Tartışma yine alevlendi...
Bu kez, devletin en üst kademesinin de dahil olduğu, asimetrik bir düelloya dönüştü adeta...
Yaklaşık 15 yıldır yazıyorum, çiziyorum. Bu konu henüz toplumun derin katmanlarına işlememişken, geleceğin, bugünden daha kötü olacağı uyarısını yapıyordum. Bu bir kehanet değildi. Yapmayın, etmeyin; sokaklarda sahipsiz başıboş hayvan varlığını (siz sahipsiz başıboş köpek olarak okuyun) savunmak, en çok yine bu hayvanlara zarar verecek diyordum. Bugün uyutmaktan imtina ettiğiniz 1 hayvan, yarın karşınıza uyutmak zorunda kalacağınız! 1000 hayvan olarak döner diyordum. Çünkü bu sorun, kangren misali, verili sosyal alanımızı hastalıklı bir döngüye sürükleyecek diyordum.
Ne katilliğimiz kaldı, ne vicdansızlığımız, ne hayvan sevmezliğimiz...
Ama belediyeler kısırlaştırmadı, ama onlar can dostu, ama onlar siz bir şey yapmazsanız ısırmaz, ama onlar Allahın dilsiz kulu, ama, ama, ama...
Yahu bir ara, "köpeklerin üreme hakkını engelliyorsunuz" diye kısırlaştırmaya bile karşı çıkıyordu sözde hayvan severler! Bir de "onlar zaten burada yaşıyordu, sonradan insanoğlu geldi evler yaptı, onların doğal yaşam alanını işgal etti" gibi deli saçması bir argüman ürettiler.
Sorun toplumun tüm kesimlerini etkileyip, ciddi bir sosyolojik travmaya doğru evrilmeye başlayınca; ve daha önemlisi, siyasi irade, burada aleyhine işleyen bir durumun farkına varınca, tartışma boyut değiştirdi. Bunu da yazdık daha önceden...
Hem geleneksel medyada, hem sosyal mecrada, hem de TV'lerde mesele ısıtıldı. Öncelikle nabız ölçüldü, tepkiler değerlendirildi, kar/zarar hesabı yapıldı...sonunda meseleye neşter vurulmaya karar verildi. Keşke bu farkındalıklar için bu denli acılar yaşanmasaydı ama bu topraklarda her çözümü el yordamı ile yeniden keşfetmeye alışkın olduğumuzdan pek de şaşırmadık. Daha yeni, benim de memleketim diyebileceğim Burhaniye'de, yola çıkan bir köpek yüzünden kaza yapıldı ve 3 kişi hayatını kaybetti. Belki de hayatını kaybedenler, sokaklarda köpek olmasını savunan insanlardı. Bilemiyoruz...
Sonuç olarak, 5199 gibi soruna çanak tutan bir Yasa'nın değişeceği ilk ağızdan dillendirildi. Yasa nasıl değişir, hangi ölçütler getirilir, uyutma hangi aşamada önerilir, pratikte nasıl uygulanır bilemiyoruz ancak; yaşadığımız ve ne akla, ne bilimsel gerçeklere, ne yaşamın doğal pratiklerine, ne de uygar normlara uymayan bu rezaletten bir şekilde sıyrılacağımız anlaşıldı.
Sürdürülmesi mümkün olmayan bir pratiği 20 yıldır dayatanlar, umarım vicdanlarını rahatlatacak daha masum bir hobi edinirler...