Şaka bir yana, hayatımda en sevdiğim saygı duyduğum öz abim gibi değer verdiğim biri var.
Aylık geliri ülke standartlarının çok çok üzerinde, yaklaşık 20-30 bin civarı.
Motosiklet camiasında giremeyeceği ortam yoktur, gerek genel kültürü gerek motosiklet bilgisi olarakta ülkede rahat ilk 20'nin içindedir.
Gel görki böyle bir maddi/manevi birikime sahip olduğu hâlde ülkenin %80'inden mütevazi yaşar.
Ben O'nun 1/10 gelirine sahip olmama rağmen "Abi gel şu restorantta birşeyler yiyelim" deyip orta üzeri lüks bi mekan tercih ederken, O bana "Ya oğlum boşver gel şurda dürümcü var efsane ciğer yapıyor" der, taburede otururuz.
1 yıl hiç haber almasak birbirimizden, 1 yıl sonunda görüşünce sanki hergün görüşmüş gibi davranırız.
Yol yapmaya çıktığımızda ikimiz de rahat bir şekilde istediğimiz mekanda takılabilecekken, doldururuz çantamıza yiyeceği içeceği oturur sessiz bi köşede döker yere yeriz.
Yüzüne karşı çok sormuşumdur "Abi istesen pistten çıkmazsın, camianın "Çok sevilen ünlü" ikonları önünde el pençe durur, ama sen benimle riva ağva yollarında eskitiyosun kendini, ne acayip adamsın

" felan derim.
"Alayı kolpa oğlum onların, altinda ki motora cebindeki paraya muamele çekerler, benimle değil motorumla muhabbet eder onlar genelde, 100binlik motor alır 3 kuruşluk sürerler, 3 kuruşluk motorla trilyonluk hakkını veren insanları tercih ederim" der.
Anlatabilmişimdir sanırım.
Para neredeyse herşeyin anahtarı evet.
Ama "neredeyse"...
Bazen kıçını yırtsanda parayla elde edemeyeceğin şeyler var, hatta para yüzünden kaybedeceğin özleyeceğin şeyler var.
Samimiyet, dürüstlük, dostluk.
Sevgiyi bile para ile elde edersiniz, ama samimiyeti para ile elde edemezsiniz.
Samimiyetsiz sahte sevgi, başınıza bela açmaktan başka hiç bir işe yaramaz.