- Katılım
- 16 Nis 2003
- Mesajlar
- 662
- Konu Yazar
- #1
Evet arkadaşlar bu seferki gezim diğeri kadar egzotik olmasa da bunun benim için yeri bambaşkaydı. Bu sefer bebeğimle, Siyah İncimle, kara oğlumla ikimiz düştük yollara. Halama, enişteme, babama, ve tek başıma İstanbul’dan Denizli’ye motorla gideceğimi söylediğimde gözleri açılan herkese karşı çok delikanlı bir tavır sergilediysem de aslında içten içe deli gibi tırsıyordum. Önceki gece heyecandan pek fazla uyuyamadım hatta. Her ne kadar kötü düşünceleri kafamdan kovmaya çalıştıysam da sevimsiz bir durumda neyi kime bırakacağımı belirlemiştim bile. Çok fazla değil, yaklaşık 2,5 saatlik bir uykudan sonra sabah 5:30 da evden çıktım. E tabi otopark görevlisine sabahın köründe motoru almaya geleceğini haber vermezsen bekçi köpekleri tarafından bi güzel tehdit edilirsin
Yok ama ‘afferim’ dedim, iyi koruyorlar motorumu. Otoparka giremeyince tek çare köpekleri var güçleriyle havlatmak oluyor. Ama havlamaya da uyanmadı kimse. Neyse baya bir uğraştan sonra görevliyi uyandırabildim ve motorumu aldım.
Yol boyunca gezilip görülecek birkaç yer vardı aslında. Ama ben bunların hiçbirine sapmadan varmam gereken yere yöneldim. Çok aman aman fotoğraflar değil ama paylaşmak istedim. Açıklamaları yine resimlerin altında bulacaksınız.
Motor sahibi olarak ilk feribot yolculuğum. Zaten bakınız heyecandan elim titremiş, fotoğraf flu çıkmış. Ama olsun. Hiç bişey bitmiş lastiklerimle beni yola çıkmaktan alıkoyamazdı
Gecenin mavi-siyahlığı ve motorum ne kadar güsel bir uyum içerisindeler değil mi?
Yavaş yavaş hava ağarmaya başlarken oradaki görevli motorumu bağladı. Yukarı salona çıkmadan beklemeye başladım. Arabalar yerleşirken buraya park edecek araba motoruma fazla yanaşmasın diye. Allahtan bi 600 F kardeş geldi de içim rahat etti. Fakat onun motorunu farklı bağlamışlardı. İçim rahat etmedi. Sevgilimin verdiği kayışlarla her 2 taraftan da deli bağlar gibi bağladım motorumu. Sağ olsun arkadaşta yardımcı oldu. Kabul ediyorum görmemişim :cherry:
Susurluk çıkışı kahvaltı molası. 500 m ileride bir Starbucks daha vardı. Hayret ettim. Cadde mübarek
İkiztepe Barajı.
Hiiiiiii. Dizliğime çarpan dikene bakın :cyclopsan Uzun süre de onunla gittim bakalım rüzgardan düşecek mi diye; düşmedi. Sağlam saplanmış. Dizlik olmasa bayağı bi yaygara yapardım herhalde...
Makineyi yolun karşısına yerleştirip yolu kontrol ettikten sonra boşsa eğer zaman ayarını açıyorum. Sonra kafadaki kaskı sallayarak koştur koştur karşıya geçiyorum. Çektiğini anlamak içinde flaşı açık bırakıyorum. Sonra yolu tekrar kontrol et. Koştur koştur git resme bak. Olmuş mu? Olmadıysa aynı işlem tekrar :cherry:
Gölmarmara ilçesi (Tarih değişimi tamamen makinamın manyaklığıdır, 2 günde gitmedim yoksa :mrgreen: )
Bir amca çekti bu resmi. “Amca motor da çıksın, arkamdaki yol da” dedim. Amca yolu tercih etti herhalde
Oğlum acıkmış. Bu benzinlikteki görevlilerden de bir “Allah akıl fikir versin” bakışı aldıktan sonra, hazır arkada yine su birikintisi varken bi fotoğraf daha çekeyim dedim.
Pek seçilmese de arkamda Marmara Gölü var.
Ne Manyas kuş cennetine saptım ne de Buldan’a. O yüzden sizi bulduğum her su birikintisiyle kandırmaya çalışıyorum işte :wiinkk:
Bu fotoğrafı çok seviyorum. Aslında ben Denizli’ye Menizli’ye gitmedim. Kadıköy’de gezdim durdum
Şaka bir yana artistik poz vericez diye ayağı yolda bırakıyorduk :queen: Neyse ki çok araba geçmiyordu
İşte çok şükür sağ salim vardığımız yeeerrrr: Pamıhkale :bounce:
Peki bu resimler bir gezi başlığı açmak için yeterli miydi? Bence değildi. Dedim ya iki su birikintisi resmiyle kandıramazdım sizi. Bende dedim bari gerçekten görülmeye değer bir şeyler koyayım başlığın devamına. Görev bilinciyle çıktık yola oğlumla gurur içinde (bak bak yalvardınız sanki gideyim diye, havalara bak) Peki bu sefer nereye gittim???
Antik kent Aphrodisias’a.
Ayağımın tozu ile hemen otoparkta bir turistten fotoğraf çekmesini rica ediyorum.
Önce müzeyi gezelim hep birlikte. Müzede ve ören yerinde tripod kullanmak yasakmış. Görevli kan ter içinde yanıma geliyor. Koşmuş belli ki. Ama ben fotoğrafı çekemeden de yetişiyor. Tripod kullanımı profesyonel çekime girdiği için yasakmış meğer. Anlamsız anlamsız bakıyorum yüzüne. “Elimdeki makine değişmeyecek ki, ben sadece yalnız olduğum için tripod kullanıyorum, fotoğrafımı çekecek başka biri olmadığı için” diyorum. “Üzgünüm” diyor başını iki yana sallarken. Sonra önceden programlanmış ve şartlanmış yurdum memurlarına laf anlatamayacağımı anımsıyorum. Üstteki fotoğrafı o çekiyor. Fakat ören yerinde yine minik tripodumu kullanıyorum ben.
Sokrates amca.
Zoilos Firizi ana panolarının tamamlanmış şeklini gösteren çizim.
Bu da kazılarda kurtarılan bugün ki halleri.
Çocuk Dionysos’u taşıyan Satyr Heykeli ve ben (Flavius Zenon’un yapıtıymış)
Müzenin bahçesinden bir görünüm
Aphrodisias hakkında bilgi
Tiyatronun uzaktan görünümü
Evet arkadaşlar, makinanın zaman ayarını açıp flaş patlamadan önceki 10 saniye içinde o kocaman kocaman merdivenleri hoplaya zıplaya inmeye çalışırken neredeyse sahnenin ortasına yuvarlanacaktım :cyclopsan Bu, bu şekilde çekmeye çalıştığım 2. fotoğraf, ilkinde sadece birkaç basamak inebilmişim. Onda tiyatronun büyüklüğü yeterince görünmüyordu.
Bir zamanlar bu sütunların üzerinde yükselen binayı hayal edebiliyor musunuz?
Afrodit Tapınağı kutsal alanına girişi sağlayan tören kapısı
Sıra geldi Aphrodisias antik kentinin en önemli ve turistlerin görmek için akın ettiği yapısına; stadyum. Aphrodisias stadyumu270 metre uzunluğu , 30.000 kişiyi alabilecek 30 sıralık oturma bölümü ile dünyanın en iyi korunmuş antik stadyumu olmasının yanı sıra en büyüklerinden de birisidir :cyclopsan Stadyum aynı zamanda gladyatör ve vahşi hayvan mücadeleri amacıyla da kullanılmıştır. Yaklaşık MS. 400’de yapının doğu tarafı içinde Roma usulü kan dökülen, vahşi sporların yapıldığı bir arenaya dönüştürülmüştür.
Ve gelelim bu stadyumun fotoğraflarına;
Bulunduğum yerden stadyumun sağ tarafı.
Aynı yerden çekilmiş stadyumun sol tarafı. Ortada gördüğünüz alan ise arena.
Stadyumun tamamını gösteren fotoğraf. Fakat çektiğim fotoğrafların yapının harikuladeliğini göstermekte yetersiz kaldığının farkındayım. İmkanı olan herkesin mutlaka gidip görmesi gereken bir yer.
Otoparktan ayrılmadan önce bu fotoğrafı da çeken minibüs şoförü amcayla sohbet ediyoruz biraz. ‘Şeytan arabası’ diyor motoruma. Şeytan motoru de bari
Para versen binmezmiş. Aslında minibüs kullanmaya bile hiç niyeti yokmuş fakat o gün işe gelemeyen bir arkadaşının yerine kullanması gerekiyormuş. Bir yandan onu dinlerken bir yandan da hazırlığımı yapıyorum. Dizliklerimi takmak için düzelttiğim anda içinden bir şey düşüyor. Demek ki yolda dizime çarpıp canımı yakan şey buymuş. Sağ dizliğimin iki korumayı birleştiren bez kısmı yırtık ve dizliğe çarpan EŞEKARISI oradan içeri girmiş :cyclopsan Bütün yol beraber gelmişiz ve hatta Aphrodisias’ı çantamın içinde gezmiş. Dizime çarpan şeyler konusunda pek şanslı değilim sanırsam.
Aphrodisias’ın üzerine bulutlar çökerken acemi motorcu Seda ordan kaçıyordu :cherry:
Bütün yol bu kadar ağaçlık olmasa bile yine de keyifli (ve ürkütücü) virajları olan güzel bir yoldu. Kuyucak’a kadar gidiş-geliş olan dar yol Aydın yoluna çıkmamla 2 şeritli rahat bir bölünmüş yola dönüştü, bende rahat bir nefes aldım
Rahat bir nefes alınca da yol kenarında ki meyve tezgahları gözüme çarpmaya başladı. Durup sırt çantamın müsaade ettiği oranda meyve almak istedim. Tezgahın sahibi Sultan teyze pek bir cana yakın çıktı. Çok ısrar etti meyvelerden yemem için. Bende durup biraz dinlenmeye karar verdim. Baya bir sohbet ettik. Bir sürü dua okudu bana. Dikkatli olmamı salık verdi. Aileme selam söyledi ve hatta beni evine davet etti
Evinin yerini tarif edip orada kendisini herkesin tanıdığını, tekrar o taraflara gelirsem mutlaka uğramamı söyledi. Bazen kızsam da, sinirlensem de ben bu ülkenin insanlarını çok seviyorum galiba...
İşte Sultan teyzem;
Aldığım incirleri ezilmeden götürebildim bu arada
Yeniden Pamukkale’deyiz.
(iki geziminde varış fotoğraflarının aynı olduğunu fark eden arkadaşlara not: İstanbul’dan döndüğümde merdivenleri zor çıktım. Gerçekten çok bitkindim ve geldiğim yerde fotoğraf çektirmeyi unutacak kadar yorgundum. Kusuruma bakmamanız rica olunur)
Umarım hoşunuza gitmiştir de bir sonraki başlığı görünce “öff yine mi bu kız yaaa” demezsiniz :wiinkk:
Yol boyunca gezilip görülecek birkaç yer vardı aslında. Ama ben bunların hiçbirine sapmadan varmam gereken yere yöneldim. Çok aman aman fotoğraflar değil ama paylaşmak istedim. Açıklamaları yine resimlerin altında bulacaksınız.
Motor sahibi olarak ilk feribot yolculuğum. Zaten bakınız heyecandan elim titremiş, fotoğraf flu çıkmış. Ama olsun. Hiç bişey bitmiş lastiklerimle beni yola çıkmaktan alıkoyamazdı
Gecenin mavi-siyahlığı ve motorum ne kadar güsel bir uyum içerisindeler değil mi?
Yavaş yavaş hava ağarmaya başlarken oradaki görevli motorumu bağladı. Yukarı salona çıkmadan beklemeye başladım. Arabalar yerleşirken buraya park edecek araba motoruma fazla yanaşmasın diye. Allahtan bi 600 F kardeş geldi de içim rahat etti. Fakat onun motorunu farklı bağlamışlardı. İçim rahat etmedi. Sevgilimin verdiği kayışlarla her 2 taraftan da deli bağlar gibi bağladım motorumu. Sağ olsun arkadaşta yardımcı oldu. Kabul ediyorum görmemişim :cherry:
Susurluk çıkışı kahvaltı molası. 500 m ileride bir Starbucks daha vardı. Hayret ettim. Cadde mübarek
İkiztepe Barajı.
Hiiiiiii. Dizliğime çarpan dikene bakın :cyclopsan Uzun süre de onunla gittim bakalım rüzgardan düşecek mi diye; düşmedi. Sağlam saplanmış. Dizlik olmasa bayağı bi yaygara yapardım herhalde...
Makineyi yolun karşısına yerleştirip yolu kontrol ettikten sonra boşsa eğer zaman ayarını açıyorum. Sonra kafadaki kaskı sallayarak koştur koştur karşıya geçiyorum. Çektiğini anlamak içinde flaşı açık bırakıyorum. Sonra yolu tekrar kontrol et. Koştur koştur git resme bak. Olmuş mu? Olmadıysa aynı işlem tekrar :cherry:
Gölmarmara ilçesi (Tarih değişimi tamamen makinamın manyaklığıdır, 2 günde gitmedim yoksa :mrgreen: )
Bir amca çekti bu resmi. “Amca motor da çıksın, arkamdaki yol da” dedim. Amca yolu tercih etti herhalde
Oğlum acıkmış. Bu benzinlikteki görevlilerden de bir “Allah akıl fikir versin” bakışı aldıktan sonra, hazır arkada yine su birikintisi varken bi fotoğraf daha çekeyim dedim.
Pek seçilmese de arkamda Marmara Gölü var.
Ne Manyas kuş cennetine saptım ne de Buldan’a. O yüzden sizi bulduğum her su birikintisiyle kandırmaya çalışıyorum işte :wiinkk:
Bu fotoğrafı çok seviyorum. Aslında ben Denizli’ye Menizli’ye gitmedim. Kadıköy’de gezdim durdum
Şaka bir yana artistik poz vericez diye ayağı yolda bırakıyorduk :queen: Neyse ki çok araba geçmiyordu
İşte çok şükür sağ salim vardığımız yeeerrrr: Pamıhkale :bounce:
Peki bu resimler bir gezi başlığı açmak için yeterli miydi? Bence değildi. Dedim ya iki su birikintisi resmiyle kandıramazdım sizi. Bende dedim bari gerçekten görülmeye değer bir şeyler koyayım başlığın devamına. Görev bilinciyle çıktık yola oğlumla gurur içinde (bak bak yalvardınız sanki gideyim diye, havalara bak) Peki bu sefer nereye gittim???
Antik kent Aphrodisias’a.
Ayağımın tozu ile hemen otoparkta bir turistten fotoğraf çekmesini rica ediyorum.
Önce müzeyi gezelim hep birlikte. Müzede ve ören yerinde tripod kullanmak yasakmış. Görevli kan ter içinde yanıma geliyor. Koşmuş belli ki. Ama ben fotoğrafı çekemeden de yetişiyor. Tripod kullanımı profesyonel çekime girdiği için yasakmış meğer. Anlamsız anlamsız bakıyorum yüzüne. “Elimdeki makine değişmeyecek ki, ben sadece yalnız olduğum için tripod kullanıyorum, fotoğrafımı çekecek başka biri olmadığı için” diyorum. “Üzgünüm” diyor başını iki yana sallarken. Sonra önceden programlanmış ve şartlanmış yurdum memurlarına laf anlatamayacağımı anımsıyorum. Üstteki fotoğrafı o çekiyor. Fakat ören yerinde yine minik tripodumu kullanıyorum ben.
Sokrates amca.
Zoilos Firizi ana panolarının tamamlanmış şeklini gösteren çizim.
Bu da kazılarda kurtarılan bugün ki halleri.
Çocuk Dionysos’u taşıyan Satyr Heykeli ve ben (Flavius Zenon’un yapıtıymış)
Müzenin bahçesinden bir görünüm
Aphrodisias hakkında bilgi
Tiyatronun uzaktan görünümü
Evet arkadaşlar, makinanın zaman ayarını açıp flaş patlamadan önceki 10 saniye içinde o kocaman kocaman merdivenleri hoplaya zıplaya inmeye çalışırken neredeyse sahnenin ortasına yuvarlanacaktım :cyclopsan Bu, bu şekilde çekmeye çalıştığım 2. fotoğraf, ilkinde sadece birkaç basamak inebilmişim. Onda tiyatronun büyüklüğü yeterince görünmüyordu.
Bir zamanlar bu sütunların üzerinde yükselen binayı hayal edebiliyor musunuz?
Afrodit Tapınağı kutsal alanına girişi sağlayan tören kapısı
Sıra geldi Aphrodisias antik kentinin en önemli ve turistlerin görmek için akın ettiği yapısına; stadyum. Aphrodisias stadyumu270 metre uzunluğu , 30.000 kişiyi alabilecek 30 sıralık oturma bölümü ile dünyanın en iyi korunmuş antik stadyumu olmasının yanı sıra en büyüklerinden de birisidir :cyclopsan Stadyum aynı zamanda gladyatör ve vahşi hayvan mücadeleri amacıyla da kullanılmıştır. Yaklaşık MS. 400’de yapının doğu tarafı içinde Roma usulü kan dökülen, vahşi sporların yapıldığı bir arenaya dönüştürülmüştür.
Ve gelelim bu stadyumun fotoğraflarına;
Bulunduğum yerden stadyumun sağ tarafı.
Aynı yerden çekilmiş stadyumun sol tarafı. Ortada gördüğünüz alan ise arena.
Stadyumun tamamını gösteren fotoğraf. Fakat çektiğim fotoğrafların yapının harikuladeliğini göstermekte yetersiz kaldığının farkındayım. İmkanı olan herkesin mutlaka gidip görmesi gereken bir yer.
Otoparktan ayrılmadan önce bu fotoğrafı da çeken minibüs şoförü amcayla sohbet ediyoruz biraz. ‘Şeytan arabası’ diyor motoruma. Şeytan motoru de bari
Aphrodisias’ın üzerine bulutlar çökerken acemi motorcu Seda ordan kaçıyordu :cherry:
Bütün yol bu kadar ağaçlık olmasa bile yine de keyifli (ve ürkütücü) virajları olan güzel bir yoldu. Kuyucak’a kadar gidiş-geliş olan dar yol Aydın yoluna çıkmamla 2 şeritli rahat bir bölünmüş yola dönüştü, bende rahat bir nefes aldım
Rahat bir nefes alınca da yol kenarında ki meyve tezgahları gözüme çarpmaya başladı. Durup sırt çantamın müsaade ettiği oranda meyve almak istedim. Tezgahın sahibi Sultan teyze pek bir cana yakın çıktı. Çok ısrar etti meyvelerden yemem için. Bende durup biraz dinlenmeye karar verdim. Baya bir sohbet ettik. Bir sürü dua okudu bana. Dikkatli olmamı salık verdi. Aileme selam söyledi ve hatta beni evine davet etti
İşte Sultan teyzem;
Aldığım incirleri ezilmeden götürebildim bu arada
Yeniden Pamukkale’deyiz.
(iki geziminde varış fotoğraflarının aynı olduğunu fark eden arkadaşlara not: İstanbul’dan döndüğümde merdivenleri zor çıktım. Gerçekten çok bitkindim ve geldiğim yerde fotoğraf çektirmeyi unutacak kadar yorgundum. Kusuruma bakmamanız rica olunur)
Umarım hoşunuza gitmiştir de bir sonraki başlığı görünce “öff yine mi bu kız yaaa” demezsiniz :wiinkk: