Sen seç Uğur'cuğum...

Katılım
5 May 2009
Mesajlar
1,123
valla foruma üye olurken, apaçi bir ortam bekliyordum, ne buldum.
Peşin hükümlü davranma, biraz daha bekle... Bak neler neler göreceksin daha :)

---------- Mesajlar birleştirildi - 14:04 ---------- bir önceki mesaj zamanı 13:58 ----------

Kıytırık bir kira davası bile 2 yılda sonuçlanırken,
17 yaşındaki bir delikanlı 3 haftada asıldı..

Eh madem hazir cosmusken.....

Asmayalım da besleyelim mi, paşam?
 
Mersin İl Temsilcisi
Katılım
2 Ağu 2006
Mesajlar
10,372
Gençlerin bogazina ilmek takildi.
Takanlarin bogazina ekmek takildi.

http://www.t24.com.tr/haberdetay/75410.aspx

Ilahi adalet mi desem,
ilahi espiri anlayisimi!!!

herkes aynı şeyi düşünmüştür emin ol...

hele hele ki deniz gezmişin boyu uzun olduğu için, uzun ilmik ile ayakları yere değdiği için daha uzun süre can çekiştiği ve artık acıya dayanamayıp da dizlerini kendi karnına doğru çektiği anlatılırken rahmetli Halit Çelek'in gözüyaşlı hali geldi gözlerimin önüne.

---------- Mesajlar birleştirildi - 15:00 ---------- bir önceki mesaj zamanı 14:51 ----------

Peşin hükümlü davranma, biraz daha bekle... Bak neler neler göreceksin daha :)

---------- Mesajlar birleştirildi - 14:04 ---------- bir önceki mesaj zamanı 13:58 ----------





Asmayalım da besleyelim mi, paşam?

saygıda da kuzur etmemek lazım, başına doktor koymalı, bir adayı da kendine tahsis etmeli, hükümet dahai yetmez hale gelip "devlet" olup görüşmeli.... haaa, andımızdan ve anayasamızdan da "türklüğü" çıkarmalı, atatürk büstlerini kaldırmalı...

evet, evet...
hatta bir arkadaşlık sitesinden, adult dostlar bile edindirmeli.
zaten taşımacılığı "devlet" yapıyor... vapur restaurantta, canlı müzik eşliğinde...

saygıda kusur ettiysek n'ola
az dediysek, hakkı olandan affola
ancak kısadır benim bildiğim namaz
anlayana sivrisinek melodi
anlamayana roket bomba az...
 
Katılım
5 May 2009
Mesajlar
1,123
saygıda da kuzur etmemek lazım, başına doktor koymalı, bir adayı da kendine tahsis etmeli, hükümet dahai yetmez hale gelip "devlet" olup görüşmeli.... haaa, andımızdan ve anayasamızdan da "türklüğü" çıkarmalı, atatürk büstlerini kaldırmalı...

evet, evet...
hatta bir arkadaşlık sitesinden, adult dostlar bile edindirmeli.
zaten taşımacılığı "devlet" yapıyor... vapur restaurantta, canlı müzik eşliğinde...

saygıda kusur ettiysek n'ola
az dediysek, hakkı olandan affola
ancak kısadır benim bildiğim namaz
anlayana sivrisinek melodi
anlamayana roket bomba az...

N'oldu yine ağam? Estin gürledin durduk yerde...
 
Mersin İl Temsilcisi
Katılım
2 Ağu 2006
Mesajlar
10,372
N'oldu yine ağam? Estin gürledin durduk yerde...

yok yaa sevgili üstadım,
kişiler yapıyor, devletin üstüne atıyor
devlete yapılıyor, halk zarar görüyor...

filler tepişirken çimenler eziliyor...

oysa anadolu gibi bir cennettimiz ve anadolu insanımız var...
bunların hiç biri bu ulusa yakışmıyor.
ne açlık, ne töre cinayetleri ne de yargısız infazlar...

bu çocuklar değil miydi erzincandan erzuruma silah taşıyan
bu kadınlar değilmiydi cephedeki elifler?

bu topluma bu zulmü yaraştıranlara bile bu zulüm çok fazla...
 
Katılım
27 Eki 2010
Mesajlar
454
Allah rahmet eylesin, çok üzücü bir durum...

Usta birliğine bir gün geç katıldığım için 2 gün benide diskoya gönderdiler tugayın, ortalalama teslim odluktan 1 ay sonra gönderdiler, gardiyanlar beni avaz avaz bağırtılar eğitim alanında neymiş sesim fazla çıkmıyormuş ordan beni disko sorumlusu uzm çavuşun yanıda götürdüler beni 2 kolumdan gardiyanlar tuttu uzm. çavuş darp etti (suçum neydi benim) kendimi bian vatan haine zannettim, onalr kral gibi yaşıyor vs vs neyse.. gözüm kulağım yüzümün bir çok yeri darp ve morarma izleri mevcuttu.. ve 2 gümlük çıkışımda bana temiz raporu verdiler ve tabura gittiğimde olanlar oldu (ben s4 yazıcısıydım ve tabur k. yarbayın en sevdeği askerlerden biriydim) görünce çıldırde resmen ortalığı ayağa kaldırdı ve hemen yanımda tugayın revir doktorunu aradı astekti sanırım resmen ağzına ..... olayı tuğgenerala kadar götürdü.. çok ilgilendi sağsolsun noldu o tugayın diskosun benim oalyımdan sonra bir askerin eline bile dokunamadılar....
 
Mersin İl Temsilcisi
Katılım
2 Ağu 2006
Mesajlar
10,372
Allah rahmet eylesin, çok üzücü bir durum...

Usta birliğine bir gün geç katıldığım için 2 gün benide diskoya gönderdiler tugayın, ortalalama teslim odluktan 1 ay sonra gönderdiler, gardiyanlar beni avaz avaz bağırtılar eğitim alanında neymiş sesim fazla çıkmıyormuş ordan beni disko sorumlusu uzm çavuşun yanıda götürdüler beni 2 kolumdan gardiyanlar tuttu uzm. çavuş darp etti (suçum neydi benim) kendimi bian vatan haine zannettim, onalr kral gibi yaşıyor vs vs neyse.. gözüm kulağım yüzümün bir çok yeri darp ve morarma izleri mevcuttu.. ve 2 gümlük çıkışımda bana temiz raporu verdiler ve tabura gittiğimde olanlar oldu (ben s4 yazıcısıydım ve tabur k. yarbayın en sevdeği askerlerden biriydim) görünce çıldırde resmen ortalığı ayağa kaldırdı ve hemen yanımda tugayın revir doktorunu aradı astekti sanırım resmen ağzına ..... olayı tuğgenerala kadar götürdü.. çok ilgilendi sağsolsun noldu o tugayın diskosun benim oalyımdan sonra bir askerin eline bile dokunamadılar....


demek ki yanlı kanalların söylediği gibi değilmiş; beş parmağın da beşi bir olmuyormuş....
 
Katılım
3 Eki 2007
Mesajlar
623
ölümler farklıdır...
ölüm insanın fıtratında var
öldürmek de öyle!

şimdi,

pehlivanoğklu'nun ölümü ile deniz gezmiş'in ölümleri aynı mı?
birini devlet diğerini de devlete emreden devlet öldürttü!!!

şimdi sen o Uğur ile, bahçelievler katlliamı faili haluk kırcının ölümünü kıyaslayabilir misin?
aynştayn ile atom bombasını yapanları?

bir çocuğa sıkan terörist(!!!) ile bir çocuğun yaşaması için çarpışanı bir tutabilir misin?

testiyi kıran ile suyu getiren aynı kefede oldukça adalet olmaz!!!

peki ya insanın ölümüyle insanın ölümsüzlüğünü bir tutabilir misin?
insan, insanı öldürerek ya kendini ya da öldürdüğünü ölümsüz kılar
insan, insanı yaşatarak da hem kendini, hem yaşattığını ölümsüz kılar...

Hitler
ve
Atatürk gibi...

İşin doğrusu kıyaslamalardaki mantığı anlamadım.
Alakasız kıyaslamalar bence. Alakası bile olsa kıyaslamak bana kazanım sağlamayacağı için kıyaslamam.
1 Mehmetçik şehit olduğunda 10 terörist öldürüldüyse sevinmem. (sayılara takılmayın kalemimin kırıldığı noktaya örnek olsun diye sayı verdim)
Çünkü kıyaslama yapılan şeyin adı "CAN"...
Değer biçip öbürüyle tartılamayacak kadar değerli.

Ama anladığım kadarıyla yazdıklarından senin fikrine göre iyi olan öldüğü zaman üzülmeli, kötü öldüğü zaman içimden iyi ki öldü demeliyim, fakat ben böyle düşünmüyor olduğum için suçluyum.

Anladığım bu ama ben bu değilim.
İnsanların fıtratında ölüm var, elbette ölümler farklıdır.
Elbette yakınım öldüğünde daha fazla üzülebilirim ama bu ölen karşıtım da olsa üzülmeyeceğim anlamına gelmez.
Ve üzüntümü bir kenara bırakırsam, haklıyı haksızı hukukçulara ve tarihçilere bırakırsam görürüm ki tüm ölümler aynıdır.

Bilirim ki seri katiller, caniler dediğimiz insanlar ruh hastasıdır, tedavisini bulup onları iyileştirmeye çalışmadan öldürmek kolaya kaçmaktır.
Dağa çıkan teröristlerin çoğu cahildir, kolay kandırılır... Eğer eğitip adam edemiyor dağa çıktıktan sonra işini bitiriyorsan bu da kolaya kaçmaktır.
Benim düşüncelerim bu.

O mesajı yazmaktaki amacım bir ölüm diğerinden daha haklıdır demek değildi.
İnsanlara ölümle ilgili kıyaslama yapmanın doğru olmadığını anlatmak idi.

Deniz Gezmiş benim için önemli birisi değil. Aynı dönemde yaşasaydık karşıt görüşlü olurduk millte bize "Anti"yle başlayan meşhur birkaç damga yapıştırırdı. Ama bu onun ölümüne sevineceğim ya da ölümünü haklı çıkartmak için sebepler arayacağım anlamına gelmez.
Mustafa Pehlivanoğlu ise adı ülkücü camia dışında pek geçmeyen bir kişi. Aynı dönemde yaşasaydık belki tanışma fırsatımız bile olurdu. Ama bu onun ölümüyle onu efsaneleştireceğim, adli tıp dersinde gördüğüm kadarıyla bir insan asıldıktan (ası olayları 30 cm'de bile yapılabiliyormuş literatür bilgisi) sonra 10-15sn'de bilincini kaybettiğini (düşünemediğini) bildiğim halde, Deniz Gezmiş'in uzun süren acıya dayanamayıp bacaklarını karnına çekti iddiasına karşılık ölürken kelime-i şekadet getirdi demem. Çünkü ölümlerden sonra siyasi rant sağlamak benim değil siyasetçilerin işidir. Çünkü siyasetçiler bilir ki bizim insanımız pek mantıklı değildir, ama pek duygusaldır...

Bahçelievler katliamı bence de bir katliam ama başka zamanlarda öldürülen ülkücüler de katledilmemiştir diyemiyorum.
Mafya babaları felan ülkücü değil onlar çapulcu, çıkarcı rantçı, onlardan siz ne kadar nefret ediyorsanız, ben fikriyatımın bir kısmının adına leke çaldıkları için onlardan utanç duyuyorum ve hatta nefret ediyorum. Ama yine de bu onların ölmesine sevineceğim, onların o ortamda öldüklerini görüyor olsam ilk yardım yapma şansım varken görmezden geleceğim, doktor yok mu diye ortamdan sıvışacağım anlamına gelmez.

Diğer örneklerinize değinmeyeceğim. Bunları da ufacık tefecik birazcık örneğim olsun diye dedim.
Sunuç olarak;
Eğer inatla birtakım ölümleri kıyaslayacaksanız siz bilirsiniz kısıtlı zamanda yazarak ancak bu kadar düşüncelerimi savunabiliyorum.
Ben; yaşam anlayışım, inancımdan bağımsız olarak yaklaşabildiğim her şeye bilimsel yaklaşmayı seviyorum.
Çünkü kendikimin de dahil olmak üzere hiçbir siyasi görüşün insanlığı kurtaracak kapasitesinin olmadığını naçizane eleştirilerimle gördüm.
İnsan herhangi bir siyaset kabına sığacak kadar basit değil.
Modern hayatı modern yollarla nasıl düzeltiriz diye sorduğumda tek cevap bulabiliyorum o da "BİLİM".
Bilimsel yaklaşım da bana ölümlerin bir olduğunu söylüyor.
Ötesini hukukçulara, tarihçilere ve sizin duygularınıza, inançlarınıza, siyasi safsatalarınıza bırakıyorum.

Belki alakası var belki yok bu sertimtrak tartışmadan sonra şu anda dinlediğim bir Elazığ türküsünü armağan edip kalkıyorum :rendeer:

Ne feryad edersin divane bülbül
Senin bu feryadın gülşene kalsın
Bu dünyada eremezsen murada
huzuru mahşerde divana kalsın.

İyi akşamlar.
 
Mersin İl Temsilcisi
Katılım
2 Ağu 2006
Mesajlar
10,372
İşin doğrusu kıyaslamalardaki mantığı anlamadım.
Alakasız kıyaslamalar bence. Alakası bile olsa kıyaslamak bana kazanım sağlamayacağı için kıyaslamam.
1 Mehmetçik şehit olduğunda 10 terörist öldürüldüyse sevinmem. (sayılara takılmayın kalemimin kırıldığı noktaya örnek olsun diye sayı verdim)
Çünkü kıyaslama yapılan şeyin adı "CAN"...
Değer biçip öbürüyle tartılamayacak kadar değerli.

Ama anladığım kadarıyla yazdıklarından senin fikrine göre iyi olan öldüğü zaman üzülmeli, kötü öldüğü zaman içimden iyi ki öldü demeliyim, fakat ben böyle düşünmüyor olduğum için suçluyum.

Anladığım bu ama ben bu değilim.
İnsanların fıtratında ölüm var, elbette ölümler farklıdır.
Elbette yakınım öldüğünde daha fazla üzülebilirim ama bu ölen karşıtım da olsa üzülmeyeceğim anlamına gelmez.
Ve üzüntümü bir kenara bırakırsam, haklıyı haksızı hukukçulara ve tarihçilere bırakırsam görürüm ki tüm ölümler aynıdır.

Bilirim ki seri katiller, caniler dediğimiz insanlar ruh hastasıdır, tedavisini bulup onları iyileştirmeye çalışmadan öldürmek kolaya kaçmaktır.
Dağa çıkan teröristlerin çoğu cahildir, kolay kandırılır... Eğer eğitip adam edemiyor dağa çıktıktan sonra işini bitiriyorsan bu da kolaya kaçmaktır.
Benim düşüncelerim bu.

O mesajı yazmaktaki amacım bir ölüm diğerinden daha haklıdır demek değildi.
İnsanlara ölümle ilgili kıyaslama yapmanın doğru olmadığını anlatmak idi.

Deniz Gezmiş benim için önemli birisi değil. Aynı dönemde yaşasaydık karşıt görüşlü olurduk millte bize "Anti"yle başlayan meşhur birkaç damga yapıştırırdı. Ama bu onun ölümüne sevineceğim ya da ölümünü haklı çıkartmak için sebepler arayacağım anlamına gelmez.
Mustafa Pehlivanoğlu ise adı ülkücü camia dışında pek geçmeyen bir kişi. Aynı dönemde yaşasaydık belki tanışma fırsatımız bile olurdu. Ama bu onun ölümüyle onu efsaneleştireceğim, adli tıp dersinde gördüğüm kadarıyla bir insan asıldıktan (ası olayları 30 cm'de bile yapılabiliyormuş literatür bilgisi) sonra 10-15sn'de bilincini kaybettiğini (düşünemediğini) bildiğim halde, Deniz Gezmiş'in uzun süren acıya dayanamayıp bacaklarını karnına çekti iddiasına karşılık ölürken kelime-i şekadet getirdi demem. Çünkü ölümlerden sonra siyasi rant sağlamak benim değil siyasetçilerin işidir. Çünkü siyasetçiler bilir ki bizim insanımız pek mantıklı değildir, ama pek duygusaldır...

Bahçelievler katliamı bence de bir katliam ama başka zamanlarda öldürülen ülkücüler de katledilmemiştir diyemiyorum.
Mafya babaları felan ülkücü değil onlar çapulcu, çıkarcı rantçı, onlardan siz ne kadar nefret ediyorsanız, ben fikriyatımın bir kısmının adına leke çaldıkları için onlardan utanç duyuyorum ve hatta nefret ediyorum. Ama yine de bu onların ölmesine sevineceğim, onların o ortamda öldüklerini görüyor olsam ilk yardım yapma şansım varken görmezden geleceğim, doktor yok mu diye ortamdan sıvışacağım anlamına gelmez.

Diğer örneklerinize değinmeyeceğim. Bunları da ufacık tefecik birazcık örneğim olsun diye dedim.
Sunuç olarak;
Eğer inatla birtakım ölümleri kıyaslayacaksanız siz bilirsiniz kısıtlı zamanda yazarak ancak bu kadar düşüncelerimi savunabiliyorum.
Ben; yaşam anlayışım, inancımdan bağımsız olarak yaklaşabildiğim her şeye bilimsel yaklaşmayı seviyorum.
Çünkü kendikimin de dahil olmak üzere hiçbir siyasi görüşün insanlığı kurtaracak kapasitesinin olmadığını naçizane eleştirilerimle gördüm.
İnsan herhangi bir siyaset kabına sığacak kadar basit değil.
Modern hayatı modern yollarla nasıl düzeltiriz diye sorduğumda tek cevap bulabiliyorum o da "BİLİM".
Bilimsel yaklaşım da bana ölümlerin bir olduğunu söylüyor.
Ötesini hukukçulara, tarihçilere ve sizin duygularınıza, inançlarınıza, siyasi safsatalarınıza bırakıyorum.

Belki alakası var belki yok bu sertimtrak tartışmadan sonra şu anda dinlediğim bir Elazığ türküsünü armağan edip kalkıyorum :rendeer:

Ne feryad edersin divane bülbül
Senin bu feryadın gülşene kalsın
Bu dünyada eremezsen murada
huzuru mahşerde divana kalsın.

İyi akşamlar.

senin safsata dediğin şey benim Kabe'mdir...
 
Katılım
5 May 2009
Mesajlar
1,123
Dr.MZÇ, ben seni pek sevdim be arkadaş...

---------- Mesajlar birleştirildi - 18:34 ---------- bir önceki mesaj zamanı 18:31 ----------

Yahu yürekçe ustam, herkesin Kabe'si aynı olmaz ki... Hepimizin siyasi görüşleri var. Seninki bana safsata geliyor benimki sana. Doğal bunlar, kabul etmek gerek. Hepimiz aynı şekilde düşünmek zorunda değiliz ama birlikte yaşamak zorundayız...
 
Mersin İl Temsilcisi
Katılım
2 Ağu 2006
Mesajlar
10,372
Dr.MZÇ, ben seni pek sevdim be arkadaş...

---------- Mesajlar birleştirildi - 18:34 ---------- bir önceki mesaj zamanı 18:31 ----------

Yahu yürekçe ustam, herkesin Kabe'si aynı olmaz ki... Hepimizin siyasi görüşleri var. Seninki bana safsata geliyor benimki sana. Doğal bunlar, kabul etmek gerek. Hepimiz aynı şekilde düşünmek zorunda değiliz ama birlikte yaşamak zorundayız...

ben de onu dedim ya ustam.
birbirimizin değerlerine safsata diyerek ezip geçmemek lazım.
bugün çağlayan olarak gördüğümüz pek çok şey, bir zamanların ince birer pınarıydı belkide.
iş arasında çok yazamıyorum, gerçi dün uzunca yazdığım şey de bilgisayardaki kilitlenme yüzünden silindi. ben de tek satırla anlatayım dedim ama, eksik anlatmışım.

aslolan can ise ve benim inancıma göre insanı yaratan, en yüce değeri insana vermiştir.
can elbette kıymetlidir.

bir caninin devlet tarafından tedavi edilememesi vs bahselmiş.
fransızlar, romalılar zehirli çivileri çanakkalede kullanırken " bu bir insanlık suçudur" dediğimizde, "evet ama türkler insan değil ki" söylemindeki fransa cumhuriyetini, roma lejyonlarını, asit havuzlarında kör edilen türk askerlerinin günahında kavrulacak olan zavallıların canlarını ben bir tutamam.

o vakit de dünya tedavi etsin mi diyeceksiniz?
dünyanın hepsi birleşmiş, üstümüze geliyordu o vakit...

Kutsal kitabımızda da " onları gördüğünüz yerde başlarını vurunuz" yazar.

bu arada benim kutsiyetim, bilip bilmeden "safsata dediğiniz şey" başucumdan ve dilimden düşürmediğim Kur-an'ı Kerim'dir.
bazen karanlık gördüğünüz şey, sadece sizin gözünüzdeki bir perde olabilir.

http://www.youtube.com/watch?v=6M-0Qi8WLnE&feature=related

http://www.youtube.com/watch?NR=1&v=y14K9H_Zkus

sevgi ve saygılarımla, ben de çok sevdiğim bir türküyü sizlerle paylaşmak istedim

Bütün evren semah döner
Aşkından güneşler yanar
Aslına ermektir hüner
Beş vakitle avunmayız

Canan bizim canımızdır
Teni bizim tenimizdir
Sevgi bizim dinimizdir
Başka dine inanmayız

Hüdayiyim hüdamız var
Dost elinden bademiz var
Muhabbetten kalamız var
Ölüm ölür biz ölmeyiz
 
Katılım
3 Eki 2007
Mesajlar
623
"onları gördüğünüz yerde başlarını vurunuz" ibaresi yanlış hatırlamıyorsam bakara suresinde geçiyordu. Eve gittiğimde tam olarak bakarım fırsatım olursa gelir buraya yazarım.
fakat o ayetin öncesi ve sonrası da var. öncesinde (kelimesi kelimesine hatırlamadığım için affedin) "eğer kafirler size saldırıyorsa sizde kendinizi savunun" şeklinde bir ifade var hemen sonrasında da fakat silahsız olanlara, kadın ve çocuklara, af dileyene dokunmayın, ileri gitmeyin çünkü Allah ileri gidenleri sevmez." der.

İkimiz de aynı Kitabın beslediği fikir toprağına ayak basıyoruz. Safsata dediğim Kuran değil siyasi fikirlerdir. Çünkü siyaset dediğimiz, zaman içinde kendini bile yalanlayabilecek bir oluşum. Her zaman her mekana hitap edebilecek yeterlilikte değil. Ben siyasi bir fikri kendimce savunsam da onun da eksiklerinin hatalarının olabileceğini biliyorum.

Ayrıca insan kendisini korumasın demiyorum.
Elbette ölmemek için öldürmek zorunda kalınan ortamlar vardır Mevlam kimseyi o koşullara sokmasın...
Ama madem dinden girdik bu konuya oradan bir açıklama getireyim Hz. Muhammed'i taifliler taşladığında, linç edip öldürmek istediğinde; o onların cahilliğine acıyor onlar için dua ediyordu.
Benim felsefem bu. Kim olursa olsun yaşadığı sürece her can değerlidir. Yapılabiliyorsa düzeltilmesi için çaba harcanmalıdır.

Ecdadıma yapılan işkenceler için her düşündüğümde içim kan ağlasam da bilirim ki, duygusallık yapıp ona buna sataşsam şu ülke malı diye araba yaksam hiç kimseye faydası olmayacak. İnsana insan sevgisi aşılamaya çalışarak bu enerjimi kullanırsam daha faydalı olur diye düşünüyorum. Ülkemin o dönemde zayıf olduğunu hakkını savunamayacak durumda olduğunu görerek, ülkem için şahsi çıkarlardan öte milletim için çaba gösterirsem bu günü ve yarını güvenceye almak adına daha fazla iş yapmış olacağıma inanıyorum. Beni bu sonuca getiren de ölümlere odaklanmadan yorum yapmaya çalışmamdır.

Basitçe anlatmaya çalıştım yürekçe hocam.
en çok istediğime gelince; bahsettiğiniz perdeleri açıp gerçeğe ulaşmak..
İnşallah hepimize nasip olur...

BBelt kardeş sağolasın benimde sana kanım kaynadı :)
 
Katılım
24 Mar 2011
Mesajlar
2,334
Mujdat Gezenin bir konferansta gayet guzel soyledigi gibi

Isvicrede Deniz yok ama Deniz bakani var

Turkiyede Adelet yok ama Adalet bakani var.


Teşekkürler ....

---------- Post added at 12:28 ---------- Previous post was at 12:22 ----------

Balıkçılar

-Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder,
Bugün açız yine; lâkin yarın, ümid ederim,
Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader!

- Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim
Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur;
Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta...

- Olur;
Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala;
Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz...
Cocuk düşündü şikayetli bir nazarla: - Ya biz,
Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz?

Hâlâ
Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi
Döverdi sahili binlerce dalgalar asabi.

- Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın;
Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme...
Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın;
Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme,
Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zirâ
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!

Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın
Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa.

- Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa?
- O gitmek istedi; 'Sen evde kal! ' diyor...
- Ya sakın
O gelmeden ben ölürsem?

Kadın bu son sözle
Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle
Soluk dudaklarının ihtizâz-ı hâsirine
Bakıp sükût ediyorlardı, başlarında uçan
Kazayı anlatıyorlardı böyle birbirine.
Dışarda fırtına gittikçe pür-gazab, cûşan
Bir ihtilâc ile etrafa ra'şeler vererek
Uğulduyordu...

- Yarın yavrucak nasıl gidecek?

şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin
Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak
ilerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak -
şırak dövüp eziyor köhne teknenin şişkin
Siyah kaburgasını... Ah açlık, ah ümid!
Kenarda, bir taşın üstünde bir hayâl-i sefid
Eliyle engini güya işaret eyleyerek
Diyordu: 'Haydi nasibin o dalgalarda, yürü! '

Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; 'Yürümek,
Nasibin işte bu! Hâlâ gözün kenarda... Yürü! '
Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine
Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?

Deniz ufukta, kadın evde muhtazır... ölüyor:
Kenarda üç gecelik bâr-ı intizâriyle,
Bütün felaketinin darbe-i hasariyle,
Tehi, kazazede bir tekne karşısında peder
Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor;
Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler...

Tevfik Fikret

---------- Post added at 12:30 ---------- Previous post was at 12:28 ----------

Teşekkürler ....

---------- Post added at 12:28 ---------- Previous post was at 12:22 ----------

Balıkçılar

-Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder,
Bugün açız yine; lâkin yarın, ümid ederim,
Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader!

- Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim
Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur;
Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta...

- Olur;
Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala;
Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz...
Cocuk düşündü şikayetli bir nazarla: - Ya biz,
Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz?

Hâlâ
Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi
Döverdi sahili binlerce dalgalar asabi.

- Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın;
Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme...
Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın;
Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme,
Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zirâ
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!

Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın
Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa.

- Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa?
- O gitmek istedi; 'Sen evde kal! ' diyor...
- Ya sakın
O gelmeden ben ölürsem?

Kadın bu son sözle
Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle
Soluk dudaklarının ihtizâz-ı hâsirine
Bakıp sükût ediyorlardı, başlarında uçan
Kazayı anlatıyorlardı böyle birbirine.
Dışarda fırtına gittikçe pür-gazab, cûşan
Bir ihtilâc ile etrafa ra'şeler vererek
Uğulduyordu...

- Yarın yavrucak nasıl gidecek?

şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin
Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak
ilerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak -
şırak dövüp eziyor köhne teknenin şişkin
Siyah kaburgasını... Ah açlık, ah ümid!
Kenarda, bir taşın üstünde bir hayâl-i sefid
Eliyle engini güya işaret eyleyerek
Diyordu: 'Haydi nasibin o dalgalarda, yürü! '

Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; 'Yürümek,
Nasibin işte bu! Hâlâ gözün kenarda... Yürü! '
Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine
Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?

Deniz ufukta, kadın evde muhtazır... ölüyor:
Kenarda üç gecelik bâr-ı intizâriyle,
Bütün felaketinin darbe-i hasariyle,
Tehi, kazazede bir tekne karşısında peder
Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor;
Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler...

Tevfik Fikret

Han-ı Yağma

Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazr!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret
 
Mersin İl Temsilcisi
Katılım
2 Ağu 2006
Mesajlar
10,372
"onları gördüğünüz yerde başlarını vurunuz" ibaresi yanlış hatırlamıyorsam bakara suresinde geçiyordu. Eve gittiğimde tam olarak bakarım fırsatım olursa gelir buraya yazarım.
fakat o ayetin öncesi ve sonrası da var. öncesinde (kelimesi kelimesine hatırlamadığım için affedin) "eğer kafirler size saldırıyorsa sizde kendinizi savunun" şeklinde bir ifade var hemen sonrasında da fakat silahsız olanlara, kadın ve çocuklara, af dileyene dokunmayın, ileri gitmeyin çünkü Allah ileri gidenleri sevmez." der.

İkimiz de aynı Kitabın beslediği fikir toprağına ayak basıyoruz. Safsata dediğim Kuran değil siyasi fikirlerdir. Çünkü siyaset dediğimiz, zaman içinde kendini bile yalanlayabilecek bir oluşum. Her zaman her mekana hitap edebilecek yeterlilikte değil. Ben siyasi bir fikri kendimce savunsam da onun da eksiklerinin hatalarının olabileceğini biliyorum.

Ayrıca insan kendisini korumasın demiyorum.
Elbette ölmemek için öldürmek zorunda kalınan ortamlar vardır Mevlam kimseyi o koşullara sokmasın...
Ama madem dinden girdik bu konuya oradan bir açıklama getireyim Hz. Muhammed'i taifliler taşladığında, linç edip öldürmek istediğinde; o onların cahilliğine acıyor onlar için dua ediyordu.
Benim felsefem bu. Kim olursa olsun yaşadığı sürece her can değerlidir. Yapılabiliyorsa düzeltilmesi için çaba harcanmalıdır.

Ecdadıma yapılan işkenceler için her düşündüğümde içim kan ağlasam da bilirim ki, duygusallık yapıp ona buna sataşsam şu ülke malı diye araba yaksam hiç kimseye faydası olmayacak. İnsana insan sevgisi aşılamaya çalışarak bu enerjimi kullanırsam daha faydalı olur diye düşünüyorum. Ülkemin o dönemde zayıf olduğunu hakkını savunamayacak durumda olduğunu görerek, ülkem için şahsi çıkarlardan öte milletim için çaba gösterirsem bu günü ve yarını güvenceye almak adına daha fazla iş yapmış olacağıma inanıyorum. Beni bu sonuca getiren de ölümlere odaklanmadan yorum yapmaya çalışmamdır.

Basitçe anlatmaya çalıştım yürekçe hocam.
en çok istediğime gelince; bahsettiğiniz perdeleri açıp gerçeğe ulaşmak..
İnşallah hepimize nasip olur...

BBelt kardeş sağolasın benimde sana kanım kaynadı :)

anlattıkça anlaştık işte.
yasakla değil, içtenlikle yaşanmalı yurdumuzda diye düşünüyorum.
çünkü, bulutlar simsiyah kapatsa da gökyüzünü, güneş ve yıldızlar parlamaya devam eder.

---------- Mesajlar birleştirildi - 14:24 ---------- bir önceki mesaj zamanı 14:17 ----------

Teşekkürler ....

---------- Post added at 12:28 ---------- Previous post was at 12:22 ----------

Balıkçılar

-Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder,
Bugün açız yine; lâkin yarın, ümid ederim,
Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader!

- Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim
Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur;
Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta...

- Olur;
Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala;
Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz...
Cocuk düşündü şikayetli bir nazarla: - Ya biz,
Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz?

Hâlâ
Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi
Döverdi sahili binlerce dalgalar asabi.

- Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın;
Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme...
Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın;
Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme,
Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zirâ
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!

Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın
Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa.

- Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa?
- O gitmek istedi; 'Sen evde kal! ' diyor...
- Ya sakın
O gelmeden ben ölürsem?

Kadın bu son sözle
Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle
Soluk dudaklarının ihtizâz-ı hâsirine
Bakıp sükût ediyorlardı, başlarında uçan
Kazayı anlatıyorlardı böyle birbirine.
Dışarda fırtına gittikçe pür-gazab, cûşan
Bir ihtilâc ile etrafa ra'şeler vererek
Uğulduyordu...

- Yarın yavrucak nasıl gidecek?

şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin
Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak
ilerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak -
şırak dövüp eziyor köhne teknenin şişkin
Siyah kaburgasını... Ah açlık, ah ümid!
Kenarda, bir taşın üstünde bir hayâl-i sefid
Eliyle engini güya işaret eyleyerek
Diyordu: 'Haydi nasibin o dalgalarda, yürü! '

Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; 'Yürümek,
Nasibin işte bu! Hâlâ gözün kenarda... Yürü! '
Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine
Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?

Deniz ufukta, kadın evde muhtazır... ölüyor:
Kenarda üç gecelik bâr-ı intizâriyle,
Bütün felaketinin darbe-i hasariyle,
Tehi, kazazede bir tekne karşısında peder
Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor;
Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler...

Tevfik Fikret

---------- Post added at 12:30 ---------- Previous post was at 12:28 ----------



Han-ı Yağma

Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazr!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret

ben de Ustam Hasan Hüseyin'in "Kızılırmak" şiirinden bir bölüm sunayım mukabilinde...


KIZILIRMAK

................
insan bazan ölümden de güçlü olabiliyor
birşeylerin gidişinden ve hiç dönmeyişinden

sabahları yorumlamak güç değil
yoksulluğu yorumlamak güç değil
nasılsa bir başka yorumlamak hep aynı sabahları
esmer ve uzak
inmeli antenlerin ardında şaşkın
ve grevler döverken komprador marka demokrasinin
[duvarlarını
yedirip yüreklerini korkularına
bir köledüzenin uşağı efendisi
cebi dolarlısı da
sırtı bitlisi
tekmeler gibi güneşi çocukların gözbebeklerinde
'arefe gününde bayram ayında'
vurdular emekçilerin kongresini
kördüler
karaydılar
çiçeksizdiler
ve gelip bir karanlıktan
gidiyorlardı bir karanlığa

Benim karamsarlığım belki de bir demet gül - sevdiğim
içimin büyük büyük aklığından geliyor belki de karam-
[sarlığım


kocaman ve çoook akıllı bir balıkken uzayda
proton -1 uydusu sovyetler'in
ve kondukonacakken luna'lar
tatlı bir öpücük gibi ay'a
dilenmek benim ülkemde
işsizlik benim ülkemde
ve şeytan taşlamak yasak değildi benim ülkemde
baböf'ü okumak yasak
paspas yapıldı demirinden giyotinin
direktuvar bir ölü söz lârus'ta
oysa bizim buralarda
kelepçe yapılıyor hâlâ
pitekantıropüs babanın günahsız baltasından


kopmuş toprağından kanayarak
kanayarak
saçılmış yollara türkü türkü
ışık ne
vatan nerde
ne ki kutsallık!


kentlerin varoşlarında sanki kurt sürüleri
tanrıya filan değil
allı morlu ışıklara dönük yüzleri
konuşur elleri ekmek ekmek
takırdar çeneleri
ölüm yakın
lokman uzak
anlamak yasak değildi benim ülkemde
anlatmak yasak
adına grev diyorlardı
adına gecekondu
bir şey dolaşıyordu aramızda seslisoluklu
yaşıyorduk onu biz - dinine allahına kitabına dek
yaşıyorduk yağmurda yaprak gibi her zerremizde
ölmek yasak değildi yoluna onun
adını koymak yasak
tutmuş troya atları subaşlarını
madalyalı seyisleri emperyalizmin
ak taşın üzerinde iki damla kan
biri memet
öbürü memet
'arayerde bu kan nedir
dost dost dost'
görmek yasak değildi benim ülkemde
göstermek yasak

ben ki uçan kuşu kıskanırdım oyun çağımda
nehirleri yağmurları selleri kıskanırdım
buluttan gemilerimle aşardım duymadığım denizleri
yıldızlardan yıldızlara kurulu hamağımda
mapusâne türküleri söylerdim geceleri
bir uzak sel sesiydi o kaygan günlerimde ekmek kavgası
dünyamda renkler ve böcek sesleriyle bir öyle cümbüş
en hırçın yıldızları en uysal kavaklara işlemek yaprak
[yaprak
yaralı bir serçenin gözlerinde bir evren ölüp ağlamak
ve bütün haziranları bir tek gülle açmak hersabah
..............

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst