Herkese merhaba,
Muhtemelen hiç bir zaman tercih etmeyeceğim markalardan birisi de Moto Guzzi.
Hatta büyük konuşmayayım ama hiç bir İtalyan motosikletini de para verip alacağıma ihtimal vermiyorum yani.
Piaggio grup altındaki Vespa, Aprilia, Moto Guzzi, Derbi ve MV Agusta, Lambretta, Ducati gibi diğer İtalyanlar da bana uzak olsun diyecek kadar mesafeliyim İtalyanlara.
Otomotiv kısmından birkaç nahoş deneyimimden ayrı olarak özellikle istendiğinde detaylara gösterdikleri özen ve performans açısından adlarına şiirler yazılacak derecede iddialı modelleri olsa da gözle görünmeyen bir yerlerde bir "ucuza kaçma" ve/veya "günü kurtarmalık iş yapma" Akdenizliliği barındırdıklarını düşünüyorum.
Tüm Fransız ve İtalyan otomotiv sektörünü içine alacak kadar büyük bir endüstri için benzer duygular besliyorum hatta.
İtalyan ve Fransızların planlı eskitme (planned obsolescence) fikrini kalben benimseyip can'ı gönülden desteklediklerini, ve hatta bu konuda Alman üreticilerini yanlarına alıp 2000'lerden (belki daha da öncesinden) itibaren ürettikleri araçlardaki bazı parça ve komponentlerin belli bir yaş ya da kilometrede yıpranacak/bozulacak şekilde ömrünü tamamlayıp pahalı tamirat ve parça değişimleri gerektirmeleri ve bundan dolayı da zaten ikinci elin para etmemesi yüzünden tüketicilerin ellerindeki taşıtları elden çıkarıp yeni taşıt alarak Avrupa ekonomisinin çarklarını döndürmeye katkıda bulunmayı harfiyen yerine getirdiklerini de düşünüyorum.
Hatta bu 3 millete ait üreticilerin planlı eskitme konusunda ortak adım attığına inancım tam.
Büyük resmi gördüm yani.
Buna Japonlar da otomobil kısmında bazı marka ve modellerle girdiler maalesef.
Ama yine de Avrupalıların hızına yetişemezler gibime geliyor.
Neyse, konu Moto Guzzi'den açıldı.
Marka lehine veya aleyhine çok kaliteli mesajlar yazılmış konu altında.
... deyip olayı tekrar genele bağlayayım:
Amerika hariç neredeyse tüm dünya otomotiv endüstrisi (savaşta yerle bir olan Avrupa ve Japonya yani) 2. dünya savaşının ardından elde kalan malzemeler ve mevcut - kolay ulaşabilecekleri hammaddeleri kullanarak kendi toplumlarının mobilite ihtiyaçlarını gidermek için üretime başladılar ve bu sırada da ihtiyaçların yanında ayrıca gerek coğrafi öncelikler/kısıtlamalar ve gerekse de artistik kaygılarla çeşitli dizaynları benimseyip o yoldan yürüdüler.
Bu hususta İtalyanlara ağırlıklı olarak daracık sokaklarda rahatça ilerleyebilecekleri, milletin satın alırken zorlanmayacağı, hafif, küçük, pratik modeller üretme düştü.
Ama zaman içinde bir yandan da performans açısından çok güçlü modellere de yöneldiler.
Ve tabii Rönesansın doğduğu toprakların çocukları olarak dünya estetiğine yön vermiş meşhur sanatçı yönlerini de bazı dizaynlarda öne çıkarıp göze müthiş hitap eden, daha kaliteli malzemelerden ve güzel bir işçilikle bezenmiş modeller de ürettiler.
Bildiğim kadarıyla Moto Guzzi de bu modeller arasında belki de en çok öne çıkanlardan olmuştur.
Ama bir yandan da bir dönem Arçelikle birlikte ülkemizde üretimi de yapılmış olan triportörler de ilk başlarda Moto Guzzi ve Piaggio olarak da 1960'lı yıllardan itibaren işlevsellik ve pratiklikleriyle ülkemizin araç parkına girmişlerdir.
1965 Moto Guzzi Ercole
Moto Guzzinin tarihinden birkaç çok fonksiyonlu araç:
https://petrolicious.com/blogs/articles/this-moto-guzzi-may-be-the-most-tasteful-truck
Sonuç: Moto Guzzi alıp, binip, keyfini çıkaran gözü kara motorcu dostlarımıza selam olsun.
