Bu tür meselelerde yazmayı pek sevmiyorum. Dilim keskinleşiyor, zihnim aklımı izlemiyor. Fevrileşiyorum çabucak...
Sorun şu ki; biz toplum olarak kent yaşamını bilmiyoruz. Bunu defalarca farklı ortamlarda dile getirdim/getiriyorum. Tekrar edeyim, biz kent yaşamını bilmiyoruz...bu yönde herhangi bir pratiğimiz yok. Olanı da zaten en fazla 50 yıllık. Uygarlığımız boyunca kent kurmamışız, kırsalda yaşamışız, göç etmişiz, yerleşik yaşamın normlarını içselleştirmemişiz. Cumhuriyet ile birlikte hafif silkinir gibi olmuşuz ama yine kent kurmayı becerememişiz. Köyü kente taşımız. Dolayısı ile kent kültürünü, kent ulaşımını, kent kurallarını bilmiyoruz. Etrafınıza, gittiğiniz şehirlere, ilçelere, kasabalara bir bakın. Hepsi birbirine benzer, hepsi tornadan çıkmış gibidir. Birkaç istisna hariç, hemen hiçbirinin bir kimliği yoktur. Olanı da zaten tarihsel süreçte farklı kültürlerle şekillenmiştir. Kendinizi düşünün, en fazla 2 nesil önce kentte yaşayan kaç akrabanız var?
Böyle olunca kent trafiği de bizde kaos oluyor. Çünkü henüz motorlu araç kültürünü, nasıl kullanmamız gerektiğini, yolda nasıl davranmamız gerektiğini, yaya haklarını, trafik kurallarını, saygıyı, hakkı, bilmiyoruz...yaya geçidinde durmuyoruz, trafik ışıklarında beklemeye tahammülümüz yok, hız sınırları bize zul geliyor, istediğimiz yere park etmeyi hak görüyoruz, şerit çizgilerine süs diye bakıyoruz, kullandığımız aracı ego tatmini olarak görüyoruz, vs. Dedelerimiz 50 yıl önce köyde nasıl eşşek kullanıyorsa, biz de şimdi kentlerde öyle otomobil kullanıyoruz...
E haliyle, her gün izlediğimiz bu iğrenç vahşet, artık normalize edilmiş oluyor. Hepimiz evden çıkarken nasıl döneceğimiz endişesi ile yaşıyoruz. Tam bir az gelişmiş (hatta gelişmemiş) toplum dinamiği. Uygarlık evriminin henüz başındayız. Daha gidecek çok yolumuz var. Bu forumda kimse o yolun sonunu da görmez...