- Katılım
- 13 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,547
- Konu Yazar
- #1
Merhaba
Başlıktan da anlaşılacağı üzere. 2 motor olarak yola çıktığımız ve 3 gün boyunca Antakya'nın her yerini gezdiğimiz çok güzel bir gezi gerçekleştirdik. Yorucu ama bir o kadar da keyifli olan gezimizde bol bol fotoğraflar çektik. İşte gezi raporumuz.
Gezi Tarihi: 21 - 22 - 23 Nisan 2007
Yapılan Toplam Mesafe: 692KM
Fotoğraflar: Sezen & Hasan
Öncelikle Antakya (Hatay) 'ın tarihine kısaca bakalım.
Cumartesi sabah Erhan ile sözleştiğimiz yerde buluştuk ve yola koyulduk. İlk durağımız Payas (Yakacık) 'dı. Otobandan Payas çıkışından çıktık. Bizi Antakya - Reyhan'lıdan motorcu Hasan ÇOLAKEFE abimiz karşıladı ve Cumartesi günü bize rehberlik yaptı. Kendisine misafirperverliği ve ilgisi için tekrar teşekkür ediyorum. İlk durağımız Payas daki tarihi önemi büyük Sokullu Mehmet Paşa Kervansarayı, Sarı Selim Camii ve Payas Kalesi idi. Üç tarihi yapıda yan yana. Motorları park ettik ve gezmeye başladık.
İlk önce Payas Kalesi. Kalenin etrafında hendeğide mevcut.












Kaleden sonra Sokullu Mehmet Paşa Külliyesini gezmeye gidiyoruz. Önce kısaca bilgi verelim.
Giriş kısmı





Hamam kısmına giriyoruz.


Hamamın aydınlatması muhteşem. Şu kubbenin güzelliğine bakın. Gökyüzündeki binlerce yıldıza bakıyormuşsunuz gibi.



Külliyenin diğer kısımlarına doğru ilerliyoruz.







Konaklama kısımları görünüyor. Ortadaki büyük kısım ocak kısmı. Burda konaklayanlar hem ısınmak hemde yemek pişirmek amacıyla bu ocağı kullanıyorlardı. Buna benzer odalar külliyede bolca var.

Kanalizasyon veya su sistemi görülüyor

Gördüğünüz bu kısım ise mutfak. Burada daha büyük ocaklar bulunmakta.



Külliyesi gezmeyi bitirip dışarı çıktığımızda birden araçlar durdu ve ortam birden kalabalıklaştı. Resmi plakalardan önemli birinin geldiğini anladık. Gelen kişi Payas Belediye Başkanı Bekir ALTAN 'dı. Hasan abi ve bizler kısa bir sohbet yaptık. Bizim gelmemize çok sevindiğini, böyle tarihi yerlerin mutlaka korunması ve tanıtılması gerektiğini bize iletti. Bizde bunu yaptığımızı ifade ettik.




Başkanla sohbetten sonra Külliye içinde bulunan Sarı Selim Camii 'sine geçiyoruz. Normalde giriş yasak çünki restorasyon çalışması sürmekte. Biz sadece bahçesini gezdik ve 1000 yaşını geçmiş olan dünyanını meyve veren en yaşlı zeytin ağacını gördük.









Bu mekanları gezmeyi bitirdikten sonra İskenderun 'a doğru yola koyuluyoruz.





İskenderun'da Hasan abimizin arkadaşını ziyaret ediyoruz.

Tekrar yola koyuluyoruz ve Nur Dağları'nın tepesinde mola verip ovaya bakıyoruz. Hasan abimizin anlattığına göre bu ovada zamanı geldiğinde dünyanın en büyük savaşı meydana gelecekmiş.







Vadiye baktıktan sonra virajlı ve çok keyifli bir sürüşle dağdan aşağıya indik ve Kırıkhan yoluna döndük. Bu yol üzerinde çok güzel biberli ekmek yapılıyor. Aslında şekli ve görünümü lahmacuna benziyor ama içeriği biber ve çökelekten oluşuyor. Ayranla süper gidiyor.




Yemek sonrası Kırıkhan'daki ünlü Ebeyazıdı Bestami Camii ve ibadethanesini gezmeye gidiyoruz.










Çevreden manzaralar


Camiinin yan tarafındaki kalıntıları geziyoruz.


Buradan çıktıktan sonra Reyhan'lıya doğru yola koyulduk. Yol üzerinde Hamamat Termal Otele uğradık ve gezdik.


Otelden çıktıktan sonra doğruca Reyna'lıya yola koyulduk. Reyhan'lı hakkında bulduğum bilgi:
Hasan abinin iş yerine gittik. Burada Antakya'nın ünlü Humus'undan yedik.


Humusu yedikten sonra Reyhan'lıdaki ünlü göle gittik. Tuzda tavuk siparişimizi verdikten sonra (erken söylemek gerekiyor çünki 1 saate yakın pişiyor) parkı ve gölü gezmeye başladık.








Parkı gezdikten sonra Hasan abiyle yollarımız ayrıldı. Kendisi bir fuara katılmak üzere Antalya'ya doğru yola koyuldu. Kendisine teşekkür ettik ve retorana doğru yürümeye başladık. Artık ünlü Tuzda Tavuk yeme vakti gelmişti. Masamıza geçtik ve yemek geldi. Tabi yemek için biraz çaba satfetmek gerekti :mrgreen:









Yemek sonrası artık vakit iyice geç olmuştu. Hava kararmaya yakındı ve bu sebeple bu yolda fotoğraf çekemedik. Yol sınırının dibinden gidiyor. Yolda çok dikkat etmekte fayda var kamyonlar büyük tehlike. Antakya'ya bu yoldan ulaştık. Sonrasında yer arama ve bulma ardından da dinlenmeye geçtik.
Pazar sabahı erkenden kalktık. Hava bulutluydu. Biraz keyfim kaçtı ama fazla sorun etmedim. Koca Antakya gezilmek üzere bizi beklemekteydi. Hemen kahvaltımızı yaptık (o kadar hızlıydıkki fotoğraf çekmedik :mrgreen: ) ve müzenin yolunu tuttuk.







İlk önce müze girişi lahitler. Süper bir işçilik.









Müze içine giriyoruz.










Bu lahit çok eşsiz bir eser.





Müzenin mozaik kısmına geçiyoruz. Muhteşem eserler bizi karşılıyor.




























Mozaik bölümünü gezdikten sonra daha eski medeniyetlerin eserlerinin bulunduğu odaya gidiyoruz.










































Müzenin para kısmına geçiyoruz. Her dönemden para görmek mümkün. Mutlaka bu kısım görülmeli. Ayrıca bulunan hazinelerde ilgi çekiyor.





Geldiğimiz yoldan geri dönüyoruz ve müzenin bahçesine doğru yol alıyoruz.







Müzenin bahçesini geziyoruz. Bu bölümde de oldukça fazla eser var.










Küpü kaldırmayı deniyorum :mrgreen:

Müzeyi gezmeyi bitirince yol üstündeki Ulu Camii ye uğruyor ve fotoğraf çekiyorum.



Başlıktan da anlaşılacağı üzere. 2 motor olarak yola çıktığımız ve 3 gün boyunca Antakya'nın her yerini gezdiğimiz çok güzel bir gezi gerçekleştirdik. Yorucu ama bir o kadar da keyifli olan gezimizde bol bol fotoğraflar çektik. İşte gezi raporumuz.
Gezi Tarihi: 21 - 22 - 23 Nisan 2007
Yapılan Toplam Mesafe: 692KM
Fotoğraflar: Sezen & Hasan
Öncelikle Antakya (Hatay) 'ın tarihine kısaca bakalım.
Antakya civarının tarihi, şehrin kuruluşuna göre çok daha eskidir. Osmanlıca efsanevi bir el yazmasına göre Antakya dünyada kurulan ilk dört kentten biridir. Değişik kaynaklarda belirtildiği gibi, Tell-Açana höyüğündeki kazılar Kalkolitik Çağdan (İ.Ö.5000-4000) itibaren yörenin yerleşim için kullanıldığını göstermektedir. Anadolu'yu Filistin ve Suriye'ye bağlayan yol üzerinde, Mezopotamya'yı Doğu Akdeniz'e bağlayan noktalardan biri olması nedeniyle Hatay'ın eski bir yol güzergahı olduğu çok açıktır. Burası Hitit ve Eski Mısır İmparatorluklarının sınırlarını oluşturan bölgenin eşiğindeydi.
Makedonyalı Büyük İskender'in doğuya doğru fetihlerini sürdürürken Pers Kralı Darius (Codomannus)'la yaptığı savaşlardan birinin İ.Ö.333 yılında Issus yakınlarında, bugünkü Payas İlçesinde, Pinarus nehri (bugünkü Deliçay) üzerinde gerçekleştirildiği düşünülmektedir. Bunun hemen ardından Gaugamela denilen yerdeki savaşta Büyük İskender'in ordusunun galip gelmesinden sonra İskender, Fenike topraklarını elde etmek amacıyla Asi (Orontes) boyunca güneye ilerledi. Suriye ve Mezopotamya bölgesi Makedonyalıların eline geçti. Ancak Büyük İskender'in M.Ö.323 yılında Babil'deyken ölmesinin ardından fethedilen topraklar İskender'in komutanları arasında bölündü. Suriye ve Mezopotamya bölgesi üzerindeki güç savaşı Seleucus Nicator'un lehine sonuçlandı(M.Ö.301). Öncelikle Seleucus Krallığının başkenti olarak, Akdeniz kenarında bir liman olduğundan Seleucia Pieria (bugünkü Samandağ) seçilmişti. Seleucus, yendiği rakibi Antigonus'un bugünkü Antakya'nın 5 km. kadar kuzeyindeki yönetim merkezi Antigonia'yı yıkarak halkını kendi adıyla kurduğu bu yeni başkente naklettirdi. Ancak Mezopotamya civarı ve güney Suriye'nin kontrol edilebilmesi açısından ve Seleucia'nın denizden gelecek saldırılara açık olması nedeniyle yeni bir kent, Antiocheia kuruldu.
Kent, yendiği rakibinin Antigonia'sıyla aynı yerde değildi, daha güneyde Silpius Dağı eteğinde ve Orontes (Asi) kenarında kuruldu (M.Ö.300). Antakya'nın Seleucus Krallığı'nın başkenti olması Seleucus Nicator'un ölümünden sonra oğlu Antiochus Soter(M.Ö.281-261) zamanında olmuştur.
Hatay'ın anavatan Türkiye'ye katılması öncesinde, 2 Eylül 1938 tarihinde 10 aylık bir süre varlığını sürdüren Hatay Devleti kuruldu. Toprakları, Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) belgelerinde İskenderun Sancağı olarak yer alan bölgeydi. 16 Haziran 1939'da TBMM'nde alınan kararla Türkiye ile Hatay Devleti arasındaki sınır çizgisi kaldırılarak geçersiz kılındı. 23 Temmuz 1939'da ise anavatana katılma, son Fransız kıtasının kışladan çıkmasıyla ve Fransız kıtasının da yeraldığı törenle kışlaya Türk bayrağı çekilmesiyle tamamlanmış oldu.
Antakya, dünyanın ikinci en zengin mozaik müzesine sahiptir.
Antakya Türkiyenin Kültür Başkentidir.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org
Cumartesi sabah Erhan ile sözleştiğimiz yerde buluştuk ve yola koyulduk. İlk durağımız Payas (Yakacık) 'dı. Otobandan Payas çıkışından çıktık. Bizi Antakya - Reyhan'lıdan motorcu Hasan ÇOLAKEFE abimiz karşıladı ve Cumartesi günü bize rehberlik yaptı. Kendisine misafirperverliği ve ilgisi için tekrar teşekkür ediyorum. İlk durağımız Payas daki tarihi önemi büyük Sokullu Mehmet Paşa Kervansarayı, Sarı Selim Camii ve Payas Kalesi idi. Üç tarihi yapıda yan yana. Motorları park ettik ve gezmeye başladık.
İlk önce Payas Kalesi. Kalenin etrafında hendeğide mevcut.












Kaleden sonra Sokullu Mehmet Paşa Külliyesini gezmeye gidiyoruz. Önce kısaca bilgi verelim.
Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi
1574 yılında tamamlanan ve devrin ünlü Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa tarafından baş mimar Sinan (Mimar Sinan) ve Hassa Mimarlar Teşkilatı'na inşa ettirilen külliye önemli bir iskele ve konaklama merkezidir.
Derbent (sınırlarda bulunan küçük kale) Teşkilatı ile bağlantılı bir menzil yeri olarak belirlenen Payas, çevreden aşiretler getirtilerek yeniden iskana açılmıştır. Sultan 2. Selim zamanında Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ve İmparatorluğun imkanlarıyla sahile, iskele, gümrük, tersane ve kule sahilden birkaç yüz metre içeriye de yeniden inşa edilen kale ve kapsamlı bir külliye yapılarak gerek bölgesel bir merkez oluşturulması, gerekse deniz ve karayolunun güvenliğinin sağlanması istenmiştir.
Orjinal haliyle külliye, cami, hanikah (medrese), sıbyan mektebi, arasta (çarşı), dua kubbesi, han, tabhane (özel idareler şeklinde tasarlanmış mekanlar), imaret (yemek yenilen yer), hamam, iki çeşme, köprü, hela ve servis mekanlarından oluşur. Genel hatlarıyla yaklaşık 15 dönümlük alanı kaplar.
Kaynak: Payas Kent Kitapçığı
Giriş kısmı





Hamam kısmına giriyoruz.


Hamamın aydınlatması muhteşem. Şu kubbenin güzelliğine bakın. Gökyüzündeki binlerce yıldıza bakıyormuşsunuz gibi.



Külliyenin diğer kısımlarına doğru ilerliyoruz.







Konaklama kısımları görünüyor. Ortadaki büyük kısım ocak kısmı. Burda konaklayanlar hem ısınmak hemde yemek pişirmek amacıyla bu ocağı kullanıyorlardı. Buna benzer odalar külliyede bolca var.

Kanalizasyon veya su sistemi görülüyor

Gördüğünüz bu kısım ise mutfak. Burada daha büyük ocaklar bulunmakta.



Külliyesi gezmeyi bitirip dışarı çıktığımızda birden araçlar durdu ve ortam birden kalabalıklaştı. Resmi plakalardan önemli birinin geldiğini anladık. Gelen kişi Payas Belediye Başkanı Bekir ALTAN 'dı. Hasan abi ve bizler kısa bir sohbet yaptık. Bizim gelmemize çok sevindiğini, böyle tarihi yerlerin mutlaka korunması ve tanıtılması gerektiğini bize iletti. Bizde bunu yaptığımızı ifade ettik.




Başkanla sohbetten sonra Külliye içinde bulunan Sarı Selim Camii 'sine geçiyoruz. Normalde giriş yasak çünki restorasyon çalışması sürmekte. Biz sadece bahçesini gezdik ve 1000 yaşını geçmiş olan dünyanını meyve veren en yaşlı zeytin ağacını gördük.









Bu mekanları gezmeyi bitirdikten sonra İskenderun 'a doğru yola koyuluyoruz.





İskenderun'da Hasan abimizin arkadaşını ziyaret ediyoruz.

Tekrar yola koyuluyoruz ve Nur Dağları'nın tepesinde mola verip ovaya bakıyoruz. Hasan abimizin anlattığına göre bu ovada zamanı geldiğinde dünyanın en büyük savaşı meydana gelecekmiş.







Vadiye baktıktan sonra virajlı ve çok keyifli bir sürüşle dağdan aşağıya indik ve Kırıkhan yoluna döndük. Bu yol üzerinde çok güzel biberli ekmek yapılıyor. Aslında şekli ve görünümü lahmacuna benziyor ama içeriği biber ve çökelekten oluşuyor. Ayranla süper gidiyor.




Yemek sonrası Kırıkhan'daki ünlü Ebeyazıdı Bestami Camii ve ibadethanesini gezmeye gidiyoruz.










Çevreden manzaralar


Camiinin yan tarafındaki kalıntıları geziyoruz.


Buradan çıktıktan sonra Reyhan'lıya doğru yola koyulduk. Yol üzerinde Hamamat Termal Otele uğradık ve gezdik.


Otelden çıktıktan sonra doğruca Reyna'lıya yola koyulduk. Reyhan'lı hakkında bulduğum bilgi:
Hatay ilinin bir ilçesidir.
Reyhanlı daha önceki tarihlerde İrtah adında küçük bir kasaba idi. 16. yüzyıldan itibaren göçebe olarak gelen Türkler bu kasabaya yerleşmişlerdir. 1855 yılında Rumeli’den Kafkas ve Kıbrıs göçmenleri getirilerek kasabaya yerleştirilmiştir. Daha sonra Reyhanlı ismini alan kasaba 1918 yılında Fransızlar tarafından ele geçirilmiş, bucak statüsü ile yönetilmiştir. 8 Temmuz 1938 yılında Fransız işgalinden kurtarılıp, Anavatana katıldığı yıl olan 1939 da ilçe olmuştur.
Reyhanlı ilçesi Akdeniz bölgesinde ve Hatay’ın doğusunda yer alır. Akdeniz iklimi hakimdir. Doğusunda ve güneyinde Suriye, batısında Antakya merkez ilçesi ve kuzeyinde Kumlu ilçesi bulunmaktadır. İlçeye bağlı 31 köy ve bir merkez belediyesi vardır.
İlçede genellikle tarıma dayalı ekonomi hakimdir. Amik Gölü’ nün 1972 yılında kurutulmasının tamamlanması ile pamuk ve buğday tarım içindeki önemini arttırmıştır. Ürün çeşidinde pamuk ve hububat en büyük paya sahiptir; ilçede ayrıca büyük baş hayvancılığı, süt inekçiliği, koyun ve keçi besiciliği de yapılmaktadır. İlçede sanayileşme tarım ve tarıma dayalı sanayi kollarında gelişmiştir. Çırçır ve prese fabrikaları ile iplik ve un fabrikaları ilçenin önemli sanayi tesisleridir.Ayrıca sınır kaçakçılığı ve uyuşturucu ve silah kaçakçılığı hatırı sayılı gelir kaynaklarındandır.Bölgede sayısal çoğunluğa sahip arap aşiretleri tarafından nakliyatçılık ve sınır ticareti adıyla ülkeye sokulan elektronik eşya,uyuşturucu madde,akaryakıt ve gıda kaçakçılığı ile türkiyenin karapara cenneti olmuştur.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org
Hasan abinin iş yerine gittik. Burada Antakya'nın ünlü Humus'undan yedik.


Humusu yedikten sonra Reyhan'lıdaki ünlü göle gittik. Tuzda tavuk siparişimizi verdikten sonra (erken söylemek gerekiyor çünki 1 saate yakın pişiyor) parkı ve gölü gezmeye başladık.








Parkı gezdikten sonra Hasan abiyle yollarımız ayrıldı. Kendisi bir fuara katılmak üzere Antalya'ya doğru yola koyuldu. Kendisine teşekkür ettik ve retorana doğru yürümeye başladık. Artık ünlü Tuzda Tavuk yeme vakti gelmişti. Masamıza geçtik ve yemek geldi. Tabi yemek için biraz çaba satfetmek gerekti :mrgreen:









Yemek sonrası artık vakit iyice geç olmuştu. Hava kararmaya yakındı ve bu sebeple bu yolda fotoğraf çekemedik. Yol sınırının dibinden gidiyor. Yolda çok dikkat etmekte fayda var kamyonlar büyük tehlike. Antakya'ya bu yoldan ulaştık. Sonrasında yer arama ve bulma ardından da dinlenmeye geçtik.
Pazar sabahı erkenden kalktık. Hava bulutluydu. Biraz keyfim kaçtı ama fazla sorun etmedim. Koca Antakya gezilmek üzere bizi beklemekteydi. Hemen kahvaltımızı yaptık (o kadar hızlıydıkki fotoğraf çekmedik :mrgreen: ) ve müzenin yolunu tuttuk.







İlk önce müze girişi lahitler. Süper bir işçilik.









Müze içine giriyoruz.










Bu lahit çok eşsiz bir eser.





Müzenin mozaik kısmına geçiyoruz. Muhteşem eserler bizi karşılıyor.




























Mozaik bölümünü gezdikten sonra daha eski medeniyetlerin eserlerinin bulunduğu odaya gidiyoruz.










































Müzenin para kısmına geçiyoruz. Her dönemden para görmek mümkün. Mutlaka bu kısım görülmeli. Ayrıca bulunan hazinelerde ilgi çekiyor.





Geldiğimiz yoldan geri dönüyoruz ve müzenin bahçesine doğru yol alıyoruz.







Müzenin bahçesini geziyoruz. Bu bölümde de oldukça fazla eser var.










Küpü kaldırmayı deniyorum :mrgreen:

Müzeyi gezmeyi bitirince yol üstündeki Ulu Camii ye uğruyor ve fotoğraf çekiyorum.




















































































































































































































































































