra ne yapalım o keyfi? Nerede bana butik markayız diyen satıcılar şimdi? Servisimiz de alt katta, hiç merak etmeyin diyorlardı o zaman.

Burada ay sonu hesabı yapan insanlar, Japon motosikletlere keyifsiz diyor :) Sanırsın hepsi aristokrat aileden gelip, mürebbiyelerle büyüdü...

Tekrar yazayım, keyif işi bütüncül bir konu ve çok kişisel bir tercih. İster içki olsun, ister motosiklet. Ve bu forumda çok ciddi bir yanlı argüman üretiliyor. Bu forumu sadece üyelerin değil, yeni bir motosiklet alacak bir çok deneyimsiz sürücü adayının izlediğini unutuyorlar. Arada goy goy yapıyoruz tabii ama iş para ödemeye gelince hepimiz yüzleşiyoruz gerçeklerle. Okuyanlar bir de bu gözle baksın meseleye...
Yazdıklarının büyük bir kısmına katılıyorum ama keyif dediğimiz şey bir bütün. Sadece motosikleti sürerken oluşan his değil motosikleti seyrederken , selesine otururken , elini dokunduğunda sana verdiği his... bunları anlamak için de çok üst düzey sürücü olmak gerekmiyor.....
Ay sonu hesap yapmak kaliteden anlamaya engel değil. Yani hiç et yemeyen birisi iyi et ile kötü eti ayırabilir.... ;)
 
Katılım
26 Mar 2023
Mesajlar
655
Motosikleti
Kymco Skytown 125, Multistrada V2S
Japonlar, bizim klişelerimizin aksine bambaşka dinamiklere, kültüre, felsefeye, düzene, ahlaka, sosyolojiye sahip bir toplum. Biz Shogun dizisiyle büyümüş bir nesiliz, o dönemden beri hayranlık duyarım Japon kültürüne. Bir dönem Japon filmleri arşivi yapmışlığım vardır falan. Dünyada atom bombasıyla yüzleşmiş tek millettir, hem de iki kez. Düşünün artık. Ve o yıkımdan sonra yine dünyanın en güçlü ekonomileri arasına girebilmiş, son derece çalışkan, disiplinli, ahlaklı insanlardır. Bir de Almanlar vardır böyle hayran olduğum. Görünen o nazik ve yumuşak yüzlerinin aksine son derece tutucu, sert, içe dönük, kapalı bir toplumdur bir yandan da. Yeme içme kültürlerinden, imparatorluk genlerine kadar bizim alıştığımız türden dinamiklere yabancıdırlar biraz. Dolayısı ile batı gözüyle (coğrafi konum olarak tabii, yoksa uygarlık ölçütü olarak çok farklı yerlerdeyiz) bakıldığında, reflekslerimiz de klişelerimizle uyumlu oluyor.

Böyle bakınca içki tercihlerinin ve tat harmanlarının bizim damak alışkanlıklarımıza "çoğunlukla" hitap etmemesi de anormal bir durum değil. Zaman zaman taktığım konulardan biri de içki kültürü idi. Bir dönem de kahveye takılmıştım. Ama bu keyiflerimin dozunu bir türlü ayarlayamayıp, hep aşırıya kaçtığımdan, bir yerde vazgeçmek durumunda kaldım. Ben de viski gurmesi sayılmam ama hatırı sayılır ölçüde tatmışlığım vardır. En sevdiğim içkidir de ayrıca. Viski özelinde sorsanız, ben de İskoç viskilerini seçerim çoğu genel durumda. Ama bu, Japon hassasiyeti ile damıtılmış özel viskilere hayranlık duymama da engel olmuyor. Tabii bunları bakkaldan alabilmemiz mümkün olmadığı için de, anca özel bir ortamda denk gelir de bir yudum tatma şansına sahip olursak deneyimleyebiliyoruz. Böyle olunca da, değerlendirmemiz hep bir eksik kalıyor.

Motorlu araçlar konusu da benzer. Bu keyif alma işinde nedense hep Toyota Corolla örneği verilir. Çünkü bizim topraklarda ulaşılabilen sınır çoğu insan için bu kadardır. Corolla, sorunsuz ama keyifsiz. Aynı argüman Honda motosikletler için de üretilir. Sağlam, sorunsuz ama keyifsiz. Toyota Corolla örneği verilir ama nedense hiç Toyota Supra'dan bahsedilmez :) Halbuki işi bilen otomobil tutkunlarının kalbinde yaşar. Supra da mı keyifsiz yani :) Peki Mitsubishi 3000GT, Mazda MX-5, Honda NSX? Bunlar da mı keyifsiz yani? Adamlar zamanında Subaru SVX diye Grand Tourismo bir model bile sürdüler piyasa yav. Bildiğiniz cadde otomobili tadındaydı. Lexus zaten Amerika piyasası için, Amerikalıların ihtiyaçlarına uygun ürettikleri bir canavar. Benim gençliğimde hayran olduğumuz çoğu spor otomobil yine bu Japonlardı. Japonlar keyifsiz araç üretiyorlar da, Avrupa'lı dediğiniz Renault, Citroen, VW çok mu keyifli araç üretiyor? Corolla'ya keyifsiz diyen kültür, Megane için ne diyor acaba? :)

Aynı durum motosiklet için de geçerli. Keyifsiz denilen araç CBR1000RR-R Fireblade SP mi, yoksa CB500 Hornet mi mesela? Ya da keyifli denilen motosiklet Panigale V4 mü yoksa, Trident 660 mı? Kısaca ben bu keyif işine marka özelinde değil, model ve tarz özelinde bakmanın çok daha objektif olacağı kanaatindeyim. Her markanın üst klasman çok özel ve keyifli ürünleri olabileceği gibi, genele hitap eden, daha ekonomik, daha sürdürülebilir ürünleri de oluyor. Kapitalist düzenin işleyişi böyle...

Ayrıca şu forumda keyif de keyif diye tutturanların (lütfen üzerinize alınmayın) hemen hiç birinin, motosikletler arasındaki minimal farkları anlayacak düzeyde ileri sürüş deneyimi insanlar olmadığa kalıbımı basarım. 3-5 kişi toplaşıp gidilen yeme içme turlarıyla veya alt sokaktaki kafeye gidişlerle anlaşılacak mesele değil. Bizler gibi sıradan kullanıcılar için keyif kavramı sürdürülebilirlikle eşdeğer oluyor çoğu zaman. Özellikle bizim gibi zor coğrafyalarda. Siz kendiniz yazdınız, daha düne kadar karşımda duran Doğan Trend, pılı pırtıyı toplayıp çekip gitti. E ben Hornet yerine o dönem aklımı çelen GSX-8S alsaydım ne olacaktı? Adamlar kendilerini öyle allayıp pullamışlardı ki, şuradan Tuono V4 Factory sarın diyesim gelmişti. "Biz butik markayız" falan, "az satarız ama bilene satarız" retorikleri :) Keyif tamam iyi güzel de, o keyfi yaşatacak aracı süremedikten sonra ne yapalım o keyfi? Nerede bana butik markayız diyen satıcılar şimdi? Servisimiz de alt katta, hiç merak etmeyin diyorlardı o zaman.

Burada ay sonu hesabı yapan insanlar, Japon motosikletlere keyifsiz diyor :) Sanırsın hepsi aristokrat aileden gelip, mürebbiyelerle büyüdü...

Tekrar yazayım, keyif işi bütüncül bir konu ve çok kişisel bir tercih. İster içki olsun, ister motosiklet. Ve bu forumda çok ciddi bir yanlı argüman üretiliyor. Bu forumu sadece üyelerin değil, yeni bir motosiklet alacak bir çok deneyimsiz sürücü adayının izlediğini unutuyorlar. Arada goy goy yapıyoruz tabii ama iş para ödemeye gelince hepimiz yüzleşiyoruz gerçeklerle. Okuyanlar bir de bu gözle baksın meseleye...
Japonlar dediğiniz gibi bambaşka dinamiklere, kültüre, felsefeye sahipler. Ama bu noktada ben cümlenin sonuna bir de -di getirmek isterim. Evet günümüzde hala çoğu topluma göre kendilerine has takdire şayan bir disiplinleri var ancak Japonya ve Japonlar anlatıldığı ya da resmedildiği gibi çok da mükemmel değil. Japonya'da yasa işliyor. Yasanın işlemediği bir anda bir Japon da en az diğer ülkelerdeki gibi yasaları çiğnemeye çok hazır. Japon siyasetinde de keza o kadar ahlak, disiplin denilmesine ve ona göre yetiştirilmelerine rağmen usulsüzlük yaygın. Tüm dünyada olduğu gibi o kültür ve felsefe yok olmaya başladı. Yaptıkları bazı şeyleri de toplum baskısından ve geçmişten beri gelen alışkanlıklardan yapıyorlar. Japon halkı hiç mutlu bir halk değil. Özellikle şu an ciddi bir kuşak çatışması sorunu var. Ürünleri evet kaliteli, üretim prosesleri de kaliteye ve hasassiyete takıntılı oldukları için muazzam ancak bu durum ilerleyen yıllarda değişecek çünkü eski savaş sonrası ülkemizi tekrar diriltelim, her şey Japonya ve Japon halkı için diyen nesil yok olmaya başladı. Oradaki gençler mevcut düzenden, aşırı çalışmaktan, Japonya'nın yazılı olmayan kurallarından ve baskıcı toplumundan kaçıyorlar. Zaten ülkeye yabancı dolmaya başladı. Ben ilerleyen yıllarda Japon üretiminin eski hassasiyetini koruyamayacağına inanıyorum.

Damak tadı kişiden kişiye değişir o yüzden bu noktada bir şey diyemeyeceğim. Japon dışı markalarda pahalı olmasa da içimi güzel viski bulmakta zorlanmıyorum. Ama iş Japon viskisi olunca kesenin ağzını açmak gerekiyor olabilir. Japonlar zaten limited edition konseptine ya da daha fazla parayla daha özel muamele konseptine bayıldıkları için dediğiniz gibi olabilir. Yamazaki dışında diğer markaların pahalı ya da özel harmanlı olanlarını denemedim.

Kahve konusu beni Japonya'da çok şaşırttı. Ben alkol tolereleri çok yok, biraları da genelde su gibi vs. diye kahveyi de silik seviyorlardır diye düşünürken halbuki Japonların kahveden çok iyi anladıklarını gördüm. Çok güzel çekirdekten öğütülme kahve yapıyorlar.

Saydığınız Japon arabalarını deneyimlemedim o yüzden o konuda bir şey diyemeyeceğim. Corolla örneği verme sebebim kendimce ekonomi sınıfı bir Avrupalı/Amerikalı ile bir Japon'u kıyasladım. Bir taraf o paraya daha fazla şey sunuyorken ve bunu standart haline getirmişken diğer taraf tonla para verdikten sonra sana bunu sunuyor. Ben aynı paraya daha iyi konforu Avrupa ve Amerikalıda bulabiliyorken Japon'da bulamıyorum. Motosiklet konusunda da öyle. Avrupalı markaların orta sınıf modellerinde sunduğu konfor ve teknolojinin benzerini Japonlar en pahalı modellerinde sunuyor ya da yeni yeni sunmaya çalışıyorlar.

Nihayetinde dediğiniz gibi zevkler kişiden kişiye değişen bir şey. Önemli olan hangisini sevdiğin. Japon alana da neden Japon alıyorsun demem.
 
Katılım
2 Eki 2023
Mesajlar
2,204
Motosikleti
Honda CB750 Hornet / Kanuni Seha 150
keyfin bilir..... :giggle: Hatta el yükseltiyorum bunu yapmak için insan olmaya da gerek yok hayvanlar da bu ayrımı yapabiliyorlar...:)
Hayvanlarda etçil/otçul ayrımı var ama :)

Ya Alp bir şeyi beğenip dokunmak ile kalitenin ayırdına varmak arasında ciddi bir korelasyon problemi var. Bunu fark etmek için yere diz değdirerek motosiklet sürmenin gereğini savunmuyorum tabii ama en azından farklı seçenekler arasından eleme yapabilecek kadar hassas bir bakış açısını tutturabilmek gerek. Bunun için de deneyim şart.

Yoksa etrafta "kaçlık bu abiii" diye dolaşan yüzbinler var. Haa dersen ki aralarında kaç insan var, o zaman sana katılırım bak :)
 
Katılım
24 Şub 2015
Mesajlar
1,507
Motosikleti
K 1600 GTL
Hayvanlarda etçil/otçul ayrımı var ama :)

Ya Alp bir şeyi beğenip dokunmak ile kalitenin ayırdına varmak arasında ciddi bir korelasyon problemi var. Bunu fark etmek için yere diz değdirerek motosiklet sürmenin gereğini savunmuyorum tabii ama en azından farklı seçenekler arasından eleme yapabilecek kadar hassas bir bakış açısını tutturabilmek gerek. Bunun için de deneyim şart.

Yoksa etrafta "kaçlık bu abiii" diye dolaşan yüzbinler var. Haa dersen ki aralarında kaç insan var, o zaman sana katılırım bak :)
Tabi ki spektrumu daraltırsan orada deneyim, eğitim vs bir çok faktör devreye girer....
 
Katılım
2 Eki 2023
Mesajlar
2,204
Motosikleti
Honda CB750 Hornet / Kanuni Seha 150
Japonlar dediğiniz gibi bambaşka dinamiklere, kültüre, felsefeye sahipler. Ama bu noktada ben cümlenin sonuna bir de -di getirmek isterim. Evet günümüzde hala çoğu topluma göre kendilerine has takdire şayan bir disiplinleri var ancak Japonya ve Japonlar anlatıldığı ya da resmedildiği gibi çok da mükemmel değil. Japonya'da yasa işliyor. Yasanın işlemediği bir anda bir Japon da en az diğer ülkelerdeki gibi yasaları çiğnemeye çok hazır. Japon siyasetinde de keza o kadar ahlak, disiplin denilmesine ve ona göre yetiştirilmelerine rağmen usulsüzlük yaygın. Tüm dünyada olduğu gibi o kültür ve felsefe yok olmaya başladı. Yaptıkları bazı şeyleri de toplum baskısından ve geçmişten beri gelen alışkanlıklardan yapıyorlar. Japon halkı hiç mutlu bir halk değil. Özellikle şu an ciddi bir kuşak çatışması sorunu var. Ürünleri evet kaliteli, üretim prosesleri de kaliteye ve hasassiyete takıntılı oldukları için muazzam ancak bu durum ilerleyen yıllarda değişecek çünkü eski savaş sonrası ülkemizi tekrar diriltelim, her şey Japonya ve Japon halkı için diyen nesil yok olmaya başladı. Oradaki gençler mevcut düzenden, aşırı çalışmaktan, Japonya'nın yazılı olmayan kurallarından ve baskıcı toplumundan kaçıyorlar. Zaten ülkeye yabancı dolmaya başladı. Ben ilerleyen yıllarda Japon üretiminin eski hassasiyetini koruyamayacağına inanıyorum.

Damak tadı kişiden kişiye değişir o yüzden bu noktada bir şey diyemeyeceğim. Japon dışı markalarda pahalı olmasa da içimi güzel viski bulmakta zorlanmıyorum. Ama iş Japon viskisi olunca kesenin ağzını açmak gerekiyor olabilir. Japonlar zaten limited edition konseptine ya da daha fazla parayla daha özel muamele konseptine bayıldıkları için dediğiniz gibi olabilir. Yamazaki dışında diğer markaların pahalı ya da özel harmanlı olanlarını denemedim.

Kahve konusu beni Japonya'da çok şaşırttı. Ben alkol tolereleri çok yok, biraları da genelde su gibi vs. diye kahveyi de silik seviyorlardır diye düşünürken halbuki Japonların kahveden çok iyi anladıklarını gördüm. Çok güzel çekirdekten öğütülme kahve yapıyorlar.

Saydığınız Japon arabalarını deneyimlemedim o yüzden o konuda bir şey diyemeyeceğim. Corolla örneği verme sebebim kendimce ekonomi sınıfı bir Avrupalı/Amerikalı ile bir Japon'u kıyasladım. Bir taraf o paraya daha fazla şey sunuyorken ve bunu standart haline getirmişken diğer taraf tonla para verdikten sonra sana bunu sunuyor. Ben aynı paraya daha iyi konforu Avrupa ve Amerikalıda bulabiliyorken Japon'da bulamıyorum. Motosiklet konusunda da öyle. Avrupalı markaların orta sınıf modellerinde sunduğu konfor ve teknolojinin benzerini Japonlar en pahalı modellerinde sunuyor ya da yeni yeni sunmaya çalışıyorlar.

Nihayetinde dediğiniz gibi zevkler kişiden kişiye değişen bir şey. Önemli olan hangisini sevdiğin. Japon alana da neden Japon alıyorsun demem.
Sadece Japonlarda değil, hemen tüm yeni nesil toplumlarda benzer sosyolojik değişimler var. Bu biraz da yeni dünya düzeninin getirdiği vahşi tüketim mekanizmasının yarattığı bir olgu. Hemen hiç birimiz muaf olamıyoruz bu girdaptan. Ancak yine de Japonlar gibi bazı köklü toplumlar bu kapitalist mekanizmanın dişlilerini tarihsel dinamikleri ile aşabiliyorlar. En azından şimdilik. Hepsi belki mutlu olmasa da, toplumsal ayrışmayı tetikleyecek denli bir problem yok. Çünkü iyi kötü işleyen bir demokrasi ve kurallar bütünü içinde yaşıyorlar ve bu disiplini de bozmuyorlar. Hiç değilse, üretim mekanizmalarında dalavereye ihtiyaç duymuyorlar. Ürettikleri ürünlere güveni sarsacak herhangi bir aksiyona izin vermiyorlar. Ve her ekonomik seviyeye uygun bir dünya markaları var.

Otomobil, motosiklet, vs. meselesini uzatmayacağım artık. Ben, keyif işi zaten bütüncül bir konu ve çok kişisel bir tercih dedim yukarıda. Büyük oranda da para ile ölçülen bir değişken maalesef. Para varsa alınan keyif değişir, yoksa keyif alan değişir :) Tartışırız tabii de, foruma faydası dokunmaz sanki...

Ben de insanların tercihlerini sorgulama taraftarı değilim elbet, itirazım, Japon motosikletlerden de keyif alanlara maraba muamelesi yapılmasına :)
 
Katılım
26 Mar 2023
Mesajlar
655
Motosikleti
Kymco Skytown 125, Multistrada V2S
Ben de insanların tercihlerini sorgulama taraftarı değilim elbet, itirazım, Japon motosikletlerden de keyif alanlara maraba muamelesi yapılmasına :)
Estağfurullah Japon motosikletlerine tabi ki bir lafım yok. Körü körüne hiçbir markaya bağımlı değilim.

Retro motor kullanacaksam tercihim Triumph olur mesela. Motor haritalandırması, düşük devirdeki sürüş konforu ve keyfi, egzoz sesi benim için muazzam. Gidip Neo Retro kategorisindeki XSR 700, CB650R vs almam. Ya da görüntü Cruiser ama motor haritalandırması ve egzoz sesi naked olan Eliminator gibi bir şey almam. Hatta Ducati Scrambler da almam sırf Ducati diye çünkü o motorun da ergonomisi, sesi ve gereksiz ısınması hoşuma gitmiyor.
Şehir içinde günlük kullanımda Honda ADV 350'dir tercihim. Tam olarak bir scooter diyemesek de o kategori altında satılıyor. Mesela o da bana hiçbir scooter'ın veremediği keyfi verir. Süspansiyonu, gidonu ve gidişi çok hoşuma gider.
Çok amaçlı hem uzun yolda hem gazlamada kullanacağım bir motor istiyorsam BMW, Triumph değil bana en çok keyif veren Ducati Multistrada'yı seçerim. Özellikle de yeni kasanın hafif ve kıvrak oluşu, ergonomisi, kontrada viraj yapmaya çok istekli oluşu, gaz tepkimeleri çok hoşuma gitti. Bu kategoride mesela BMW ve Triumph da tercih etmiyorum. (Suzuki henüz deneme şansım olmadı)

Ama benim Japonlarda anlamlandıramadığım, performansı, virajı güzel olsa da ergonomi, konfor veya sunduğu teknoloji bakımından eksik kalabiliyor. Ya da tam tersi. Japon markalar kalite kontrole, sorunsuzluğa önem veriyorlar evet ama sanki araç üretirken işin konfor ve teknoloji kısmını çok önemsemiyorlar gibi geliyor bana. Bu açığı kapatmaları gerektiğine inanıyorum.

En azından şimdilik. Hepsi belki mutlu olmasa da, toplumsal ayrışmayı tetikleyecek denli bir problem yok.
Yakın gelecekte bu durum değişebilir. Japonlar tabiri caizse ölene kadar çalışıyorlar. Siyaset koltuğunda da hep yaşlılar var. Siyasetle ilgilenen halk dilimi de hep yaşlı kesim. Dolayısıyla siyasetçilerin propagandaları hep yaşlılara yönelik oluyor. Gençler çalışıp çalışıp yaşlılar adına sigorta sistemine destek olmaktan bıkmış haldeler. Japonya'daki katı toplumsal kuralların ve mahalle baskısının anormal olduğunun farkındalar. Ve şu an Singapur'a ciddi bir genç beyin göçü akımı var.
Japonya yeterince iş gücü bulamadığı için o açığı hep yurt dışından, Çin'den, Hindistan'dan kapamaya çalışıyor ama bu da ülkenin demografik yapısını değiştirmeye başlıyor. Öte yandan ahlaklı ve disiplinli zannettiğimiz Japonya Tokyo gibi metropol şehirlerin dışındaki taşra kasabaları tamamen boşlamış durumda. O bölgeleri hükümet topladığı parayla depreme dayanıklı hale getirmek için çabalamıyor ya da insanların köylerini kasabalarını terk etmemesi için teşviklerde bulunmuyor. Bu yüzden ülke içinde büyük şehirlere ciddi bir göç var.
Dış siyaset dersen yeni Başbakan Takaichi ablamız zaten yabancı karşıtı bir politikayı savunuyor. Hem yabancılar gelmese de olur diyor ama iş gücü bulamayınca da yabancıları kabul etmek zorunda kalıyor. Bir yandan Çin'e kafa tutuyor. Gençlerin zaten siyasetle ilgisi yok tüm bu sorunlardan bunalmışlar yemişim Japonya'yı da aşırı disiplininizi de vs. diyorlar.
Dışarıdan bir turist olarak gidince evet muazzam bir ülke. Trenler dakik. Birkaç saniye gecikme olsa görevliler herkesten tek tek özür diliyor, çok ahlaklılar vs. ama içeriden bakınca bu insanlar o kadar katı bir düzenin içinde yaşıyorlar ki hep "Elalem ne der", "Dışlanırım", "İmajım zedelenir" korkularıyla istemedikleri hayatlarda yaşıyorlar. Bizim çok disiplinli ve ahlaklı olarak yorumladığımız şey aslında içten içe Japonların intihar etme sebebi. Karşıdan karşıya geçerken eğer ara sokaktaysanız bir Japon ona kırmızı da yansa karşıya geçer. Ama bir yabancı gördüğü an sizi fark edince hemen adımını geri çeker, bakar gözlemler, eğer siz kırmızıda geçerseniz o da geçmeye başlar. Her şey imajdan ibaret. Yurt dışındaki imajlarını da çok önemsiyorlar ama Japonlar tamamiyle çıkarcı, duyguyla değil mantıkla hareket eden ve toplumsal bazı kuralların içine sıkışmış aşırı bastırılmış bir toplum. Bir salsak Türkiye'den beter olurlar. Japonya bazı iç meselelerini dış dünyaya ya da medyaya yansıtmaz, yansımaması için de elinden geleni yapar. Ama asıl Japonya ve Japon halkı görünenden çok farklı. Türkiye'den farklı olarak evet büyük bir ekonomik güç, teknolojinin ve inovasyonun tavan yaptığı bir ülke. Ama o ülkenin de farklı sorunları var ve bunlara bir önlem almazsa ekonomiden değil başka şeylerden ötürü özelliğini yitirecek.
 
Katılım
2 Eki 2023
Mesajlar
2,204
Motosikleti
Honda CB750 Hornet / Kanuni Seha 150
Niye horladın fıstıkla birayı
Ortalığı fişekleyeyim diye :)
Mesaj otomatik olarak birleştirildi:

Yakın gelecekte bu durum değişebilir. Japonlar tabiri caizse ölene kadar çalışıyorlar. Siyaset koltuğunda da hep yaşlılar var. Siyasetle ilgilenen halk dilimi de hep yaşlı kesim. Dolayısıyla siyasetçilerin propagandaları hep yaşlılara yönelik oluyor. Gençler çalışıp çalışıp yaşlılar adına sigorta sistemine destek olmaktan bıkmış haldeler. Japonya'daki katı toplumsal kuralların ve mahalle baskısının anormal olduğunun farkındalar. Ve şu an Singapur'a ciddi bir genç beyin göçü akımı var.
Japonya yeterince iş gücü bulamadığı için o açığı hep yurt dışından, Çin'den, Hindistan'dan kapamaya çalışıyor ama bu da ülkenin demografik yapısını değiştirmeye başlıyor. Öte yandan ahlaklı ve disiplinli zannettiğimiz Japonya Tokyo gibi metropol şehirlerin dışındaki taşra kasabaları tamamen boşlamış durumda. O bölgeleri hükümet topladığı parayla depreme dayanıklı hale getirmek için çabalamıyor ya da insanların köylerini kasabalarını terk etmemesi için teşviklerde bulunmuyor. Bu yüzden ülke içinde büyük şehirlere ciddi bir göç var.
Dış siyaset dersen yeni Başbakan Takaichi ablamız zaten yabancı karşıtı bir politikayı savunuyor. Hem yabancılar gelmese de olur diyor ama iş gücü bulamayınca da yabancıları kabul etmek zorunda kalıyor. Bir yandan Çin'e kafa tutuyor. Gençlerin zaten siyasetle ilgisi yok tüm bu sorunlardan bunalmışlar yemişim Japonya'yı da aşırı disiplininizi de vs. diyorlar.
Dışarıdan bir turist olarak gidince evet muazzam bir ülke. Trenler dakik. Birkaç saniye gecikme olsa görevliler herkesten tek tek özür diliyor, çok ahlaklılar vs. ama içeriden bakınca bu insanlar o kadar katı bir düzenin içinde yaşıyorlar ki hep "Elalem ne der", "Dışlanırım", "İmajım zedelenir" korkularıyla istemedikleri hayatlarda yaşıyorlar. Bizim çok disiplinli ve ahlaklı olarak yorumladığımız şey aslında içten içe Japonların intihar etme sebebi. Karşıdan karşıya geçerken eğer ara sokaktaysanız bir Japon ona kırmızı da yansa karşıya geçer. Ama bir yabancı gördüğü an sizi fark edince hemen adımını geri çeker, bakar gözlemler, eğer siz kırmızıda geçerseniz o da geçmeye başlar. Her şey imajdan ibaret. Yurt dışındaki imajlarını da çok önemsiyorlar ama Japonlar tamamiyle çıkarcı, duyguyla değil mantıkla hareket eden ve toplumsal bazı kuralların içine sıkışmış aşırı bastırılmış bir toplum. Bir salsak Türkiye'den beter olurlar. Japonya bazı iç meselelerini dış dünyaya ya da medyaya yansıtmaz, yansımaması için de elinden geleni yapar. Ama asıl Japonya ve Japon halkı görünenden çok farklı. Türkiye'den farklı olarak evet büyük bir ekonomik güç, teknolojinin ve inovasyonun tavan yaptığı bir ülke. Ama o ülkenin de farklı sorunları var ve bunlara bir önlem almazsa ekonomiden değil başka şeylerden ötürü özelliğini yitirecek.
Viskiden girdik, Japonya analizinden çıktık :)

Latife bir yana, yazdıklarınızın bir kısmına aşinayım ama daha derinlemesine açıklamalarınız için teşekkürler. Görünmeyen taraf çoğunlukla ezber bozuyor birçok durumda. Uygarlık ve refahın ciddi bir bedeli de oluyor haliyle. Değişen sosyolojik yapı da eski nesil kadar esnek davranamıyor değişen koşullarda. Bizde de savaşa girmesek bile, savaş koşullarını dolaylı yaşamış kesim ile yeni kuşaklar arasında ciddi bir görüş farkı vardı. Çok da normal bir durum. Teknoloji eskiden de ilerliyordu ama son 20 yılda bu hız arşa vardığı için, tüm toplumsal davranış biçimlerini öyle veya böyle etkiledi. Gençler eskisi gibi yetinmiyorlar, çok çabuk tüketiyorlar, hem ilişkileri hem de ürünleri. Bu döngü, beraberinde vahşi çalışma koşullarını, duygusal yozlaşmayı, toplumsal ayrışmayı tetikliyor. Bizim gibi Akdeniz toplumlarının kodlarındaki rahatlık ve aile yapısı belki bir nebze daha kolay adaptasyon sağlıyor yeni duruma ama daha disiplinli ve kuralcı memleketlerde bireysel çöküşlere sebep olabiliyor.

Keyif aldım sohbetten doğrusu. Hırbo doğrudan olmasa da, dolaylı olarak fayda sağlıyor hala foruma :)
 
Son düzenleme:
Katılım
7 Kas 2016
Mesajlar
9,800
Motosikleti
Suzuki Vstrom DL650 XT, Yamaha X max 250
Estağfurullah Japon motosikletlerine tabi ki bir lafım yok. Körü körüne hiçbir markaya bağımlı değilim.

Retro motor kullanacaksam tercihim Triumph olur mesela. Motor haritalandırması, düşük devirdeki sürüş konforu ve keyfi, egzoz sesi benim için muazzam. Gidip Neo Retro kategorisindeki XSR 700, CB650R vs almam. Ya da görüntü Cruiser ama motor haritalandırması ve egzoz sesi naked olan Eliminator gibi bir şey almam. Hatta Ducati Scrambler da almam sırf Ducati diye çünkü o motorun da ergonomisi, sesi ve gereksiz ısınması hoşuma gitmiyor.
Şehir içinde günlük kullanımda Honda ADV 350'dir tercihim. Tam olarak bir scooter diyemesek de o kategori altında satılıyor. Mesela o da bana hiçbir scooter'ın veremediği keyfi verir. Süspansiyonu, gidonu ve gidişi çok hoşuma gider.
Çok amaçlı hem uzun yolda hem gazlamada kullanacağım bir motor istiyorsam BMW, Triumph değil bana en çok keyif veren Ducati Multistrada'yı seçerim. Özellikle de yeni kasanın hafif ve kıvrak oluşu, ergonomisi, kontrada viraj yapmaya çok istekli oluşu, gaz tepkimeleri çok hoşuma gitti. Bu kategoride mesela BMW ve Triumph da tercih etmiyorum. (Suzuki henüz deneme şansım olmadı)

Ama benim Japonlarda anlamlandıramadığım, performansı, virajı güzel olsa da ergonomi, konfor veya sunduğu teknoloji bakımından eksik kalabiliyor. Ya da tam tersi. Japon markalar kalite kontrole, sorunsuzluğa önem veriyorlar evet ama sanki araç üretirken işin konfor ve teknoloji kısmını çok önemsemiyorlar gibi geliyor bana. Bu açığı kapatmaları gerektiğine inanıyorum.


Yakın gelecekte bu durum değişebilir. Japonlar tabiri caizse ölene kadar çalışıyorlar. Siyaset koltuğunda da hep yaşlılar var. Siyasetle ilgilenen halk dilimi de hep yaşlı kesim. Dolayısıyla siyasetçilerin propagandaları hep yaşlılara yönelik oluyor. Gençler çalışıp çalışıp yaşlılar adına sigorta sistemine destek olmaktan bıkmış haldeler. Japonya'daki katı toplumsal kuralların ve mahalle baskısının anormal olduğunun farkındalar. Ve şu an Singapur'a ciddi bir genç beyin göçü akımı var.
Japonya yeterince iş gücü bulamadığı için o açığı hep yurt dışından, Çin'den, Hindistan'dan kapamaya çalışıyor ama bu da ülkenin demografik yapısını değiştirmeye başlıyor. Öte yandan ahlaklı ve disiplinli zannettiğimiz Japonya Tokyo gibi metropol şehirlerin dışındaki taşra kasabaları tamamen boşlamış durumda. O bölgeleri hükümet topladığı parayla depreme dayanıklı hale getirmek için çabalamıyor ya da insanların köylerini kasabalarını terk etmemesi için teşviklerde bulunmuyor. Bu yüzden ülke içinde büyük şehirlere ciddi bir göç var.
Dış siyaset dersen yeni Başbakan Takaichi ablamız zaten yabancı karşıtı bir politikayı savunuyor. Hem yabancılar gelmese de olur diyor ama iş gücü bulamayınca da yabancıları kabul etmek zorunda kalıyor. Bir yandan Çin'e kafa tutuyor. Gençlerin zaten siyasetle ilgisi yok tüm bu sorunlardan bunalmışlar yemişim Japonya'yı da aşırı disiplininizi de vs. diyorlar.
Dışarıdan bir turist olarak gidince evet muazzam bir ülke. Trenler dakik. Birkaç saniye gecikme olsa görevliler herkesten tek tek özür diliyor, çok ahlaklılar vs. ama içeriden bakınca bu insanlar o kadar katı bir düzenin içinde yaşıyorlar ki hep "Elalem ne der", "Dışlanırım", "İmajım zedelenir" korkularıyla istemedikleri hayatlarda yaşıyorlar. Bizim çok disiplinli ve ahlaklı olarak yorumladığımız şey aslında içten içe Japonların intihar etme sebebi. Karşıdan karşıya geçerken eğer ara sokaktaysanız bir Japon ona kırmızı da yansa karşıya geçer. Ama bir yabancı gördüğü an sizi fark edince hemen adımını geri çeker, bakar gözlemler, eğer siz kırmızıda geçerseniz o da geçmeye başlar. Her şey imajdan ibaret. Yurt dışındaki imajlarını da çok önemsiyorlar ama Japonlar tamamiyle çıkarcı, duyguyla değil mantıkla hareket eden ve toplumsal bazı kuralların içine sıkışmış aşırı bastırılmış bir toplum. Bir salsak Türkiye'den beter olurlar. Japonya bazı iç meselelerini dış dünyaya ya da medyaya yansıtmaz, yansımaması için de elinden geleni yapar. Ama asıl Japonya ve Japon halkı görünenden çok farklı. Türkiye'den farklı olarak evet büyük bir ekonomik güç, teknolojinin ve inovasyonun tavan yaptığı bir ülke. Ama o ülkenin de farklı sorunları var ve bunlara bir önlem almazsa ekonomiden değil başka şeylerden ötürü özelliğini yitirecek.
Bu anlattıklarınız tam da faşizm denen şeyin kitabi bir tarifi ki son seçtikleri başbakan da tam o taraftan.
Yani tamam japonlar kaliteli ürünler üretiyorlar ama bu japon halkını güzellemeye neden olmasın, geleneklerine bağlılık dediğimiz şey tam bir feodal düzen, 2. dünya savaşı sonrası tam kapitalizme geçince de bunu aynen korudular. 2. dünya savaşı sırasında yaptıkları yanında zaten alman nazileri melek gibi kalır. Yani japon ürünlerini sevelim, ama çok da japon kültürü güzellemeye gerek yok. İlla ki japon seveceksek oradaki muhalefet yapmaya çalışan bu gidişata karşı çıkan muhalif genç japonları sevelim.
 
Katılım
26 Mar 2023
Mesajlar
655
Motosikleti
Kymco Skytown 125, Multistrada V2S
Keyif aldım sohbetten doğrusu. Hırbo doğrudan olmasa da, dolaylı olarak fayda sağlıyor hala foruma :)
Ben de keyif aldım açıkçası.
Dediğiniz doğru biz daha kolay adapte oluyoruz değişen koşullara. Yeni nesil olmayıp Japonya'dan kaçarak Türkiye'ye yerleşen Japon tanıdıklarım da var. Onlar da Japonya'ya bir türlü ayak uyduramadıkları için burada yaşıyorlar. Laf aramızda şu an çalıştığım yerdeki Japon meslektaşım da görev süresi dolduğu için Japonya'ya dönmek zorunda kaldı ve hiç dönmek istemiyordu. Çok fazla olumsuzluklardan bahsettim tab iki olumlu yanları da var Japonya'nın ve Japonların. Ama bizim insanımız "Japonlar kardeşimizz, biz benzer toplumlarız, eve girmeden önce ayakkabılarımızı çıkarırız, taharet musluklarımız var" diye körü körüne Japonları sevdiği için ve her fırsatta on yıllardır sürekli Ertuğrul Fırkateyni vakası anlatıldığı için bir nebze daha mantıkla yaklaşmamız gerektiğini anlatmak istedim. Bunu doğrudan size değil genele hitaben yazıyorum.
Mesaj otomatik olarak birleştirildi:

Bu anlattıklarınız tam da faşizm denen şeyin kitabi bir tarifi ki son seçtikleri başbakan da tam o taraftan.
Yani tamam japonlar kaliteli ürünler üretiyorlar ama bu japon halkını güzellemeye neden olmasın, geleneklerine bağlılık dediğimiz şey tam bir feodal düzen, 2. dünya savaşı sonrası tam kapitalizme geçince de bunu aynen korudular. 2. dünya savaşı sırasında yaptıkları yanında zaten alman nazileri melek gibi kalır. Yani japon ürünlerini sevelim, ama çok da japon kültürü güzellemeye gerek yok. İlla ki japon seveceksek oradaki muhalefet yapmaya çalışan bu gidişata karşı çıkan muhalif genç japonları sevelim.
Konunun derinine inersek, nasıl Türkler her dine girip çıkmış eski çağlardan bu yana, Japonlar da bir ara aklına gelen her şeyi denemişler :D
1900'lü yıllarda buna Panislamist bir ideoloji ile tüm islam dünyasını Japonya altında toplamaya çalışmak dahil. Ama işe yaramamış vazgeçmişler.
Osmanlı döneminde sözde müslüman olan ve islamı seçen bir Japon da var, ismi Nakao, islamiyeti kabul ettikten sonraki adı Muhammed Hilmi Nakao. Asıl amaç istihbarat ajanlığı. istanbul'da bir yerde mezarlığı da olması lazım.
 
Son düzenleme:
Katılım
14 Ocak 2023
Mesajlar
661
Motosikleti
yok:(
Bu anlattıklarınız tam da faşizm denen şeyin kitabi bir tarifi ki son seçtikleri başbakan da tam o taraftan.
Yani tamam japonlar kaliteli ürünler üretiyorlar ama bu japon halkını güzellemeye neden olmasın, geleneklerine bağlılık dediğimiz şey tam bir feodal düzen, 2. dünya savaşı sonrası tam kapitalizme geçince de bunu aynen korudular. 2. dünya savaşı sırasında yaptıkları yanında zaten alman nazileri melek gibi kalır. Yani japon ürünlerini sevelim, ama çok da japon kültürü güzellemeye gerek yok. İlla ki japon seveceksek oradaki muhalefet yapmaya çalışan bu gidişata karşı çıkan muhalif genç japonları sevelim.
Anime kızları gerçekmiş espresso abi ben onları daha çok seviyorum

5I1Hc7.gif
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst