Aslında kültür olayı şu şekilde oluyor.
Motorsiklet her ne kadar Almanya'da patentlese bile o dönem insanların motorsiklete bakış açısı ticari. Yani sadece buna "küçük, pratik bir ulaşım aracı" gözüyle bakılıyor. Kültürel bir evrim henüz söz konusu değil.
Bunun bir kültüre, hayat tarzına dönüşmesi olayı Amerika'da başlıyor. 2. Dünya Savaşı'nda Japonya'da görev yapan askerler orada kullandıkları motorsikletleri Amerika'ya geri taşıyorlar. Sonra orada ufak bir yarış kültürü gelişiyor. Sürüşü etkilemeyen tüm parçaları söküyorlar. (Bobber)
Sonra bir kısmı direkt şaseyi kesmeye başlıyor. (Chopper)
Motorsikletin kültüre dönüşmesi böyle.
Sonra bu olay İngiltere'ye sıçrıyor. Orada "X kafeden çıkıyoruz, Y kafeye varıyoruz" şeklinde lokal yarışlar oluyor. Onlar da motorun tüm grenaj vs'yi söküyorlar hız artsın diye. (Cafe Racer)
Yarış kültürü gelişiyor, bu defa parkurlar da komplike hale geliyor. Yarı asfalt, yarı offroad parkurlar oluyor. Yarışçılar bu iki işi de aynı anda optimum yapacak motor arayışına girip çözümü asfalt motoruna cross lastikleri takarak buluyorlar (Scrambler)