Kimseye bir şey anlatmayın. Karşı fikrinizdeki insanlara güven aşılayın. Bol bol özeleştiride bulunun.
Eğer dindar biri, CHP gibi bir partinin kendi haklarını savunacağından emin olursa belki oy verebilir. Ya da bir ateist, dindar bir partinin kendi haklarını ve özgürlüklerini savunacağından emin olursa, belki oy verebilir.
İnsanlar böyle olmazsa, biz siyasetçilerimize açık açık "ne halt edersen et, helal olsun, ama benim gibi düşünmeyenlere fırsat verme" mesajı vermiş oluruz. Ve öyle siyasetçiler tarafından yönetiliriz.
Velhasıl daha yolumuz uzun... Çünkü hâlâ ters yöne ilerlemekteyiz.
bunu yapabilmenin yolu ortak paydalarının ne olduğunu bilen ve karşısındakini anlamaya yönelik çabası olan bit toplum dizayn etmek,
mevcut durumda olanaksız.
ciddi bir eğitim ve farkındalık eğitimi verilmesi gerekiyor.
bu da mevcut baskın siyasi iradenin yapmaktan imtina ettiği ve aksinin olabilmesi için elinden geleni yaptığı bir ortamda pek mümkün değil.
toplum birden fazla kampa ayrılarak öyle kalması için çabalanıyor.
buna rağmen toplumdaki her görüşten sayısı oldukça yüksek kesimler toplumsal barışın tesis edilmesini ya da asgari toplumsal huzurun sağlanmasını talep ediyor, buna rağmen kavgadan beslenen mevcut iradeden kurtulamıyorlar.
"400'ü verin bu iş sulh içinde çözülsün" denilen zamanları hatırlayınız,
haftada bir onlarca insanımızın öldüğü bombalı saldırılar olurdu, birden bitti. (bir şekilde 400 alındı, sistem değişti, uçuşa geçtik)
şimdilerde ekonomik kıskaçlar içerisinde basit sebzeden 3 kilo alabilmek için saatlerce bereket kuyruklarında beklenmesi dahi büyük bir lütuf olarak sergileniyor.
eğitim mevcut durumumuzun tek çıkış yolu, onun da kimlerin elinde ne hale geldiği belli,
bir kaç gün önce yansıyan bir raporda türkiyenin akademik hayatta intihal (hırsızlık) oranı olarak dünyada üçüncü olduğu belirtiliyordu,
etrafımızda inanılmaz derecede üniversite mezunu ve yüksek lisans yapmış kişiler dolu,
çoğu iki kelimeyi bir araya getirmekten aciz.
belli ki eğitim sıfatları ile kendileri uyuşmuyor.
ekonomi okur yazarlığı oldukça düşük bir ülkedeyiz,
esasında bir çok konuda öyle,
misal iklim değişikliği ülkelerin öncelikli sorunu haline gelmişken halen değişen iklime uyum sağlama yeteneğimizi geliştirecek bir tarım politikasından bahseden görmedim.
gıdaya ulaşımın zorlaşması yetişmekte olan neslin vücut sağlığı ve dolayısı ile akıl sağlığı zerinde etkili olacaktır.
bunların sonucunda ise ortamlarda çok daha fazla kürtaj dayılar, figüranlı haber programları, dünyadan bihaber, televizyon ile kültürlenen, tv dizilerini gerçek zanneden bir kitle ortaya çıkacak.
bir başka nokta da satılan ürünlerin kalitesi, dün haberlerde rusyanın oldukça fazla domatesi sağlığa zararlı olduğu gerekçesi ile iade ettiği haberleri yansıdı, rusya kendilerinden et almamız karşılığında domates ihracatımızın kotasını yükselmişti, sebebi de vurduğumuz rus uçağı idi, hani vurulduğunda "emri ben verdim" dedikten sonra rusyanın " seni iki kere söker takarım, parça arttırırım" minvalindeki açıklamasından sonra nasıl çark edeceğini bilemeyip resmi özür dilenmesinin sağlandığı olay, arada bir tane de rus diplomat harcadık.
bu domatesleri imha edeceklerini düşünenlerdenseniz dünya size güzel, bu yaşa kadar nasıl geldiğinizi iyi düşünün ve hayatın her anının tadına varmaya çalışın.
işte o domatesler iç piyasada satılacaktır, büyük ihtimal ile de tanzimlerde.
(yurtdışından sağlıksız koşullarda getirilen hayvanları, haklarındaki haberleri ve akıbetlerini hatırlayınız)