- Katılım
- 28 Eki 2011
- Mesajlar
- 481
- Konu Yazar
- #1
Selam arkadaşlar,
2011 yılından beri aktif motorsiklet kullanıyorum ve o zamandan beri hayalim olan Karadeniz gezisi yapmak bu yıla nasip oldu. Kazasız belasız çok şükür geziyi tamamladım. 16 Temmuz ve 26 Temmuz 2016 tarihlerinde hayalim olan Karadeniz Gezisi yaptım. 10 gece 11 gün sürdü. Sinop'tan başlayıp Artvin'e kadar gittim.
Toplamda 4116 km yapmışım. Motorum MT-09 Tracer 2015 model Race Blue
Genel bilgiler vereyim gezi ile ilgili;
- Toplamda 4116 km yaptım. 980 TL benzin almışım. Ortalama 4,40 TL den olsa 222 litre benzin tüketmişim tüm gezi boyunca. Oranlayınca 100km'de ~5,4litre benzin tüketmişim.
- 10 gece otellerde kaldım. Toplam otel masrafım 1000 TL tutmuş. Yani günlük 100 TL otel ücreti.
- Gezdiğim Göller: Ordu Ulugöl Tabiat Parkı, Trabzon Uzungöl, Borçka Karagöl ve Ovit Yedigöller
- Gezdiğim Şelaler: Sinop Erfelek Şelaleri, Ordu Çiseli Şelalesi, Çamlıhemşin Palovit Şelalesi, Arhavi Mençuna Şelalesi ve Erzurum Tortum Şelalesi.
- Yüzdüğüm Şelaler: Sinop Erfelek Şelaleri ve Ordu Çiseli Şelalesi.
- Yüzdüğüm Göller: Ovit Yedigöller
Aşağıda gezinin detaylarını ve fotolarını bulabilirsiniz.
İlk önce tüm rotayı ekleyelim.
1. gün;
Sabah saat 10:37 de teker döner. Normalde gezilerime sabah saat 06:00 civarlarında başlıyordum bugün ise öyle olamadı. Çünkü ben uyurken darbe olmaya çalışmış. Gece 10 gibi yattığımdan hiç birşeyden haberim olmayarak sabah saat 5de uyandım. Ve telefonu açtığımda heryerlerden mesajlar, mailler gelmiş. Sonra televizyonu açtım her yerde darbe haberleri. Uyku sersemi ne olduğunu anlayamadım zaten. Her pencereden baktığımda sokaklarda askerleri, tankları göreceğim sandım. Yaklaşık 5 saat haberleri takip ettim neler olup bittiğini anlamaya çalıştım.
10larca kez geziye çıkıp çıkmamak konusunda tereddüt ettim ve sonunda 10:00 da karar verdim bu geziyi yapmaya ve atladım motoruma, herşeyden uzaklaştım.
Normalde rotam Kastamonu üzerinden İnebolu'ya geçip Sinop'a sahil yolundan deniz manzaraları ile ulaşmaktı fakat 5 saat rotar olduğu için anayollardan devam ettim. Otobanda zincir yağlama molası.
Her şey tertemiz gıcır gıcır maşallah
Otobandan sorunsuz çıktım, trafik normale göre azdı tabi. Nerede Sinop tabelası görüyorsam sapıyorum.
Neredeyse yolda kalıyordum Saraydüzü'nden Boyabat'a giderken. Motorda benzin azaldığında ekstradan çıkan bir gösterge var. Benzin ışığı yandığından beri kaç km gittiğinizi sayıyor.
En fazla 40km yapmıştım benzin ışığı yandıktan sonra bu sefer 48 oldu rekorumu kırdım
Bu gidişle bir gün yolda kalacağım bakalım ama ne zaman 
Bu sapak önemli, bakalım 10 gün sonra dönüp dolaşıp bu sapağa sağ salim gelebilecek miyim? Sinop'a devam...
Bu son sapak
Sinop burnu gözüktü.
Motordaki yan çantaları indirip taşıdım odaya ve motoru bağladım otelin arkasına. Şimdi biraz etrafı gezebiliriz güneş batmadan.
İlk hedefimiz Sinop kalesi. 8. yüzyılda inşa edilmiş bayağı eski bir kale. Tabi sonra Selçuklular onarıp güçlendirmişler.
Sinop kalesinden manzara;
Çok güzel bir oturma yeri;
Kaleden sonra hep görmek istediğim Tarihi Sinop Cezaevine geçiyoruz. Cezaevini gezerken Ahmet Kaya'dan Şafak Türküsü dinleyebilirsiniz. Bu kadar mı anlamlı sözleri olur bir şarkının.
"Elleri değsin istemedim, gözleri değsin istemedim. Ağlayıp koklayacaktın belki bir ömür taşıyacaktın koynunda..."
"Pardon" filminin çekildiği mekanı hep gezmek istemişimdir. Bu arada gelmiş geçmiş en iyi türk filmi diyebiliriz "Pardon" filmine. İzlemeyen var izlesin derim en kısa zamanda. Öyle bir film ki 10larca kez izlense sıkılmazsınız. Geçişleri, çekimleri, hikayesi ve oyuncuları efsanedir.
Ferhan Şensoy, Rasim Öztekin, Bülent Kayabaş, Erol Günaydın, Zeki Alasya, Ali Çatalbaş...
Evliya Çelebi diyor ki; "Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı dev gibi gardiyanlar, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkûmlar vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar."
Disiplin hücrelerinin olduğu bina ve hücreler;
Sinop cezaevinin rutubetini yiyen bir daha iflah olmazmış.
Mahkum nakil aracı;
Çocuk ıslah evi;
Atatürk çok güzel söylemiş.
Kapalı görüşme yerleri;
Müdürüm
Çok güzel sözler var duvarlarda;
Esas cezaevi 3 kısımdan oluşuyor. Cezaevi 1. kısım burası;
Sinop Cezaevinde çekilmiş filmler ve diziler. İzlemeyenler "Pardon"u izlesin bence öncelikle
Volta atılan ünlü meydan.
Disiplin hücreleri. İçerisi çok fena karanlık, rutubetli 2m2lik odalar. Her adımda buralarda yaşanan acıları, çekilen ızdırabları hissediyor insan ruhunda. Duvarların dili olsa da konuşsa...
Bundan sonra cezaevini kapattılar saat 07:00de. En önemli kısımlarını gezemedim. İçeride kilitli kalmamak için çıktım artık. Sabah devam edicez Cezaevini gezmeye.
Karnım acıktı
Çorba ve tavada çipura ile maden suyu 25 TL tuttu.
Hava kararmadan biraz sahilde yürüyüş otele dönmeden.
Tekne modelleri satan dükkanlarda gezindim biraz. Her biri çok ince işçilik içeriyor. Tüm ayrıntılar var mürettabat bile
2. gün;
Sabah bu manzarada kahvaltımı yapıyorum. Tabağı da bayağı tepeleme doldurmuşum
Cezaevinin kapıları kapalı daha açılmamış. "Açık kalmıyor hiçbir kapı..."
Biraz etrafı geziyorum. Her yerde sur kalıntıları kimisi tehlikeli gibi.
Cezaevine geri dönüyorum ve cezaevinin şimdiki yaşayanları
Bu seferde Ahmet Kaya'dan Hani Benim Gençliğim dinleyebilirsiniz.
Direk 1. kısımdan başladım.
Bu kapı kim bilir ne zaman açılır veya açılır mı?
Burada artık kimler kalmışsa neler yaşanmışsa duvar örmüşler, örtmüşler üstünü...
Boş bir koğuş
Bu da temsili dolu hali;
Dut ağacı ve hikayesi. Çok güzel bir hikayeymiş. İyi ki 2. kez geldim gezmeye bu hikaye için bile değer.
İnsanı etkileyen bir de cezaevinin yeri. Direk denizin dibinde olması, dalgaların sesini rahatlıkla duyabiliyorsunuz ama göremiyorsunuz mavi denizi. Martıların bağrışmaları geliyor ama dokunamıyorsunuz hissedemiyorsunuz hiç birini...
Bu kadar rutubet olduğuna göre hamamın girişi olsa gerek burası
Cezaevi 3. kısım;
Ve Sabahattin Ali koğuşu;
Burada yatmış Sabahattin Ali 1 yıl kadar;
Güzel bir söz daha;
Çok üretkenmiş Sabahattin Ali. Çoğu bilindik şarkıların sözlerini yazmış.
Eşkiya Dünyaya Hükümdar olmaz.
Hapishane şarkısı 1-2-3
Etrafı gezmeye devam. Güzel korku filmi çekilir burada
Şu koridorda klasik sahne olan yüzü maskeli elinde bıçak olan adamın sarı saçlı kızı kovalaması sahnesi mesela
Türk bayrağı dalgalanıyor şanlı şanlı burçlarda;
Parmaklıklar ardında dizisinin film seti.
Ünlü meydana bi göz atıp çıkıyoruz. Son olarak meraklasına cezaevinde yaşam ile ilgili çekilmiş izlenebilecek gelmiş geçmiş en iyi dizilerden biri olan "OZ"u tavsiye ederim.
Dikkat edin +21 diyebiliriz "OZ" dizisine çok çarpıcıdır.
Biliyorum içiniz bunaldı, o zaman şimdi Hamsilos koyuna gidelim. İçimiz ferahlasın yoldan bir foto
Ve Hamsilos koyu, çok güzel bir yermiş.
Hamsilos koyundan İnceburun fenerine devam;
Ve İnceburun feneri;
İnceburunun etrafındaki Karadeniz. Tertemiz bir deniz ve sonsuz ufuklar.
Benden başka bir grup motorcuda gelmiş. Selamlaştık
Ben gezerken etrafı onlar yola çıktı.
Fenerden çıktık yola Erfelek şelalerine gideceğiz. Karasu ırmağı manzarasında yola devam. Allahım ne kadar güzel bir renk bu. Suya bakmaktan kendimi alamadım.
Erfeleke vardık. İlk Şelalemiz, en güzeli ve heybetlisi;
Suyun rengi çok güzel.
Toplamda irili ufaklı 28 tane şelale var. Sonuna kadar gittim
İsteyenler şelalelerin yanından tırmanıp ilerleyebilir isteyenler merdivenlerden devam edebilir. Ama şelalelerin yanından tırmanmak en güzeli biraz zor olsada çünkü merdivenlerden çıkarken çoğu şelale atlanıyor. Gerekli yerlerde tırmanmaya yardımcı olan halatlar falan var oralardan tutunularak çıkalabiliyor her bir şelale.
Merdivenler biraz dolandırıyor tabi.
Bu sarkan halatlar olmasa zor çıkılır.
Sonlardan bir tanesine geldim ve bunu beğendim burada suya girdim bi 10 dakika. Tüm yorgunluğumu aldı gitti su
Aşağıda oğlak çevirme yapıyorlar. Kilosu 80 lira imiş. Parçalayıp tartıyorlar direk kilo hesabı satılıyor.
Ve Erfelekten geri dönüş Ordu Ünyeye.
Gerzeden çıktık Bafraya doğru yola devam. Kara kara bulutlar var iç kısımlarda.
Yolda yemek molası Terme civarlarında. Çorba, saç kavurma ve maden suyu 27 lira tuttu.
Ve akşam hava kararmaya yakın. Ordu Ünyede 2 gün kalacağım otele geldim. Yarın Ordunun derelerini yaylalarını gezeceğiz
3. gün;
Akşam motoru otelin bahçesine çekmiştim. Sabah beni bekliyor buldum. Yan çantaları taktım ama içleri boş. Gittiğim yerlerde üstümdekileri koyarım diye.
İlk hedefimiz sahilyolu üzerinden Yason Burnu ve Kilisesi.
Sabah sabah manzaralı yollar da güzel gidiyor.
Ve kiliseye vardık. Şansımıza kapalı imiş Pazartesileri. Aslında dün gelecektim ben buraya ama ilk günden dolayı tüm program rotarlı ilerliyor.
Her işte bir hayır vardır derler ya. Ben kilise etrafında gezerken Tenereci biri geldi. Tanıştık ve hemen kaynaştık tabi motorcular olarak. Recep kardeşimin pek rotası yokmuş. Bana uydu bundan sonra iki motor gezeceğiz bugün ilk bu gezide
İlk hedefimiz Gürgentepe üzerinden Ulugöl Tabiat Parkı. Yoldan bir kare. Pek fotoğraf çekmedik yolda. Aslında güzel manzaralar vardı ama Recepi zırt pırt durdurmak istemedim. Ama çok sağlam gazladık, Recep fena gidiyor Tenere ile. Düzlükte ben uzuyorum ama virajlarda o daha iyi.
Ulugöl Tabiat Parkına varma anımız
Ve mükemmel manzarası ile Ulugöl;
Gölün etrafını dolaşacak yol yapmışlar, e dolaşmamak olmaz. Muhabbet ede ede tüm gölün etrafını dolandık.
Nilüferler açmış.
Biraz da sanatsal takılalım. Tracer ismi ile göl manzarası
Ulugölden çıktık, Perşembe yaylasına doğru demirden atlarımızı şahlandırdık.
İlk hedefimiz Çiseli şelalesi. Uzaktan görülüyor biraz. O kadar geldim girmemek olmaz. Ben yüzdüm Recep izledi
Suyu biraz bulanık ve ılık bir suyu var. Sanırım gelirken yayladan dere ısınıyor güneşten.
Perşembe yaylasından fotolar;
Güzel bir poz.
Karnımız acıktı. Bir kilo kuzu eti söyledik. Kilosu 50 lira. Yediğim en iyi etlerden biriydi tabi bunda muhabbetinde katkısı var motorcu kardeşimin.
Recep ile ayrılıyoruz buradan. O yaylada çadır kuracak ben ise Ünyeye dönüyorum. 2 saat yolum var. Yayladan çıkar çıkmaz sis başladı. Görüş mesafesi bayağı kötüleşti ilerlerde.
4 lüleri yaktım sis kalkana kadar.
4.gün;
Akşam yağmur yağmış. Çantaları yükledim kahvaltıdan sonra. Ünyede 2 gün bitti. Trabzon Hıdırnebi yaylasına varmaya çalışacağım bugün.
Tirebolu'dan Torul'a saptım Sahilyolunu takip etmek yerine. Daha manzaralı yollar için
Zigana'dan geçip Maçka'dan Trabzon'a ineceğim.
Özkürtün barajı.
Doğankent Çayı
Yollar ve manzara süper.
Ve Zigana Geçidine vardık. Zigana'da sis vardı tabi hep olduğu gibi. Fakat sis yağmur gibi ıslatıyor.
Zigana Kral Sofrasında yarım kilo kuzu pirzolamı söyledim hemen ve fındıklı hamsiköy sütlacı ardından. Et ve sütlaç çok iyiydi. Ama sütlaç ayrı bir güzeldi pirinç taneleri hiç hissedilmiyordu. 40 lira tuttu yemek.
Sümela Manastırı restorasyonda olduğu için Vazelon manastırını ziyaret edeyim dedim bende. Anayoldan Maçka'ya inerken Vazelon manastırı yazan yerden girdim toprak yola.
Yol gitgide bozulmaya başladı ve tırmandıkça sis artmaya başladı.
İnat ettim yol kötü olsa da devam etmeye karar verdim. Fakat bu yokuşta stop ettirdim ve 5-6 kere denememe rağmen motoru hareket ettiremedim. Anlayamadım neden stop ettiğini. Arka teker patinaja düşüyor fakat motor yerinden kalkacak gibi oluyor ve stop ediyor. Geri de salamıyorum motoru olduğu yerde zor duruyor kayıyor altındaki kaygan zemin ile. Geri dönecek U dönüşü yapacak düzlükte yok. Dedim kaldık burada.
Sonra aklıma geldi TCS (Traction Control) u kapamak
Zart diye çıktı TCSyi kapayınca bu yokuşu. Demek ki teker patinaja düştüğünde TCS direk gaz kesiyor ve motor stop ediyor.
Ama bir 100 metre sonra bu sefer doğa karşıma sert çıktı. Ağaç kökü devrilmiş yola ben de riske atmak istemedim ve geri dönmeye karar verdim. Vazelon manastırına gidemedim yani.
Bu düzlükte bir 6-7 ileri geri yaparak döndürdüm motoru aşağıya. Tabi su gibi ter oldum buraya kadar gelene kadar. Çantalarla falan 250 kiloyu kontrol etmek çok sıkıntılı gevşek ve ıslak zeminde.
Allahtan motoru yatırmadım, ufak tefek badireler atlattım tabi ama kazasız belasız çıktığım gibi inebildim. Vazelon macerası yaklaşık 2 saatimi aldı.
Maçka' doğru inerken o gün teröristler polis noktasına saldırıp şehit etmişler polisleri. O yüzden Maçka yolu operasyon sebebiyle gidiş dönüş kapatılmıştı. Kmlerce kuyruk olmuş araçları sollayarak motorla en öne geçtim ve durdum.
Tabi ben tam teçhizatlı durunca 5-6 kişi başıma toplandı motoru stop edemeden. Sordular operasyona desteğe mi geldin diye. Ben de dedim "Abi ben geziyom ya
". Benim motor mavi, kask beyaz ve mavi çizgili, üzerimde de mavi yeşil reflektör yelek görünce polis sandı millet.
Polis olmadığımı anlayınca dağıldı zaten insanlar, bir dayı kaldı onunda Bajaj Pulsarı varmış motor muhabbeti ettik bir yarım saat. Bu sırada 2-3 kişi daha sordu bana yol ne zaman açılacak diye. Yine polis olmadığımı söyledim.
Motor ilk başta arabaların en önündeydi ama silah sesleri geldiği için etraftan motoru ve kendimi sağlama almak için motoru kamyonun arkasına sakladım.
2 saat bekledikten sonra hala yol açılmayınca başka alternatifleri değerlendirmeye koyuldum. Google earth köy yollarından olduğum yerden (Maçkaya bir 10km) Hıdırnebi yaylasına yol çiziyor fakat normal yol 1,5 saat sürecek gibi bu ise 2,5 saat.
Bi deneyeyim dedim şansımı giyindim tekrardan tam giderken bir arabadaki dayı durdurdu beni. Ne zaman yol açılacak diye sordu bu sefer bozmadım Dayıyı ve dedim ki "Bizde emir bekliyoruz, emir ne zaman gelir bilinmez emir gelmeden açılmaz dedim."
Sanki etraftaki köy yollarını teftişe gidiyorum gibi saptım köy yollarına anayoldan
Fakat bu aşağıdaki resimden sonra yol toprağa döndü bayağı bozuldu. Vazelon manastırı macerasından ağzım yandığı için geri döndüm. Zaten benzinim yetmeyebilirdi kalabilirdim yolda.
O yüzden geri döndüm ve kamyonun arkasına yeniden saklandım. Ardından bir yaşlı teyze geldi aramızda şöyle bir diyalog geçti.
- Evladım ne zaman açılacak yol?
- Teyze valla emir gelecek onu bekliyoruz.
- Ah be evladım sizin işinizde çok zor. Allah korusun dedi.
- Sağol teyze, dua et bizim için.
- Ediyorum evladım hep ediyorum.
Ardından yol açıldı. Yaklaşık 3 saat beklemiş olduk. Yol açılınca Maçka'dan depoyu doldurup Trabzon'dan Akçaabat'a geçtim ve Hıdırnebi yaylasına karanlıkta çıkmak zorunda kaldım.
O biraz riskli idi çünkü zemin ıslak ve sis yüzünde görüş mesafesi 5-10 metre arası. 20-30 ile 1 saate yakın tırmandım 4lüler hep yanık halde ve sağ salim vardım yaylaya.
5.gün;
Yaylada güzel bir uyku çekmişim. Fakat yine sis var sabah. Bugünkü hedefimiz 2 gün kalacağım Çamlıhemşin'e gitmek.
Güzel bir kahvaltı güne başlamak için en iyisi.
Hıdırnebi Yaylakent denen yerde kaldım.
Yayladan geçerken fotolar. Dün erken gelebilseydim yürüyerek gezecektim ama olmadı sadece yol boyundan fotoğraflar çektim.
Gece gece çıktığımız yerleri bu sefer iniyoruz fakat sis artıyor git gide.
Sonunda sisten kurtuldum. Ama inmeye devam Akçaabat'a doğru.
Sahilyoluna bağlandık Sürmene tarafları. Yerlek ıslak, yağmur çisiyor hep.
Uzungöle sapıyoruz. Uzungölün asfaltı çok iyi. Süper yollar. Yerlerde kurudu
Ve Uzungöldeyiz. Çok güzel manzarası var. Tüm gölün etrafını 1 saat yürüyerek dolaştım. Bol bol resim çektim.
Tüm uzungöl resimlerinde bulunan camii.
Uzungölü besleyen nehir.
Bi de motorla çekelim manzara fotosu.
Uzungöl dedikleri gibi çok fazla turistik olmuş. Her yer otel ve restaurant. Etrafta da türkçe duymadım gibi herkes arapça konuşuyor. Zaten pek kalmadım yemeği Rize'de yiyeceğim.
Ardından yeniden sahilyoluna bağlanıp Rize'ye gidiyoruz. Bir arkadaşımın tavsiye ettiği Rize Liman Lokantasında karnımı doyuracağım. Esnaf lokantası tarzında bir yer. En sevdiğimden
Az kelle-paça çorbası, karışık tabak ve ayran 23,50 TL tuttu.
Çamlıhemşin yoluna saptık ve manzara hemen değişmeye başladı.
2 akşam kalacağım bunglovların olduğu otele gitmek için anayoldan ayrılıyorum.
O da ne yol bitti
Telefon ettim otele. Motoru oradaki cipin yanına koyun çantaları da telefirik yollucaz onlara koyarsınız dediler. Sonra patikayı takip edin dediler.
Bu alete koydum çantaları sonra ormanın içine girip kayboldular
Lan gitti çantalar 
Ben de başladım patikadan yürümeye.
Şöyle bir şey patika.
Bir 7-8 dk yürüme sonrasında kalacağım yere geldim. Karşıladılar beni, çantalarımı getirdiler ve kalacağım yerin anahtarını istedim fakat anahtar yokmuş evlerde
Kalacağım ağaç ev de bu. Odada bir yatak var başka pek de birşey yok. Koyacak yer de yok zaten. Pencereler direk ormana açılıyor ama.
2 kişilik evler de var onlar daha güzel. Onların içinde tuvalet banyosu var benim ki ortak alanda.
2011 yılından beri aktif motorsiklet kullanıyorum ve o zamandan beri hayalim olan Karadeniz gezisi yapmak bu yıla nasip oldu. Kazasız belasız çok şükür geziyi tamamladım. 16 Temmuz ve 26 Temmuz 2016 tarihlerinde hayalim olan Karadeniz Gezisi yaptım. 10 gece 11 gün sürdü. Sinop'tan başlayıp Artvin'e kadar gittim.
Toplamda 4116 km yapmışım. Motorum MT-09 Tracer 2015 model Race Blue
Genel bilgiler vereyim gezi ile ilgili;
- Toplamda 4116 km yaptım. 980 TL benzin almışım. Ortalama 4,40 TL den olsa 222 litre benzin tüketmişim tüm gezi boyunca. Oranlayınca 100km'de ~5,4litre benzin tüketmişim.
- 10 gece otellerde kaldım. Toplam otel masrafım 1000 TL tutmuş. Yani günlük 100 TL otel ücreti.
- Gezdiğim Göller: Ordu Ulugöl Tabiat Parkı, Trabzon Uzungöl, Borçka Karagöl ve Ovit Yedigöller
- Gezdiğim Şelaler: Sinop Erfelek Şelaleri, Ordu Çiseli Şelalesi, Çamlıhemşin Palovit Şelalesi, Arhavi Mençuna Şelalesi ve Erzurum Tortum Şelalesi.
- Yüzdüğüm Şelaler: Sinop Erfelek Şelaleri ve Ordu Çiseli Şelalesi.
- Yüzdüğüm Göller: Ovit Yedigöller
Aşağıda gezinin detaylarını ve fotolarını bulabilirsiniz.
İlk önce tüm rotayı ekleyelim.
1. gün;
Sabah saat 10:37 de teker döner. Normalde gezilerime sabah saat 06:00 civarlarında başlıyordum bugün ise öyle olamadı. Çünkü ben uyurken darbe olmaya çalışmış. Gece 10 gibi yattığımdan hiç birşeyden haberim olmayarak sabah saat 5de uyandım. Ve telefonu açtığımda heryerlerden mesajlar, mailler gelmiş. Sonra televizyonu açtım her yerde darbe haberleri. Uyku sersemi ne olduğunu anlayamadım zaten. Her pencereden baktığımda sokaklarda askerleri, tankları göreceğim sandım. Yaklaşık 5 saat haberleri takip ettim neler olup bittiğini anlamaya çalıştım.
10larca kez geziye çıkıp çıkmamak konusunda tereddüt ettim ve sonunda 10:00 da karar verdim bu geziyi yapmaya ve atladım motoruma, herşeyden uzaklaştım.
Normalde rotam Kastamonu üzerinden İnebolu'ya geçip Sinop'a sahil yolundan deniz manzaraları ile ulaşmaktı fakat 5 saat rotar olduğu için anayollardan devam ettim. Otobanda zincir yağlama molası.
Her şey tertemiz gıcır gıcır maşallah
Otobandan sorunsuz çıktım, trafik normale göre azdı tabi. Nerede Sinop tabelası görüyorsam sapıyorum.
Neredeyse yolda kalıyordum Saraydüzü'nden Boyabat'a giderken. Motorda benzin azaldığında ekstradan çıkan bir gösterge var. Benzin ışığı yandığından beri kaç km gittiğinizi sayıyor.
En fazla 40km yapmıştım benzin ışığı yandıktan sonra bu sefer 48 oldu rekorumu kırdım
Bu sapak önemli, bakalım 10 gün sonra dönüp dolaşıp bu sapağa sağ salim gelebilecek miyim? Sinop'a devam...
Bu son sapak
Sinop burnu gözüktü.
Motordaki yan çantaları indirip taşıdım odaya ve motoru bağladım otelin arkasına. Şimdi biraz etrafı gezebiliriz güneş batmadan.
İlk hedefimiz Sinop kalesi. 8. yüzyılda inşa edilmiş bayağı eski bir kale. Tabi sonra Selçuklular onarıp güçlendirmişler.
Sinop kalesinden manzara;
Çok güzel bir oturma yeri;
Kaleden sonra hep görmek istediğim Tarihi Sinop Cezaevine geçiyoruz. Cezaevini gezerken Ahmet Kaya'dan Şafak Türküsü dinleyebilirsiniz. Bu kadar mı anlamlı sözleri olur bir şarkının.
"Elleri değsin istemedim, gözleri değsin istemedim. Ağlayıp koklayacaktın belki bir ömür taşıyacaktın koynunda..."
"Pardon" filminin çekildiği mekanı hep gezmek istemişimdir. Bu arada gelmiş geçmiş en iyi türk filmi diyebiliriz "Pardon" filmine. İzlemeyen var izlesin derim en kısa zamanda. Öyle bir film ki 10larca kez izlense sıkılmazsınız. Geçişleri, çekimleri, hikayesi ve oyuncuları efsanedir.
Ferhan Şensoy, Rasim Öztekin, Bülent Kayabaş, Erol Günaydın, Zeki Alasya, Ali Çatalbaş...
Evliya Çelebi diyor ki; "Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı dev gibi gardiyanlar, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkûmlar vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar."
Disiplin hücrelerinin olduğu bina ve hücreler;
Sinop cezaevinin rutubetini yiyen bir daha iflah olmazmış.
Mahkum nakil aracı;
Çocuk ıslah evi;
Atatürk çok güzel söylemiş.
Kapalı görüşme yerleri;
Müdürüm
Çok güzel sözler var duvarlarda;
Esas cezaevi 3 kısımdan oluşuyor. Cezaevi 1. kısım burası;
Sinop Cezaevinde çekilmiş filmler ve diziler. İzlemeyenler "Pardon"u izlesin bence öncelikle
Volta atılan ünlü meydan.
Disiplin hücreleri. İçerisi çok fena karanlık, rutubetli 2m2lik odalar. Her adımda buralarda yaşanan acıları, çekilen ızdırabları hissediyor insan ruhunda. Duvarların dili olsa da konuşsa...
Bundan sonra cezaevini kapattılar saat 07:00de. En önemli kısımlarını gezemedim. İçeride kilitli kalmamak için çıktım artık. Sabah devam edicez Cezaevini gezmeye.
Karnım acıktı
Hava kararmadan biraz sahilde yürüyüş otele dönmeden.
Tekne modelleri satan dükkanlarda gezindim biraz. Her biri çok ince işçilik içeriyor. Tüm ayrıntılar var mürettabat bile
2. gün;
Sabah bu manzarada kahvaltımı yapıyorum. Tabağı da bayağı tepeleme doldurmuşum
Cezaevinin kapıları kapalı daha açılmamış. "Açık kalmıyor hiçbir kapı..."
Biraz etrafı geziyorum. Her yerde sur kalıntıları kimisi tehlikeli gibi.
Cezaevine geri dönüyorum ve cezaevinin şimdiki yaşayanları
Bu seferde Ahmet Kaya'dan Hani Benim Gençliğim dinleyebilirsiniz.
Direk 1. kısımdan başladım.
Bu kapı kim bilir ne zaman açılır veya açılır mı?
Burada artık kimler kalmışsa neler yaşanmışsa duvar örmüşler, örtmüşler üstünü...
Boş bir koğuş
Bu da temsili dolu hali;
Dut ağacı ve hikayesi. Çok güzel bir hikayeymiş. İyi ki 2. kez geldim gezmeye bu hikaye için bile değer.
İnsanı etkileyen bir de cezaevinin yeri. Direk denizin dibinde olması, dalgaların sesini rahatlıkla duyabiliyorsunuz ama göremiyorsunuz mavi denizi. Martıların bağrışmaları geliyor ama dokunamıyorsunuz hissedemiyorsunuz hiç birini...
Bu kadar rutubet olduğuna göre hamamın girişi olsa gerek burası
Cezaevi 3. kısım;
Ve Sabahattin Ali koğuşu;
Burada yatmış Sabahattin Ali 1 yıl kadar;
Güzel bir söz daha;
Çok üretkenmiş Sabahattin Ali. Çoğu bilindik şarkıların sözlerini yazmış.
Eşkiya Dünyaya Hükümdar olmaz.
Hapishane şarkısı 1-2-3
Etrafı gezmeye devam. Güzel korku filmi çekilir burada
Şu koridorda klasik sahne olan yüzü maskeli elinde bıçak olan adamın sarı saçlı kızı kovalaması sahnesi mesela
Türk bayrağı dalgalanıyor şanlı şanlı burçlarda;
Parmaklıklar ardında dizisinin film seti.
Ünlü meydana bi göz atıp çıkıyoruz. Son olarak meraklasına cezaevinde yaşam ile ilgili çekilmiş izlenebilecek gelmiş geçmiş en iyi dizilerden biri olan "OZ"u tavsiye ederim.
Dikkat edin +21 diyebiliriz "OZ" dizisine çok çarpıcıdır.
Biliyorum içiniz bunaldı, o zaman şimdi Hamsilos koyuna gidelim. İçimiz ferahlasın yoldan bir foto
Ve Hamsilos koyu, çok güzel bir yermiş.
Hamsilos koyundan İnceburun fenerine devam;
Ve İnceburun feneri;
İnceburunun etrafındaki Karadeniz. Tertemiz bir deniz ve sonsuz ufuklar.
Benden başka bir grup motorcuda gelmiş. Selamlaştık
Fenerden çıktık yola Erfelek şelalerine gideceğiz. Karasu ırmağı manzarasında yola devam. Allahım ne kadar güzel bir renk bu. Suya bakmaktan kendimi alamadım.
Erfeleke vardık. İlk Şelalemiz, en güzeli ve heybetlisi;
Suyun rengi çok güzel.
Toplamda irili ufaklı 28 tane şelale var. Sonuna kadar gittim
Merdivenler biraz dolandırıyor tabi.
Bu sarkan halatlar olmasa zor çıkılır.
Sonlardan bir tanesine geldim ve bunu beğendim burada suya girdim bi 10 dakika. Tüm yorgunluğumu aldı gitti su
Aşağıda oğlak çevirme yapıyorlar. Kilosu 80 lira imiş. Parçalayıp tartıyorlar direk kilo hesabı satılıyor.
Ve Erfelekten geri dönüş Ordu Ünyeye.
Gerzeden çıktık Bafraya doğru yola devam. Kara kara bulutlar var iç kısımlarda.
Yolda yemek molası Terme civarlarında. Çorba, saç kavurma ve maden suyu 27 lira tuttu.
Ve akşam hava kararmaya yakın. Ordu Ünyede 2 gün kalacağım otele geldim. Yarın Ordunun derelerini yaylalarını gezeceğiz
3. gün;
Akşam motoru otelin bahçesine çekmiştim. Sabah beni bekliyor buldum. Yan çantaları taktım ama içleri boş. Gittiğim yerlerde üstümdekileri koyarım diye.
İlk hedefimiz sahilyolu üzerinden Yason Burnu ve Kilisesi.
Sabah sabah manzaralı yollar da güzel gidiyor.
Ve kiliseye vardık. Şansımıza kapalı imiş Pazartesileri. Aslında dün gelecektim ben buraya ama ilk günden dolayı tüm program rotarlı ilerliyor.
Her işte bir hayır vardır derler ya. Ben kilise etrafında gezerken Tenereci biri geldi. Tanıştık ve hemen kaynaştık tabi motorcular olarak. Recep kardeşimin pek rotası yokmuş. Bana uydu bundan sonra iki motor gezeceğiz bugün ilk bu gezide
İlk hedefimiz Gürgentepe üzerinden Ulugöl Tabiat Parkı. Yoldan bir kare. Pek fotoğraf çekmedik yolda. Aslında güzel manzaralar vardı ama Recepi zırt pırt durdurmak istemedim. Ama çok sağlam gazladık, Recep fena gidiyor Tenere ile. Düzlükte ben uzuyorum ama virajlarda o daha iyi.
Ulugöl Tabiat Parkına varma anımız
Ve mükemmel manzarası ile Ulugöl;
Gölün etrafını dolaşacak yol yapmışlar, e dolaşmamak olmaz. Muhabbet ede ede tüm gölün etrafını dolandık.
Nilüferler açmış.
Biraz da sanatsal takılalım. Tracer ismi ile göl manzarası
Ulugölden çıktık, Perşembe yaylasına doğru demirden atlarımızı şahlandırdık.
İlk hedefimiz Çiseli şelalesi. Uzaktan görülüyor biraz. O kadar geldim girmemek olmaz. Ben yüzdüm Recep izledi
Suyu biraz bulanık ve ılık bir suyu var. Sanırım gelirken yayladan dere ısınıyor güneşten.
Perşembe yaylasından fotolar;
Güzel bir poz.
Karnımız acıktı. Bir kilo kuzu eti söyledik. Kilosu 50 lira. Yediğim en iyi etlerden biriydi tabi bunda muhabbetinde katkısı var motorcu kardeşimin.
Recep ile ayrılıyoruz buradan. O yaylada çadır kuracak ben ise Ünyeye dönüyorum. 2 saat yolum var. Yayladan çıkar çıkmaz sis başladı. Görüş mesafesi bayağı kötüleşti ilerlerde.
4 lüleri yaktım sis kalkana kadar.
4.gün;
Akşam yağmur yağmış. Çantaları yükledim kahvaltıdan sonra. Ünyede 2 gün bitti. Trabzon Hıdırnebi yaylasına varmaya çalışacağım bugün.
Tirebolu'dan Torul'a saptım Sahilyolunu takip etmek yerine. Daha manzaralı yollar için
Özkürtün barajı.
Doğankent Çayı
Yollar ve manzara süper.
Ve Zigana Geçidine vardık. Zigana'da sis vardı tabi hep olduğu gibi. Fakat sis yağmur gibi ıslatıyor.
Zigana Kral Sofrasında yarım kilo kuzu pirzolamı söyledim hemen ve fındıklı hamsiköy sütlacı ardından. Et ve sütlaç çok iyiydi. Ama sütlaç ayrı bir güzeldi pirinç taneleri hiç hissedilmiyordu. 40 lira tuttu yemek.
Sümela Manastırı restorasyonda olduğu için Vazelon manastırını ziyaret edeyim dedim bende. Anayoldan Maçka'ya inerken Vazelon manastırı yazan yerden girdim toprak yola.
Yol gitgide bozulmaya başladı ve tırmandıkça sis artmaya başladı.
İnat ettim yol kötü olsa da devam etmeye karar verdim. Fakat bu yokuşta stop ettirdim ve 5-6 kere denememe rağmen motoru hareket ettiremedim. Anlayamadım neden stop ettiğini. Arka teker patinaja düşüyor fakat motor yerinden kalkacak gibi oluyor ve stop ediyor. Geri de salamıyorum motoru olduğu yerde zor duruyor kayıyor altındaki kaygan zemin ile. Geri dönecek U dönüşü yapacak düzlükte yok. Dedim kaldık burada.
Sonra aklıma geldi TCS (Traction Control) u kapamak
Ama bir 100 metre sonra bu sefer doğa karşıma sert çıktı. Ağaç kökü devrilmiş yola ben de riske atmak istemedim ve geri dönmeye karar verdim. Vazelon manastırına gidemedim yani.
Bu düzlükte bir 6-7 ileri geri yaparak döndürdüm motoru aşağıya. Tabi su gibi ter oldum buraya kadar gelene kadar. Çantalarla falan 250 kiloyu kontrol etmek çok sıkıntılı gevşek ve ıslak zeminde.
Allahtan motoru yatırmadım, ufak tefek badireler atlattım tabi ama kazasız belasız çıktığım gibi inebildim. Vazelon macerası yaklaşık 2 saatimi aldı.
Maçka' doğru inerken o gün teröristler polis noktasına saldırıp şehit etmişler polisleri. O yüzden Maçka yolu operasyon sebebiyle gidiş dönüş kapatılmıştı. Kmlerce kuyruk olmuş araçları sollayarak motorla en öne geçtim ve durdum.
Tabi ben tam teçhizatlı durunca 5-6 kişi başıma toplandı motoru stop edemeden. Sordular operasyona desteğe mi geldin diye. Ben de dedim "Abi ben geziyom ya
Polis olmadığımı anlayınca dağıldı zaten insanlar, bir dayı kaldı onunda Bajaj Pulsarı varmış motor muhabbeti ettik bir yarım saat. Bu sırada 2-3 kişi daha sordu bana yol ne zaman açılacak diye. Yine polis olmadığımı söyledim.
Motor ilk başta arabaların en önündeydi ama silah sesleri geldiği için etraftan motoru ve kendimi sağlama almak için motoru kamyonun arkasına sakladım.
2 saat bekledikten sonra hala yol açılmayınca başka alternatifleri değerlendirmeye koyuldum. Google earth köy yollarından olduğum yerden (Maçkaya bir 10km) Hıdırnebi yaylasına yol çiziyor fakat normal yol 1,5 saat sürecek gibi bu ise 2,5 saat.
Bi deneyeyim dedim şansımı giyindim tekrardan tam giderken bir arabadaki dayı durdurdu beni. Ne zaman yol açılacak diye sordu bu sefer bozmadım Dayıyı ve dedim ki "Bizde emir bekliyoruz, emir ne zaman gelir bilinmez emir gelmeden açılmaz dedim."
Sanki etraftaki köy yollarını teftişe gidiyorum gibi saptım köy yollarına anayoldan
O yüzden geri döndüm ve kamyonun arkasına yeniden saklandım. Ardından bir yaşlı teyze geldi aramızda şöyle bir diyalog geçti.
- Evladım ne zaman açılacak yol?
- Teyze valla emir gelecek onu bekliyoruz.
- Ah be evladım sizin işinizde çok zor. Allah korusun dedi.
- Sağol teyze, dua et bizim için.
- Ediyorum evladım hep ediyorum.
Ardından yol açıldı. Yaklaşık 3 saat beklemiş olduk. Yol açılınca Maçka'dan depoyu doldurup Trabzon'dan Akçaabat'a geçtim ve Hıdırnebi yaylasına karanlıkta çıkmak zorunda kaldım.
O biraz riskli idi çünkü zemin ıslak ve sis yüzünde görüş mesafesi 5-10 metre arası. 20-30 ile 1 saate yakın tırmandım 4lüler hep yanık halde ve sağ salim vardım yaylaya.
5.gün;
Yaylada güzel bir uyku çekmişim. Fakat yine sis var sabah. Bugünkü hedefimiz 2 gün kalacağım Çamlıhemşin'e gitmek.
Güzel bir kahvaltı güne başlamak için en iyisi.
Hıdırnebi Yaylakent denen yerde kaldım.
Yayladan geçerken fotolar. Dün erken gelebilseydim yürüyerek gezecektim ama olmadı sadece yol boyundan fotoğraflar çektim.
Gece gece çıktığımız yerleri bu sefer iniyoruz fakat sis artıyor git gide.
Sonunda sisten kurtuldum. Ama inmeye devam Akçaabat'a doğru.
Sahilyoluna bağlandık Sürmene tarafları. Yerlek ıslak, yağmur çisiyor hep.
Uzungöle sapıyoruz. Uzungölün asfaltı çok iyi. Süper yollar. Yerlerde kurudu
Ve Uzungöldeyiz. Çok güzel manzarası var. Tüm gölün etrafını 1 saat yürüyerek dolaştım. Bol bol resim çektim.
Tüm uzungöl resimlerinde bulunan camii.
Uzungölü besleyen nehir.
Bi de motorla çekelim manzara fotosu.
Uzungöl dedikleri gibi çok fazla turistik olmuş. Her yer otel ve restaurant. Etrafta da türkçe duymadım gibi herkes arapça konuşuyor. Zaten pek kalmadım yemeği Rize'de yiyeceğim.
Ardından yeniden sahilyoluna bağlanıp Rize'ye gidiyoruz. Bir arkadaşımın tavsiye ettiği Rize Liman Lokantasında karnımı doyuracağım. Esnaf lokantası tarzında bir yer. En sevdiğimden
Az kelle-paça çorbası, karışık tabak ve ayran 23,50 TL tuttu.
Çamlıhemşin yoluna saptık ve manzara hemen değişmeye başladı.
2 akşam kalacağım bunglovların olduğu otele gitmek için anayoldan ayrılıyorum.
O da ne yol bitti
Telefon ettim otele. Motoru oradaki cipin yanına koyun çantaları da telefirik yollucaz onlara koyarsınız dediler. Sonra patikayı takip edin dediler.
Bu alete koydum çantaları sonra ormanın içine girip kayboldular
Ben de başladım patikadan yürümeye.
Şöyle bir şey patika.
Bir 7-8 dk yürüme sonrasında kalacağım yere geldim. Karşıladılar beni, çantalarımı getirdiler ve kalacağım yerin anahtarını istedim fakat anahtar yokmuş evlerde
Kalacağım ağaç ev de bu. Odada bir yatak var başka pek de birşey yok. Koyacak yer de yok zaten. Pencereler direk ormana açılıyor ama.
2 kişilik evler de var onlar daha güzel. Onların içinde tuvalet banyosu var benim ki ortak alanda.