- Katılım
- 27 Haz 2006
- Mesajlar
- 789
- Konu Yazar
- #1
Hepinize merhaba.Ayın 11’inde yapmış olduğumuz Tekirdağ-Kıyıköy-Sergen gezisini sizlerle paylaşmak istedim.Güzergah;Tekirdağ-Çorlu-Çerkezköy-Sefaalan-Saray-Kıyıköy-Sergen(zaruri yemek ihtiyacı için)-Vize-Saray-Çerkezköy-Çorlu ve Tekirdağ.Arkadaşımla beraber keyifli bir gezi oldu.Tekirdağ’da sabah 11.30’da ve 32 dereceyle başladığımız gezi akşam saat 21’de son buldu.Sıcaklık yer yer 24 dereceye kadar düştü.Toplam kat ettiğimiz mesafe 320 km oldu.Yorumlarınızı dört gözle bekliyorum.Tabi en çok yorumu neye yapacağınızı çok iyi biliyorum
Keyifli seyirler ve okumalar.
(İlk fırsatta ekip halinde böyle bir gezi yapmak ümidiyle)
Çorlu’ya girişimiz.

muhteşem bir fabrika inşaatı.Arkadaşım işi dolayısıyla dayanamayıp çekti resmini.

Çerkezköy’e giriş.Buradan da geçtiğimiz günlerde motosiklet faciasının olduğu yeri arkadaşıma göstermeye gidiyoruz.

Kazanın olduğu yerde çalışmalar devam ediyor. Bunu daha önce de yazmıştım zaten. Kavşak trafiğe kapalı.İnşallah bundan sonra kazalar olmadan tedbirler alınır.

Çerkezköy-Çatalca Saray yolu arası harika bir yol.Asfalt çok güzel.Etraf orman.Virajlar harika.


Ve Saray istikametine dönüyoruz.

Binkılıç ve Sefaalan köyleri..Buralar da artık İstanbul sayılıyor.Özellikle hafta sonları herkes İstanbul’dan buralara gelip piknik yapıyor.Yazlığı olan da çok.Harika evler var.Demek ki her şey deniz değilmiş…(Artçıma hitaben)




Şanlı bayrağımız.

Saray’a giriş ve sağa Kıyıköy istikametine dönüş.



Güngörmez Köyü.Manda sütü ürünleriyle meşhur.Küçücük şirin bir köy.


Kıyıköy.Şirin bir liman köyü.Balığıyla(özellikle de kalkan) meşhurYazın canlı,kışın ölü bir yer.Ama ben kışın daha çok seviyorum.













Çok önceleri orada ölen askerin mezarı.Buraya kışın ektiğim iki ağacı sulamak için uğradık.Ağaçlar o kadar sıcağa rağmen kurumamıştı.Bu ağaçları ekerken başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum:gördüğünüz gibi toprak çok sert.Neredeyse kayalaşmış.Motoru bile rahatça orta sehpaya alabilirsiniz.Kışın çok kötü bir havaydı.Daha önce niyetlendiğim ama ancak fırsat bulabildiğim anda atladım arabama ve gittim.Yanımda götürdüğüm küçük kürekle hiçbir şey yapamadım.Etrafında da yerleşim yeri olamayan bir yer burası.Ve ben de toprağı kazamıyordum.En yakın yer restauranttı ve o da 400 m aşağıdaydı.Böyle bir ortamda nasıl kürek bulabilirim diye ümitsizce etrafa bakındım.Yürümeye başladım.Restaurantın etrafı duvarlarla çevriliydi.Giriş kapısı da bayağı uzaktı.Duvardan atlamaya karar verdim.Bir ayağımı tam duvarın öteki tarafına atmıştım ki bir de ne göreyim!Bir tane bahçe küreği orada yerde duruyordu.’’Öylesine ıssız bir yerde,kapanmış ve bahçesinde hiçbirşeyin olmadığı bir restaurant bahçesinde sadece bir kürek orada uzanmış beni bekliyordu’’dedim.Tüylerim diken diken olmuştu.Çok etkilenmiştim.Tabi siz bunu okuduktan sonra ne düşünürsünüz bilemem ama bu olay beni çok etkilemişti.Belki de bir tesadüften başka bir şey değildi.Bu gidişimde yine yürüyüp bahçesine girip izinle su aldığım ablanın oğlu da askere gidecekmiş.Suyu ne için istediğimi söyleyince ağlamaya başladı.Ben de fırsat buldukça sulamasını rica ettim.Peki bu asker nasıl ölmüştü?Kışın köy kahvesine girip çay içerken sorduğumda orada oturan yaşlı bir amca ‘’aynı köyden iki asker;aynı kızı seviyorlar,nöbet esnasında biri diğerini vuruyor’’

Aya Nikola Manastırı.Fazla söze gerek yok.Tanıtım tabelası okunabiliyor diye yazmadım.








Kıyıköy’den ayrıldıktan sonra,aldığım ani kararla kendimizi iyice toza toprağa bulandırmaya karar verdik.Yaklaşık 23 km tozun toprağın içinde, ‘’ete’’ doğru sürdük.’’Bismillah’’ deyip kendimize bir ziyafet çektik.Küçük, etiyle meşhur bir köy.Adı Sergen.






Daha sonra da Vize-Saray-Çerkezköy-Çorlu-Tekirdağ güzergahıyla akşam tam 21’de evimizdeydik.

(İlk fırsatta ekip halinde böyle bir gezi yapmak ümidiyle)
Çorlu’ya girişimiz.

muhteşem bir fabrika inşaatı.Arkadaşım işi dolayısıyla dayanamayıp çekti resmini.

Çerkezköy’e giriş.Buradan da geçtiğimiz günlerde motosiklet faciasının olduğu yeri arkadaşıma göstermeye gidiyoruz.

Kazanın olduğu yerde çalışmalar devam ediyor. Bunu daha önce de yazmıştım zaten. Kavşak trafiğe kapalı.İnşallah bundan sonra kazalar olmadan tedbirler alınır.

Çerkezköy-Çatalca Saray yolu arası harika bir yol.Asfalt çok güzel.Etraf orman.Virajlar harika.


Ve Saray istikametine dönüyoruz.

Binkılıç ve Sefaalan köyleri..Buralar da artık İstanbul sayılıyor.Özellikle hafta sonları herkes İstanbul’dan buralara gelip piknik yapıyor.Yazlığı olan da çok.Harika evler var.Demek ki her şey deniz değilmiş…(Artçıma hitaben)




Şanlı bayrağımız.

Saray’a giriş ve sağa Kıyıköy istikametine dönüş.



Güngörmez Köyü.Manda sütü ürünleriyle meşhur.Küçücük şirin bir köy.


Kıyıköy.Şirin bir liman köyü.Balığıyla(özellikle de kalkan) meşhurYazın canlı,kışın ölü bir yer.Ama ben kışın daha çok seviyorum.













Çok önceleri orada ölen askerin mezarı.Buraya kışın ektiğim iki ağacı sulamak için uğradık.Ağaçlar o kadar sıcağa rağmen kurumamıştı.Bu ağaçları ekerken başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum:gördüğünüz gibi toprak çok sert.Neredeyse kayalaşmış.Motoru bile rahatça orta sehpaya alabilirsiniz.Kışın çok kötü bir havaydı.Daha önce niyetlendiğim ama ancak fırsat bulabildiğim anda atladım arabama ve gittim.Yanımda götürdüğüm küçük kürekle hiçbir şey yapamadım.Etrafında da yerleşim yeri olamayan bir yer burası.Ve ben de toprağı kazamıyordum.En yakın yer restauranttı ve o da 400 m aşağıdaydı.Böyle bir ortamda nasıl kürek bulabilirim diye ümitsizce etrafa bakındım.Yürümeye başladım.Restaurantın etrafı duvarlarla çevriliydi.Giriş kapısı da bayağı uzaktı.Duvardan atlamaya karar verdim.Bir ayağımı tam duvarın öteki tarafına atmıştım ki bir de ne göreyim!Bir tane bahçe küreği orada yerde duruyordu.’’Öylesine ıssız bir yerde,kapanmış ve bahçesinde hiçbirşeyin olmadığı bir restaurant bahçesinde sadece bir kürek orada uzanmış beni bekliyordu’’dedim.Tüylerim diken diken olmuştu.Çok etkilenmiştim.Tabi siz bunu okuduktan sonra ne düşünürsünüz bilemem ama bu olay beni çok etkilemişti.Belki de bir tesadüften başka bir şey değildi.Bu gidişimde yine yürüyüp bahçesine girip izinle su aldığım ablanın oğlu da askere gidecekmiş.Suyu ne için istediğimi söyleyince ağlamaya başladı.Ben de fırsat buldukça sulamasını rica ettim.Peki bu asker nasıl ölmüştü?Kışın köy kahvesine girip çay içerken sorduğumda orada oturan yaşlı bir amca ‘’aynı köyden iki asker;aynı kızı seviyorlar,nöbet esnasında biri diğerini vuruyor’’

Aya Nikola Manastırı.Fazla söze gerek yok.Tanıtım tabelası okunabiliyor diye yazmadım.








Kıyıköy’den ayrıldıktan sonra,aldığım ani kararla kendimizi iyice toza toprağa bulandırmaya karar verdik.Yaklaşık 23 km tozun toprağın içinde, ‘’ete’’ doğru sürdük.’’Bismillah’’ deyip kendimize bir ziyafet çektik.Küçük, etiyle meşhur bir köy.Adı Sergen.






Daha sonra da Vize-Saray-Çerkezköy-Çorlu-Tekirdağ güzergahıyla akşam tam 21’de evimizdeydik.
