iki kelimeyle :
teessüf ederim
o kadar yoldan geleceksiniz,Çorlu orduevine giderken 100 m yakınımdan gececeksiniz ve uğramayacaksınız
İntikam soğuk yenen bir yemektir
İntikamım ağır olacak Selçuk.
Savaş bey bilseydim uğramazmıydım.. 1 bardak sıcak çay içmek gibisi yoktur... Şimdilik kusurumuza bakmayınız... Ama yine Trakyaya süreceğim o zaman muhakkak.. Teşekkür ederim...:rendeer:
---------- Mesaj ekleme zamanı: 13:37 ---------- İlk mesajı ekleme zamanı 13:34 ----------
5.GÜN EDİRNE SÜRÜŞ YOK
Bugün sürüş yok… Tarihi kentimiz olan Edirne’mizi gezmek var.. Oldum olası Osmanlı’ya hayranımdır.. Yaşayışları, kültürü, şehirciliği hep hoşuma gitmiştir. Bunun için Bursa, İstanbul ve Edirne favorilerim arasında sayılır..
İşte Selimiye…
Sabah uyanır uyanmaz otelimizde kahvaltıyı müteakip kendimiz dışarı atarız.. Malum Edirne’de ki meşhur 3 adet cami ve kapalı çarşıları var… Bir nevi küçük İstanbul yani.. Osmanlının Edirneyi neden başkent ettiğini hep düşünmüşümdür.. Sanırım Avrupayı komple feth etme düşüncesi vardı…
İşte ilk resim Mimar Sinan’ın ustalık eseri.. Selimiye….
Gerçekten muhteşem.. Çok etkilendim.. İnanın insanın dua edip namaz kılası geliyor..
Ezan çok hoş okunuyor. Huşu içinde etkiliyor insanı.. Birde böyle ezan sesi beni Antakya’da etkilemişti.. Çok dindar biri sayılmam ama inanın akşam namaza gidip namaz kılmıştım. Ama birde gelin görün ki; bazı şehirlerde öyle bir ezan okunuyor ki; yangın yada deprem anonsu gibi.
Bırakın insanın camiye gitmesi, allah günah yazmasın bitsede kurtulsak diyoruz..
Eski Cami, bence Selimiyeden daha etikili idi.. İçerisindeki kolonlar çok daha haşmetli idi..
Birkaç kare resim….
Kırmızılı benim….
Bu arada bu Osmanlı Cumbalı evlerine bayılıyorum yahu.. Ne kadar estetik ne kadar kibar, ne kadar hoş… Şimdiki şehirlerimizdeki hilkat garibesi binalarımızın yanında yeni gelin gibiler…
Hey gidi Koca Sinan…
Zamanı gelmişken bir anektod.. Osmanlıdaki 3 kıtaya yayılmasına sebeb olan zihin yapısının bir örneği…
Selimiye Camii henüz bitmiştir ki; çevre düzenlemesi etrafında Koca Sinan Camiye uzaktan bakmaktadır.. Bu ara 7 yaşındaki Edirne’li bir çocuk Sinan’ın yanına yaklaşır…
Çocuk; Bu Caminin sağdaki minaresinde yamukluk var…
Mimar Sinan; Öyle mi? Ben göremedim…
Çocuk; İşte bak sağınadakinde eğrilik var..
Mimar Sinan; Hımmm… Haklısın galiba.. Dur düzeltelim diyince Koca Sinan’ın etrafındakiler olaya anlam veremez. Ama karşıda duramazlar…
Sinan; Halat getirin.. Minareden aşağıya salın.. İki adamda halattan diğer tarafa asılsınlar…
Sinan; Çocuk düzeldi mi?
Çocuk; I-ııhh.. Az daha…
Sinan; Asılın ha gayret…
Etrafındakiler şok içindedirler… Yapılana anlam veremezler..
Çocuk; Evet, evet düzeldi Mimar efendi…
Sinan; Saolasın evlad bak şimdi daha güzel oldu…
Aslında minarede sorun yoktur… Sinan küçük çocuğun yaratıcılığını yok etmemek için onu kırmadan dediklerini yapmış aynı zamanda Cami eğri diye çıkabilecek dedikoduları da kibarca bertaraf etmiştir.… 21. yy ise sorun kafalarda… Herşeyin en iyisini yaptığımız sanırız ama herşeyde sonuncuyuzdur.. Nedenleri üzerine düşünmeyiz. Hata kabul etmeyiz, özür dilemeyi küçülme sanırız, kendimizi en uyanık ve zeki görürüz. Ama sonuçlar hep ortadadır.. Yabancı birisi demişti ki; hala kulaklarımda ve beni 1 hafta bu toplum üzerine düşünmeme neden olmuştu..
Bir röportajda;
Spiker; Türkiye deki futbolu nasıl buluyorsunuz?
Yabancı Teknik Adam; “Dünyada bir şeyi bu kadar sevipte, bu şey hakkında bu kadar geri kalan bir toplum daha yeryüzünde yoktur sanırım.”
Sanırım çok sevdiğimiz birçok şey hakkında hep gerideyiz.. Araştırmak gerek..
Tek kelime ile Mimar Sinan gibi bir dehanın göstermiş olduğu bu tevazu..
Edirne çok hoş bir kent…
Sokakları, caddeleri tertemiz.. Pırıl pırıl acıkırız..
Ne yemeli bu eski Osmanlı Kentinde diye düşünürken Edirne Tava Ciğer aklımıza düşer… Buluruz bir ciğerci.. Ama ne ciğermiş…
Değerli dostlar bu ciğeri öğlen yedim… Sonra eşimle Edirne’yi 2 saat yaya olarak gezdik. Akşam yemek yiyemedim.. Sabah uyanınca kahvaltıda edemedim.. Allahım nasıl bir kalori bö

Çikolata halt etmiş ciğerin yanında…
Ve bir rivayet daha…
Meriç nehrine gideriz…
Aslında Meriç’in ötesi Yunan sınırı olması gerek.. Ama İsmet Paşa nın yoğun çabaları sonucunda Yunan devleti Türk devletine tazminat ödemeye ikna edilir. Ama aynı İsmet paşa kulaklarının az işitmesi sonucu büyük bir hata yapar.. Toplantıda Yunan devleti sınırı Dedeağaç’a kadar çeker ve bu arazinin Türkiye ye savaş tazminatı olarak bırakılmasını kabul eder. Toplantıda herkes memnundur. Sonra İsmet Paşa evet güzel oldu Karaağaç’a kadar olan toprakları kabul ediyoruz der… Etrafındaki Türk delegeler aman paşam yapmayın Dedeağaç’a kadar olan yerler bizim deselerde Yunan hükümeti bu sefer inkar eder.. Hayır İsmet paşa doğru anladı derler.. Biz Dedeağaç değil Karaağaç dedik derler ve bu sefer ikna olmazlar… Sonra Türkiye Meriçin 150 km ilerisinde olacakken sadece bir cep gibi ufak bir 7 km lik bölgeye savaş tazminatı olarak sahip olur..
Ne demeli bilmem ki…
Sanırım o zamanlar İsmet Paşanın kulakları sağırlığa çok yaklaşmış….
Akşam olmuştur…
Artık Karaağacı ve Tıp Sağlık Müzesini yarın sabaha bırakarak otelimize döner dinlenmeye çekiliriz…
