Şimdi biraz düşünün.
Hayatı boyunca hiçkimse tarafından kaale alınmamış, kimseye sözünü geçirememiş, kimseye kendini dinletememiş birisi. Hayat sürecinde sadece tüketmek görevi üstlenmiş, üretmekten her uzak durmuş, ailesine, çevresine ve ülkesine hiç katkıda bulunmamış birisi.
İşsizlikle boğuşmuş. İş beğenmemiş. Dahası, herhangi bir meziyeti veya eğitimi yok. Üretkenlikten uzak birisi.
Kendi sorunlarını bile dinlemekten aciz. çevresinde hiçkimsenin sorununa ortak olmamış.
Çevresinde birşeylere sahip, biryerlere gelmiş insanların, sahip olduklarından isteyen, ancak onlar gibi davranamadığının farkına varamayıp, sahip olamadıkları için anlam veremeyen birisi.
Ve biz ona devletin kutsal bir gücünü veriyoruz. Devleti, milleti, halkı, geleceğimizi koruma görevini veriyoruz. Dahası o insanlara bir FIRSAT veriyoruz. Gel bizleri koru, gel emniyet güçlerine katıl diye.
Elbette bir tane kendini bilmez, kendisine verilen gücün, aslında hep var olduğunu, kendisine gücünden değil, şahsından dolayı saygı veya korku duyulduğunu sanan birisinin yaptıklarını, Türkiye'nin en şerefli, en kutsal hizmeti gerçekleştiren kurumuna mal edemeyiz. Ama tepki gösterilmediği, kurumun yıpratılacağı korkusuyla ses çıkarılmadığı sürece, bu ve bunu gibi insanlar, belkide öfkesine yenilip, masum bir insanın canını yakacak.
İster öğretmen, ister polis, ister tapu görevlisi, hakim, doktor, avukat, şoför, dişçi, temizlik görevlisi... Yaptıkları kuruma mal edilmeyen bir durumda, kurum da olayı ört bas etmemeli, bu gibi kişileri asla arasında barındırmamalıdır.