Tabii ki Super Sport. Nedeni ise hem Kızılay dağıtmış gibi ortalıkta epeyce bol olması, hem de nasıl Ferrari, Lamborghini gibi sürat için tasarlanmış araçları yollarda görünce yadırgıyorsam pist motorlarını caddelerde ve özellikle o motosiklete hiç yakışmayacak tipte insanların kullanmasını da yadırgorum. Zaten selesi rahatsız. Kısa mesafede bile insanın kaba etini ağrıtan o iğrenç ötesi, saçma selesi yok mu...
Daha komiği de bunlara özenip ama parası yetmediğinden 125'liğini, 250'liğini (Yamaha YZF-R25 ve Aprilia RS4-125'i tenzih ediyorum) alanlar. Yahu oturma şekli ile bile bir yarış motorunu tutmuyor. Tamam şekil şemal hoşunuza gidiyor, tamam kızlar bakar diye bir umut ve heves ile alıyorsunuz ama doğru dürüst gitmeyen, ince lastikli, süratli bir commuter olması dışında hiç bir artısı olmaması da cabası. Hayatta almayacağım motosikletler kesinlikle. 600 ve üstü sahibi olanlar da gece 12'den sonra motoru bağırta bağırta insanı uyutmuyor. Öyle yapınca çünkü kızlar teklif ediyormuş.
Genel olarak bu tarz motosiklet sahiplerine bir miktar antipatim vardır. Saldırı olarak algılanmasın sakın ama Türkiye'deki insan portresi olarak şımarıklıklarına katlanamıyorum. Sonradan görmeleri de alıp litrelikleri, Hayabusa'ları bütün vaktini Starbucks'ta geçiriyor. Kahve içmeye gitmek için insan bu motoru almaz elbette. Ama işte aşağılık kompleksi, rüştünü ispatlama çabası, kişilik gelişimlerindeki problemler falan yüzünden saçma sapan tiplerin altında, cafelerin önüne çekilenleri görüyoruz. Yoksa motosiklete karşı öyle pek bir antipatim yok. Hele de MV Agusta F4 hariç, o bambaşka bir dünya. İmkanlarım olsa alır salonuma süs diye koyarım. Öyle kullanmalık da değil. Karşısına geçip bir kadeh viski koyar puromu yakar, izlerim o derece.