- Katılım
- 4 Ocak 2024
- Mesajlar
- 56
- Motosikleti
- Yamaha Tracer 7
- Konu Yazar
- #1
Herkese merhaba, 26-27 Nisan’a tarihlerindeki Çanakkale gezimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
25 Nisan Cuma gece 11’de evde oturmuş kamerayı aldım, video işleri de güzel diye düşünüyordum. Yarın bir Uludağ’a tarafına mı gitsem ne yapsam diye geçti aklımdan. Hem gezecektim hem de gezdiğim yerleri çekecektim. Derken telefonum çaldı ve üniversiteden arkadaşım Çanakkale’de buluştuklarını bir benim eksik olduğumu söyledi. Olur mu olmaz mı diye hesap kitap yaparken karşı taraftan şöyle bir söz geldi: Madem böyle binmeyeceksin kocaman motoru ne diye aldın, nonoş musun sen?
Onlar öyle deyince ben de tamam madem geleyim dedim. Telefonları kapattık, ben hazırlıklarımı yaptım.
Cumartesi sabahtan önceden söz verdiğim işlerimi bitirdim. Öğlen 1.30 gibi yola çıktım. O hafta sonundaki rüzgârı hatırlayın, benim başıma hem gelişte hem gidişte fena bela oldu. Osmangazi köprüsünden geçerken rüzgar beni neredeyse köprüden atıyordu. Sürerken arada motorun arkası geliyor, ya da yolda bir şeyler düzgün olmuyor lastik anlık olarak tutuşunu kaybedebiliyor; bunlar normal ama köprüden geçerken rüzgar beni rahat 2-3 dk salladı. Motor üstünde şimdiye kadar daha çok korktuğum bir an olmadı. Kameradan bir ss ekliyorum. Dörtlüler açık gidonu sıkı sıkı tutarak ilerledim.

Otoban üzerinden Karacabey’e ulaştım oradan da Bandırma, Biga, Lapseki ve nihayet Çanakkale’ye vardım. Buralarda rüzgar yoktu. Yolda bol bol video çektim, bu yüzden biraz geciktim. Biga’ya varmadan önce radara yakalandım ve ilk radar cezamı da burada yemiş oldum (4500 TL)
.





Çanakkale merkeze varınca biraz ağırdan alıp akşamüstü bir kordon tutu yaptım ve motovlog çektim.


Vardığımda saat 7’ye geliyordu. Bizimkiler açlıktan kırılmışlar, ben de çok acıkmıştım. Bir şeyler sipariş edip, karnımızı doyurduk. Sonra diğer arkadaşlar da geldi, sohbet muhabbet derken yattığımızda saat 3.30’du. Öğleye doğru kalktıktan sonra çıkıp bir kahvaltı yaptık, çay, kahve bir şeyler içtik ve ben saat 16’da Çanakkale’den ayrıldım. Oturduğumuz yerden manzaralar:



Dönüşte rüzgar iyice azıtmıştı. Çok tedirgin bir şekilde geri geldim. İç taraflara girince rahatlar sanmıştım ama hiç de öyle olmadı. Düşük vites, yüksek devir kullanınca kendimi biraz daha güvende hissettim ve neredeyse bütün yolu o şekilde geldim; üşüdüğüm de cabası tabi.
Dönüş yolu gergindi ama giderken köprüyü saymazsak yolun tamamı çok güzeldi. Tracer 7 beni hiç yormadı, oldukça konforlu bir yolculuk yaptım. Karacabey otobanda sürekli 180 km/sa civarlarında sürdüm, rahatsız olmadım. Motor hiç vites düşürmeden 150’den 200’ün üzerinde süratlere kesiciye girmeden ulaşabiliyor. Yine yolculuğumun en önemli ekipmanı kulak tıkacıydı.

Yorucuydu ama bence her dakikasına değdi. Rüzgarda sürüş tecrübesi de edinmiş oldum.
Vakit ayırdığınız için teşekkürler.
25 Nisan Cuma gece 11’de evde oturmuş kamerayı aldım, video işleri de güzel diye düşünüyordum. Yarın bir Uludağ’a tarafına mı gitsem ne yapsam diye geçti aklımdan. Hem gezecektim hem de gezdiğim yerleri çekecektim. Derken telefonum çaldı ve üniversiteden arkadaşım Çanakkale’de buluştuklarını bir benim eksik olduğumu söyledi. Olur mu olmaz mı diye hesap kitap yaparken karşı taraftan şöyle bir söz geldi: Madem böyle binmeyeceksin kocaman motoru ne diye aldın, nonoş musun sen?
Cumartesi sabahtan önceden söz verdiğim işlerimi bitirdim. Öğlen 1.30 gibi yola çıktım. O hafta sonundaki rüzgârı hatırlayın, benim başıma hem gelişte hem gidişte fena bela oldu. Osmangazi köprüsünden geçerken rüzgar beni neredeyse köprüden atıyordu. Sürerken arada motorun arkası geliyor, ya da yolda bir şeyler düzgün olmuyor lastik anlık olarak tutuşunu kaybedebiliyor; bunlar normal ama köprüden geçerken rüzgar beni rahat 2-3 dk salladı. Motor üstünde şimdiye kadar daha çok korktuğum bir an olmadı. Kameradan bir ss ekliyorum. Dörtlüler açık gidonu sıkı sıkı tutarak ilerledim.

Otoban üzerinden Karacabey’e ulaştım oradan da Bandırma, Biga, Lapseki ve nihayet Çanakkale’ye vardım. Buralarda rüzgar yoktu. Yolda bol bol video çektim, bu yüzden biraz geciktim. Biga’ya varmadan önce radara yakalandım ve ilk radar cezamı da burada yemiş oldum (4500 TL)





Çanakkale merkeze varınca biraz ağırdan alıp akşamüstü bir kordon tutu yaptım ve motovlog çektim.


Vardığımda saat 7’ye geliyordu. Bizimkiler açlıktan kırılmışlar, ben de çok acıkmıştım. Bir şeyler sipariş edip, karnımızı doyurduk. Sonra diğer arkadaşlar da geldi, sohbet muhabbet derken yattığımızda saat 3.30’du. Öğleye doğru kalktıktan sonra çıkıp bir kahvaltı yaptık, çay, kahve bir şeyler içtik ve ben saat 16’da Çanakkale’den ayrıldım. Oturduğumuz yerden manzaralar:



Dönüşte rüzgar iyice azıtmıştı. Çok tedirgin bir şekilde geri geldim. İç taraflara girince rahatlar sanmıştım ama hiç de öyle olmadı. Düşük vites, yüksek devir kullanınca kendimi biraz daha güvende hissettim ve neredeyse bütün yolu o şekilde geldim; üşüdüğüm de cabası tabi.
Dönüş yolu gergindi ama giderken köprüyü saymazsak yolun tamamı çok güzeldi. Tracer 7 beni hiç yormadı, oldukça konforlu bir yolculuk yaptım. Karacabey otobanda sürekli 180 km/sa civarlarında sürdüm, rahatsız olmadım. Motor hiç vites düşürmeden 150’den 200’ün üzerinde süratlere kesiciye girmeden ulaşabiliyor. Yine yolculuğumun en önemli ekipmanı kulak tıkacıydı.

Yorucuydu ama bence her dakikasına değdi. Rüzgarda sürüş tecrübesi de edinmiş oldum.
Vakit ayırdığınız için teşekkürler.