saat sabahın 5:40'ı. pencereden bakıyorum. dışarıda biraz kar var, erimiş erimiş bitmeye yüz tutmuş. bu şehirde hiç yağmur seyretmediğim aklıma geliyor. bizim oralarda yağmur yağdığında pencereye koşardım, yağmurun cama vuruşunu seyretmek için. dışarıda gözüken o hafif kasvetli havayı koklamak için. bu şehirde yağmurlar cama vuruyor. herşeyi aldığı gibi yağmuru da alıyor bizden. eskiden yağdığında ıslanmak için altına girdiğimiz yağmur, bu şehirde hemen kaçılacak birşey olmuş. ben kaçmıyorum tabii ki hala eski dostumdan, ama özlüyorum. cama vurduğunda oluşan buğuya ismimi yazmayı özlüyorum. çift camlar çıktı, mertlik bozuldu. buğu da tutmuyor camlar artık. yağmur vurmuyor, buğu tutmuyor, baharda çiçek gözükmüyor. ne işe yarıyor ki pencere?
yalnızım evde. yılbaşında da yalnız olacağım. belki bayramda da. yeni yıla nasıl girerseniz öyle geçermiş. hoş eski yıllara kalabalık girdik de ne oldu? yine yalnız olduk. belki de o kalabalıkta bile yalnız kalmayı becerebildiğim içindir, kimbilir. ama şimdiye kadarki fiziki olarak da ilk yalnız geçecek yılbaşı olacak herhalde, yarın gidip yılbaşı için yiyecek falan alsam bari, kendi başıma küçük dünyamda kutlarım yeniyılı

bugün markete gittiğimde son anda gözüme jelibonlar ilişti. küçükken yerdik bol bol. bu sene kuzenim de olan dostumla görüştüğümüzde almıştık eski günleri yad etmek için. tekrar aldım bugün. melankoli vurmuş beni vuracağı kadar.
hayat akıyor. kaptırmışsız kendimizi akıntıya, yanımızdan geçen güzelliklere dönüp bakmıyoruz bile. amacımız daha çok para kazanıp güzel hayat yaşamak. araç sandığımız para amaç olmuş. aradığımız mutluluğa kavuşmak için çırpınırken çalkantıda, asıl güzellikler yanımızdan çekip gidiyor, sevdiklerimiz, bizi sevenler gidiyor. öldükten sonra geride bırakacağımız milyon dolarlar bizi hatırlamaz, ama bir dost, bir sevgili (eşiniz de bir sevgilidir), aileniz sizi unutmaz bile.
bu şehir sıkmaya başladı beni, bu koşturmaca da...