Tam benlik konu.
Diğer tüm özellikler aynıysa, arabalarda triger kayışı yerine triger zincirli modelleri tercih ederim / edegelmişimdir.
Yani rutin değişecek bir parça ne kadar geç / uzun km sonra değişirse o ürün bana daha çok hitap etmiştir ya da ve hatta o kadar iyidir ifadesi tam beni anlatmıştır hep.
Telefon ve saatlerde pil ömrü konusunun benim önceliklerimden birisi olduğunu farkettim cep telefonları ilk çıktığında.
Onlarca modelden sonra cep telefonunda Philips 9@9 serileri pazara girince bir hevesle aldım ve her ne kadar pil ömrü dışındaki menüsü ve diğer özellikleri çok öne çıkmasa da bir süre kullanıp anneme verdim.
Normal kullanımda 2, daha seyrek kullanımda 3 hafta gidiyordu şarjı.
Sonra Nokia E serileri ile menü, kişiselleştirme, bağlantı seçenekleri, pil ömrü ve pratiklik konularında nirvanaya çıktım ve çok uzun süre E52 kullandım.
Hatta emekli olunca youtube hariç tüm sosyal medyadan uzaklaşıp tekrardan E52 telefonuma dönme niyet ve planım bile var bakalım.
Ve bu girişten sonra gelelim saat konusuna.
Kurma kolu saatin tam ortasından (ve de) s.k gibi çıkan modeller elime / bileğime battığı için onları asla tercih etmiyorum.
Tabii bu kanıya bundan 20 yıl kadar önce 3 yıl kadar falan Seiko Arctura Kinetic SNP009 P1 modeli saat kullandıktan sonra vardım.
Saatimi buldum valla.
Şimdi yaşımız ortaya çıkacak ama lise yıllarında modelini hatırlamadığım Vialux 21 jewels bir saatim vardı onun da kurma kolu bileğime batıp orayı çürütürdü ama o zamanlar bunun bir tercih meselesi olabileceğini düşünmezdim açıkçası.
Seikonun bahsettiğim modeli müthiş kaliteli bir saatti ve de kol hareketiyle otomatik kurmalı olduğu için pil değişimi gerekmiyordu.
Hatta kullanmayı bıraksanız 4 yıla kadar enerjisini saklayabiliyor ve tekrardan kendini doğru saate göre ayarlıyordu.
2100 tarihine kadar da otomatik ayarlı takvim (perpetual calendar) özelliği vardı.
Ama saatin ağırlığından resmen sol kolum daha aşağıda gezer oldum ve de o kurma kolu bileğimin/elimin üstünü deldi.
Ahanda o yaman kurma kolu bu:
Sonra çocukluğumun saati Seiko 5 serisini tekrardan keşfettim.
O da harekete duyarlı kurma mekanizmasıyla yine pil değişimi istemiyordu ve bu sefer kurma kolu da "çeyrek geçer" değil " yirmi geçe" pozisyonunda ve kullanılmadığında neredeyse saate gömülü olduğu için bileğime/elimin üstüne de batmıyordu.
Ama onda da saati birkaç gün takmazsan duruyordu ve sonra tekrar takmak isteyince ayarlamak uzun sürüyordu.
O saatimi de buldum:
Ayrıca o da metal kordonlu olduğu için (ya da daha doğrusu daha bir ucuz ve hafif olan metal kordonunun bakla aralıkları daha geniş olduğu için olsa gerek daha kaliteli kordona sahip diğer saatlerime göre kolumdan daha sık koparıp keyfimi kaçırıyordu.
Kurma kolu yine “yirmi geçe” konumunda olan bir Casio Edifice serisi saat daha aldım akrep/yelkovan/saniye kollarındaki turuncumsu dokunuşlara kanarak ama yine metal, ağır ve bu kez bir de sadece 3 yıl falan giden pil ömründen dolayı bir de uzun süredir uzak kaldığım “saat pili değişimi sendromu” ile yüz yüze kaldım.
Temizinden 3 yıldır pil değişimi bekleyen saatimi buldum:
O dönemlerde vitrinlerde olan ve çok ama çok beğendiğim Seiko modelleri SLQ017, SNL015, SNJ005, SPC003P, SNA451 ve serde olan Honda'cılıktan olsa gerek kırmızı dokunuşlu SNA749 almanın kıyısından döndüm birkaç kez zira artık takıntılı olduğum aşırı ağırlık ve kurma kolunun batması durumları bu modellerde de mevcuttu.
Hala içimde uktedir SNA749.
Efkarlandım bak yine.
Hatunun da birkaç saatinin pil değişim zamanı gelmişti de onlarla birlikte gitmekten hiç hazzetmediğim bir AVM’ye (o avm’ye değil de genel olarak AVM’ye gitmekten hazzetmiyorum) gidip o pil değişim işlemlerini hallettiriverdim bundan 15 yıl kadar önce bir gün.
Ve o günlerde motosiklet denen nesne girmişti hayatıma ve hatta ilk motorumu da almıştım.
Rahmetli Barkın’ın 15 yıl kadar önce bir motosiklet fuarında ve daha sonra da bir Ankara ziyaretinde “motora binerken kol saati takmanın bir kaza anında bileğe hasar verebileceğini” söylemesi üzerine zaten iyice azaltmış olduğum metal saat takmayı neredeyse bıçak gibi kestim ve de Casionun 10 yıl pil ömrüne sahip W-800h-1AV modeliyle neredeyse 30 yıl sonra tekrardan plastik/silikon kordon ve gövdeli saatlere döndüm.
“Bir kaza olursa plastik/silikon kordon ve gövdeli bir saat bileğime daha az hasar verir” diye düşündüm herhalde.
Ve sonra o gün bu gündür önemli günler ve birkaç istisna haricinde metal bir saat takmadım.
Yazları zaten neredeyse hiç saat takmıyorum.
Geçen yıl soğuk bir günde kışlık montumu çıkartırken siyah renkli W-800h-1AV saatimin kordonuna farkında olmadan biraz hasar vermişim ve de orijinal kordon fiyatı saatin fiyatının neredeyse yarısı olduğu için birkaç ay sonra aynısının bir de W-800h-2AV kodlu mavisini aldım.
Böylece 10 yıl pil ömrü olan saatime 6. yılında kordon yenilememek adına ihanet edip yanına bir saat daha almış oldum.
Bu arada son 30 yılda birkaç tane Timex, birkaç tane Lorus, birkaç tane Skagen, birkaç tane Citizen ve birkaç tanesi güneş enerjili ve yine birkaç tanesi de 10 yıl pil ömürlü Casio saat daha edindim ve onlar da diğer saatlerin yanında duruyor ama ekranında görebildiğim bilgi içeriği, gövde ebatları, kordon kalitesi ve genel olarak bileğime yakıştırıyor olmamla evden çıkmadan önce ağırlıklı olarak tercih ettiğim model W-800H.
En son da Casio 5610-U 1ER bir saat aldım. Atomik saat ayarlı, güneş enerjili ve de silikon gövde / kordonlu. Henüz daha kullanmaya başlamadım. Bakalım W-800’ü tahtından edebilecek mi?
Yaşasın bileğe batmayan, koldaki tüyleri yolmayan, ağırlığıyla sol elimin belini bükmeyen ve 2 yılda bir pil değişimi için beni AVM’lere muhtaç etmeyen Casio.