Seni unutmayacağız
Nur içinde yat
- Katılım
- 31 May 2007
- Mesajlar
- 2,408
ben hep burdayım ama eskisi gibi yazmıyorum sadece okuyorum mesele sen olunca dayanamadım :queen::queen:aha çin kapitalisti de geldi.![]()
ben hep burdayım ama eskisi gibi yazmıyorum sadece okuyorum mesele sen olunca dayanamadım :queen::queen:aha çin kapitalisti de geldi.![]()
zamanında okumuştum, şimdi internette linkini bulamadım:
türkiye'de anadol macerası başladığı günlerde kore'de hyundai kurulmuş. hyundai de motor gibi temel parçalarını ford'dan almaktaymış. hyundai'nin ilk modeli hüsran olmuş, beğenilmemiş, satılmamış. fakat, kore hükumeti kuralları baştan koymuş: "şu kadar zaman içinde, dış pazarlara yönelik bir otomobil yapılacak". ilk modelleri beğenilmemiş, ikincisi satmamış; yılmamışlar, hedeflerine doğru yürümüşler. sonuç malum, hyundai bugün dünya otomobil devleri arasındadır.
peki nasıl olmuş? koreli çok mu vatansever, bizim sanayici çok mu tembel veya fırsatçı? kapitalist düzende hiçbir sermaye sahibinin "ülkeyi kalkındırmak" gibi bir misyonu yoktur, beklenmemelidir. bunu sağlayan devlettir, plandır, politikadır. kore devleti, hyundai'yi geçici süreli gümrük duvarları ile zorlamasaydı bunu başaramazlardı. özal, türkiye'de 80'lerde gümrük duvarlarını kaldırmamış olsaydı, biz de murat 124 ve renault 12'ler için 6 ay sıra bekliyor olurduk.
Türkiye'nin temel sorunu -kişisel fikrimdir- bugün bile, liberal ekonomi veya planlı, devletçi ekonomi mi uygulayacağını bilememesi, ikisi arasında yalpalayıp durmasıdır. halkın faydasına bir işin yapılmaması için politikacısı, bürokratı, üniversite mensubu öyle birleşirler ki; şaşarsınız. iş halkın zararına gelince, dün birbirinin gözünü oyanlar bir anda kanka oluverirler.
kesinlikle katılıyorum ve yerli oto diye asla almam bu işe bu şekilde girişirlerse. yorumcunun biri de güzel yazmış
" yerli otomobile bak baba italyan anne türk çocuk türkmü olacak ? "
Bu ülkede bu vatanı seven bu halk için çalışanların olduğu gibi azınlıkta da olsa bu ülkede birşeylerin ters gitmesi için çalışan bu ülke vatandaşıymış gibi görünüp dış mihrakların emrine amade olan şahış,şirket,kurum,aile vesaire vardır. Geçmiş senelerde bir hızlandırılmış tren meselesi vardı. Bir sabotaj sonucu kaza oldu hemen örtbas edildi.. Gazeteci ve tv.ciler tehdit edildi daha neler neler.. Koç ailesi görünüşte sempatik ama hakikatte biraz farklı bir aile.
Evet izleyenler bilir, izeleyemeyenlere şiddetle tavsiye ederim bizim bir devrim otomobili filmimiz vardır.. O filmde herşey açık.. detaylara bakınca vay beee dersiniz.
Yaparız yapamayız meselesine gelince; rahatlıkla yaparız yeter ki proje iyi yönetilsin, iyi organize olunsun. Elektronik meselesinde yazanlar olmuş peşinen söyleyeyim otomobil elektroniği öyle imkansız bişey değildir.. 15-20$ lık çiplere program yazar çevrebirimleriyle bağlarsın olur biter (tabi testleri de var).. Kimse yapamayacaksa ben talibim. 1 senede 15 kişilik ekiple yeni bir otomobil elektronik sistemini şimdi yollarda dahi olmayan sistemlerle donatırız. Motor bloğu falan çok zor işler değil milleti kekliyorlar. Biz burda elektroniğiyle mekaniğiyle makine tasarlayıp üretiyoruz bu işin profesyoneli Almanlara şapka çıkartıyoruz.
Türkler zeki sebatkar ve sanatkar insanlardır. Hiç kimse kendini aşağı görmesin. Bu ecdada hakaret olur. Bakınız Cezeri'ye dünyanın ilk otomasyon sistemini ilk robotunu yaptı avrupada kitapları okutuldu, sibernetiğin babası diye geçer. Sonra bakınız Harezmi'ye keşf ve inşaa ettiği denklem çözme sitemi Cebir bilgisayar teknolojisinin temelllerini attı. Avrupalılar onu algebria diye okuyup yaza yaza bize sonradan Algoritma ismiyle geldi. Ben sadece kendi mesleğimle ilgili olanları biliyorum daha araştırılsa astronomi tıp gibi bilimlerde hep ilklere imza atmış edebinden ahlakından popülüst davranmamış ben yaptım bile dememiş, bu böyledir demiş nice bilim adamları çıkar ecdattan..
Ayrıca gelecekten de çok ümitvarım.. Milletin hafızası yavaş yavaş güçleniyor, iletişim hem hızlandı hem arttı. Bu insanların bilinçlenmesi demek.. Yavaş olsa da öyle demek.. Bir gün gelecek bu milletin toplu zekası birlikte hareket edebilme yetisine ulaşacak o zaman vatan haini kurum, aile ve kişilere gereken cevabı verecek.. Mesela ürünlerini kullanmayı bir anda kesecek..
Tarihte hiç görülmüş mü ki Türk milleti uzun zaman esaret ve boyunduruk altına alınabilmiş?
vehbi koç uda bu kadar yerden yere vurup hakaret etmeyelim yalnız! rahmetli bir insanın arkasından bu şekilde konuşmak doğru olmaz!
ticaret-üretim gibi konular siyasetimizle ve bağımsızlığımızla ilgilidir.
her ne kadar bazı konularda eksik olsakta, dünyanın birçok önemli noktasında
örnek: cern, nasa gibi alanlarda çalışan türklerimiz vardır, dünyanın en ünlü türk cerrahları veya türk tasarımcılarımız vardır Murat Günak ve Murat Güler
bu kadar karamsar olmaya gerek yok.
Sevgili Kardeşim,
Hikayenin aslı biraz daha farklı , Kore hükümeti Hyundaiyi ayakta tutabilmek için fabrika kurulduğu günden itibaren 10 yıl süre ile başka hiçbir otomobil fabrikası kurulmasına müsaade etmiyor bir anlamda Hyundaiyi güçlendirmek için tekel haline getiriyor , yani yılmamak diye birşey yok Hyundaiye mecburlar ya yapacaklardı yada yapacaklardı . Ayrıca Hyundainin ilk modeli Ford Pony adı ile çıktı o zamanki adı Hyundai değildi.
Bizim o zamanki hükümet Korede olan bitenin farkında ve bu kararı benimsiyorlar aynı karar Türkiye içinde alınıyor yani 10 yıl süre ile Anadol dan başka otomobil fabrikası kurulmayacak ve Anadol markası güçlendirilecek. Anadol üretildiği tarihte Türkiyedeki toplam araç sayısı sadece 25.000 adet (bugün neredeyse bir haftada bu kadar otomobil üretiyoruz ama hiçbiri bizim markamız değil). Anadol piyasaya çıkıyor ve bir anda talep patlaması yaşanıyor 6 aylık kuyruklar oluşuyor tabi derhal diğer global firmalarda üretim için baskı yapmaya başlıyor önce Volvo geliyor ama alınan karar nedeni ile yapamıyor ardından Koç ailesi Fiat ile geliyorlar onlarada izin verilmiyor . En son Fransızlar Renault ile kapıyı zorluyorlar ama onlar içinde red cevabı çıkıyor. Bu cevapla yılmayan Renault işin bir yan yolunu arıyor ve Türkiyenin gerçeklerini iyi bilen Fransızlar orduya gidiyorlar , OYAK ile Fransızlar ortak yatırım kararı alıyorlar , omzu kalabalık birkaç general üniformaları üzerlerindeyken resmen MKE yi basıyorlar ve bu kararın delinmesini sağlıyorlar. Türk otomotiv sanayiine vurulan en büyük darbe bu oluyor.
Sevgler
Arkadaşlar bir tofaş çalışanı olarak şunları söylemek isterim.Sevgili Dostlar,
Lütfen sonuna kadar okuyunuz hikaye uzun ama ibretliktir.
Bilmeyenleriniz vardır , benim en az motosiklet kadar sevdiğim ikinci tutkum ANADOL otomobilleridir , bu tutkumu sadece uzaktan sevmekle sınırlı bırakmayıp Anadol konusunda pekçok platformda aktif görev aldım ve Anadol tarihçesi üzerinde çalıştım. Anadol hikayesi aslında bu ülkede birşeyler yapmaya çalışanların önüne çıkarılan yapay engellemeler için tarih dersi gibidir. O günlerde olanlar bugün tekrar sahneye konmaktadır.
Hükümetin ısrarlı şekilde "yerli otomobil" konusu üzerinde durması ülkemde lisans ile üretim yapan firmaları ve onların yerli ortaklarını ciddi şekilde rahatsız etmektedir bu nedenle yıllar önce yaptıklarını yine yapmak için harekete geçtiler.
Vatan gazetesinin aşağıdaki haberine göre :
http://haber.gazetevatan.com/dev-yatirimin-babayigitleri-ortaya-cikti/424495/44/Manset
Koç gurubu Fiat ın desteği ile Albea platformu üzerine kurulacak yerli aracı üretecekmiş. Bu yerli araç projesine vurulacak en büyük darbe olur. İsterseniz Anadol un hikayesine geri dönerek neden bu yargıya sahip olduğumu anlatayım.
1960 lı yılların başlarında başlayan Türkiyenin ilk seri üretim otomobil markası Anadol projesi ,Ford ile yakın iş ilişkisi içinde bulunan ve bazı Ford modelleri için deneme üretimleri yapan Otosan firmasında çalışan birkaç parlak ve geleceği gören genç insana aitti. Bilinenin aksine Sayın Vehbi KOÇ bu projeye çok mesafeli baktı ve hedef üretim sayısı olarak sadece 5000 araç koydu , bu düşük rakam nedeni ile Anadol sac kaporta yerine fiberglass kompozit malzemeden üretilmek zürunda kaldı . Bu malzeme ile üretim için kalıp ve büyük preslere yatırım yapmak gerekmiyor o zamanlar bolca ve ucuza bulunan el emeği ile yapılıyordu. Yani daha baştan Koç ailesi bu projeye sahip çıkmamış ve sermayesini riske sokmamıştı.
1966 yılında sadece 5000 adet üretim hedefi konularak piyasaya çıkan Anadol a halkın talebi o denli yüksek olduki çok kısa süre içinde parasını peşin yatırdığınız Anadol için 6 aylık bekleme süreleri veriliyordu. Devlet büyükleri Vehbi KOÇ a mektup yazıp ön sıradan araç talebi dahi yapıyorlardı.
1973 yılına gelindiğinde ANADOL 6 ayrı model ve iki farklı motor seçeneği ile yılda 10.000 adedin üzerinde üretim sayısına ulaşmıştı. Temel modeli revize ederek oluşturulan modeller ile doyuma ulaşan bu platform artık ömrünün sonuna gelmişti ve Otosan mühendisleri yeni çok daha modern lüks bir model üzerinde çalışmaya başladılar , Aracın dizaynı İtalyan BERTONE firmasının çizimleri ışığında OGLE dizaynın projelendirmesi ile İngiliz RELIANT firmasında yaptırıldı ve FW11 kodu ile 4 adet prototip araç üretildi. 1600-2800 cc arasında farklı motor seçenekleri olan bu modelde klima, elektrikli camlar ,merkezi kilit v.b. gibi o dönem için devrim sayılabilecek yenilikler vardı.
Ancak;
Otosanın yepyeni bir model ile atağa kalkacağını ve ANADOL markası ile büyüyeceğini gören FORD firması KOÇ ailesine durup dururken inanılmaz cazip bir teklifte bulundu . Anadol üretimini durdurması karşılığında o dönemde üretimi biten TAUNUS modelinin fabrikasını bedelsiz olarak getirip Otosana kuracak Türkiyede FORD markası ile Taunus üretimine başlanacaktı. Maalesef plan KOÇ ailesine cazip geldi ve Anadol binek araç üretimine son verildi. Anadol üretimi bittiğinde 5000 adetlik hedefin 20 katından fazla üretim yapılmış 100.000 adedin üzerinde ANADOL banttan inmişti.
TAUNUS Otosanın binek otomobil üretiminde felaketi oldu ve Otosan bir daha "binek araç " üretimi yapmadı tüm kapasite ticari araca yöneldi.
Peki o yıllarda üretilen FW11 kodlu prototip ANADOL lar ne oldu ?. Bunlardan iki tanesi Vehbi beye sunulmak üzere Türkiyeye getirildi ancak FORD dan ballı teklifi alan Vehbi bey "bu araç satmaz elimizde kalır" diyerek projeye noktayı koydu. O prototiplerden bir tanesi şu anda İstanbulda Rahmi Koç müzesinde sergilenmektedir.
Otosan Reliant firmasına FW11 projesini sonlandırdığını ve araçlarla ilgilenmediğini bildirdikten sonra proje diğer üreticilerin ilgisini çekti. Volvo ve Citroen bu model için uzun süre çekiştikten sonra kazanan Citroen oldu.
Sayın Vehbi KOÇ un "satmaz elimizde kalır" dediği FW11 modeli Citroen tarafından BX serisi olarak piyasaya sürüldü ve "TÜM ZAMANLARIN EN ÇOK SATAN CITROEN" i ünvanını 1.500.000 (birbuçuk milyon) adetlik satış adedi ile hala korumaktadır.
Şimdi aynı senaryo FIAT üzerinde sahneye konmakta , üretimden kalkan ALBEA modelini üç beş rötuş ile piyasaya sürerek "YERLİ OTOMOBİL" projesinin dibine dinamit konulmaya çalışılmaktadır.
İhracat şansı sıfır olacak olan bu aracı "kuş serisi" gibi insanımızın önüne sürecek olan zihniyet bize bunu layık görmektedir.
Sevgilerimle
sormak lazım rahmi koç'a: rakıfeller abisi ona neler öğütlemiş