Şu anda buraya bu satırları yazarken içim kavruluyor. Emre'den Rahmetli diye hitap edeceğim aklımın ucundan geçmezdi ama insan Emre gibi bir insana ölümü yakıştıramıyor nedense.
Emreyi ilkokul yıllarından beri tanırım. Babası iyi bir abim ve sevdiğimdir. Emre şans eseri mi desem kader mi desem bilemiyorum ama kardeşimle aynı sınıfta okumaya başladı. Ortaokul ve lisede de durum devam etti. Yani anlayacağınız burada Rahmetliyi en uzun soluklu tanıyan insanlardan birisiyim. Kardeşimle beraber sık sık çiftliğimize gelirlerdi. Babasıda beni tanıdığı için özellikle kardeşimle arkadaşlık etmesine izin vermişti. Bu nedenle Emre bir kardeşimiz gibi büyümüştü.
Okulu bittikten sonra polisliği kazanmış ve işbaşı yapmıştı. Kardeşimle sürekli görüşüyorlardı. Geçen sene sonunda bana telefon açıp motor almak istediğini söyledi. Önceden Bartında Motorize ekiplerde görev yapmıştı ama geçirdiği bir kaza neticesinde çevik kuvvete geçmişti. Motosiklet geçmişi vardı ve istediği motorda makul kullanıldığı sürece tehlike yaratmayacak bir motordu. İstanbul'da bir motor bulduğundan bahsetti ve gidip ona bakıp bakamayacağımı sordu. Kardeşimiz gibi gördüğümüz birisi olduğu için hiç ikiletmedim ve işyerinden iznimizi alıp 10 Aralık gece trene binip İstanbul'a gittik Ankaradan. Rahmetli motor ve alım satım işlemleri için gereken parayı hesabıma yatırmıştı zaten.
11 aralıkta bu motorunu incelemiş ve bana verdiği vekaletle satın almıştık. "Tamamdır Emre motor senindir". dediğimde oluşan sevincini telefonun öbür ucunda hissetmiştim. O gün onca yağmura soğuğa ve motorun bitmiş arka lastiğine rağmen motoru kardeşimle beraber sürüp Ankaraya getirmiştim. O Bitlisteydi ama artık kalbi Ankaradaydı biliyorum. Motor kışı Ankarada geçirdi ve Emre şubat gibi Ankaraya geldi motorunu görmeye. O zaman ona kaskını montunu balaklavasını felan aldırdık. Rahmetli bizde de kalmıştı. Resimlerine baktıkça kahroluyorum. Hatta soğuğa aldırmamışlar ve kışın Ankara ayazında motora binmişlerdi kardeşimle. Çok hevesliydi. Motoruna arka lastik almıştı sıfır ve bana kargolatmıştı. Onu taktırmıştım burada. Faturası şu an hala çekmecemde.
Havalar toparlar toparlamaz motorunu burdan kargo ile yollamıştım. Hep gezi resimlerine bakıp bakıp gülüyordum ve "maşallah hemen adapte olmuş, arkadaş çevresini kurmuş." diyordum.
Ahhh Emre ahhhhh. Ben sana o motoru alacağın zaman demiştim. Bize yürek yarası yapma, bizi üzme ne olur diye. Şimdi ben nasıl kahrolmam. Nasıl üzülmem. Ona demiştim "Ne kadar haklı olursan ol, kazada zarar gören sen olursun" diye. Söz vermişti dikkatli olacağına ve risk almayacağına dair. Bu kazada da suçu olduğuna inanmıyorum. Kader ve kaza sonuçta elden ne gelir ama insan kabullenemiyor. Her ölüm erkendir ama Emre çok genç ve pırıl pırıldı.
Kardeşim geceyarısı saat 3:30 gibi aradı. Herhalde şok vaziyetindeydi ve "Abi Emre ölmüş biz cenazeye gidiypruz." dedi ve telefonu kapattı. Bugünün sabahını zor ettim. Birimimde çalışan iş arkadaşlarım yıllık izinde olduğu için yerimden kıpırdayamadım ama şu an kalbim ve aklım Emre'nin yanında.
Şu an yüreğim titriyor. Nerdeyse 20 yıldır tanıdığım bir insanı kaybettik. Allah sevenlerine sabırlar ihsan etsin. Özellikle ailesine Hz. Eyyup sabrı versin. Rabbim Emremin taksiratını affetsin ve nurları ile nurlandırsın. İyi bir insandı. Adam gibi adamdı. Ölüm ona hiç yakışmadı......