- Konu Yazar
- #1
“Motosiklet, baktığın yere gider.” Bu sözü bilmeyenimiz yok. Ama bu gerçeğin farkında olmak bizim bakışı her zaman düzgün yapabilmemizi garantilemiyor. Bilgiye haiz olsak da bazen yapamıyoruz. Bu yazıda, aşağıdaki türden şikayetlerin olası sebeplerini yol eğitimlerinde anlatıldığı ve OMM, ART MotoAkademi kaynaklarından okuduklarım doğrultusunda ele almak istiyorum.
Bakışımızın istediğimiz şekilde olmamasının en önemli sebebi omuzların kasılı olması hocam. Omuzlarınızı kasın ve kafanızı tam olarak yana çevirmeye çalışın. Olmayacaktır. Kasılı, kalkık omuzlar kafayı çevirmemize fiziksel olarak engel olur. Dönmek istediğimiz yöndeki omzumuzu düşürüp kafayı birazcık aynaya yaklaştırırsak kafamız çok daha rahat dönecektir. Bunu yapabilmek için de gidonu sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Bilgisayarınızın faresini sıkı sıkı tutup oyun oynamaya çalışın veya bir herhangi bir iş yapmaya çalışın. Göreceksiniz ki olmayacak. Motosikleti kumanda ederken de aynı şekilde kollarımız ve ellerimiz gergin olmadan iş yapabilir durumdayız. Kolları ve elleri gevşek halde ön kolumuz yere paralel olacak şekilde bir oturuşumuz olacak. Sürüş esnasında da oturuşumuzu sık sık kontrol edip düzeltme alışkanlığını kazanmalıyız.
Toparlayalım:
1. Ayak ucunu veya ortasını veya topuğunu değil ayak topunu pege koyuyoruz.
2. Motora dizlerimizle tutunuyoruz. Bunu yapmak için ayak parmak uçlarımızı motora doğru çeviriyoruz. Dizler otomatikman depoya dayanıyor. Bütün bir günün sürüşünü dizleri sıkarak geçirmek zor olacaktır ama en azından virajlarda, ivmelenirken ve fren yaparken dizleri sıkmak mühim.
3. Ön kol yere paralel olacak ki kontra için gidonu iterken gereksiz yere bir de düşeyde enerji harcamayalım. Kontra için harcayacağımız enerji verimli olsun. (Ön kol yere paralel olacak şekilde oturmanın domalarak sürülen bir motorda ne kadar zor olduğunu gözünüzün önüne getirin. Sonra pistlerdeki sürücülerin ön kollarının gerçekten de ne kadar yere paralel olduğunu hatırlayın. Şimdi de yolda aptalca hızlarla plakasız motosikletleriyle inanılmaz büyük gürültüler çıkararak ördek gibi yana açılmış ayaklarıyla ilerleyen elemanların oturuşlarını düşünün.)
4. Kollar ve eller gevşek. İstediğimizde dirsekleri tavuk kanadı sallar gibi sallayabilir durumdayız.
5. Omurga hafiften bir yay çizecek şekilde eğik. Baston yutmuş gibi değiliz.
6. Kafa İsmail Abi gibi biraz onurlu biraz gururlu duruyor ki ileriyi, yolun görebildiğimiz en ileri kısmını da tarayabilelim.
7. Omuzlar düşük. Virajda dönmek istediğimiz taraftaki omzu düşürmemiz daha da önemli. Hatta Kafamızı aynaya bir parça yaklaştırmak da faideli.
8. (Pistte değil de) yolda sürüş yaparken, motor neredeyse tamamen dik, sadece bir iki derece yatıkken ve aynı virajı dizlerinin ikisi de depoya dayalı bir sürücü bizden çok daha hızlı ve güvenli bir şekilde yatış açısını hiç de artırmadan dönebiliyorken dizleri yana açmak, popoyu seleden aşağı almak gibi özenti hareketler çok salakça görünüyor. Gereksiz, anlamsız.
Oturuş pozisyonu ile ilgili çok iyi bir Paolo Volpara yazısı var. Konumlanma Herşeydir başlıklı bu yazının okunmasını şiddetle tavsiye ederim: https://www.facebook.com/notes/omm-riding-is-a-way-of-thinking/konumlanma-herşeydir-yazan-paolo-volpara/564830423545750
Hocam bakış deyip geçiyoruz ama Yol eğitimlerinde bakış iki çeşittir. Bir çenemizin gösterdiği nokta. Buna merkezi bakış deniyor. Merkezi bakış, genelde gözlerimizin de baktığı yer olur. Ama bir de çevresel bakış vardır. Çenemizin gösterdiği yerden farklı olarak yan taraflardaki görüşümüz. Bazen çene limit noktasına bakarken göz ucunu yarım saniye indirip yolun neresinde olduğumuzu kontrol ederiz buna da çevresel bakış diyorlar. Sol virajda çenemiz limit noktasını gösterirken gözlerimiz de genellikle oraya doğru yönlenmiş oluyor. Ama motorun şeritteki konumunu ayarlamak için çevresel bakışı kullanıyoruz ve kenar şerit çizgisine veya mıcırın başladığı noktaya göre motorun bastığı yeri kontrol ediyoruz. Çevresel bakışla motorun konumunu kontrol ederken asla çenemizi limit noktasından ayırmıyoruz ve kontrollerimizi anlık olarak yapıp gözlerimizi tekrar limit noktasına geri taşıyoruz.
Virajda kişinin istediği kadar kafayı çevirip bakışını istediği gibi yönetememesinin bir sebebi de bu iki bakış arasındaki farkı bilmemesi oluyor. Kişi sanıyor ki virajın sadece çıkışa bakacağım. Ve motorun olduğu kontrol etmek için gözlerim ile (yani çevresel bakışı kullanarak) bir anlık hareketle motorun yerini kontrol edersem virajın dışına uçacağım sanıyor. Öyle olunca motorun çizgisini istediği şekilde kontrol edemiyor. Ya hem virajın çıkışına, limit noktasına bakıyor, ya hep çok yakına zemine bakıyor, ya da hep motorun olduğu çizgiyi kontrol etmeye çalışıyor. Hocam, olması gereken yukarıdaki gibi: Çene limit noktasında, gözler ise limit noktası, zemin ve motorun olduğu yerin kontrolü arasında gidip gelecek. Yani virajda bakışımızla hep kontrol etmemiz gereken iki referans kaynağı var. Limit noktası ve olduğumuz yerdeki yolun kenar (veya viraja göre orta) çizgisi. Kafayı çevireceğiz ama bu referans noktalarını gözden kaçırmayacak kadar çevireceğiz. Öyle dağlara taşlara bakmak yok.
Sonuç olarak, viraj boyunca gözleri tek bir noktaya kilitlemeye çalışmak bakışı istediğimiz gibi yapmaya, rahat yönlendirmeye engel olur. Çünkü sürücü hiçbir zaman o bakması gereken mükemmel noktanın ne olması gerektiğini bilemez (yoktur çünkü öyle bir tek nokta). Limit noktasına bakarken motorun yerini kaçırır, motorun yerine bakarken zemindeki çukuru kaçırır.
Bakışı istediğimiz gibi yapmamıza engel olan bir başka bariyer de hızdır. Limit noktası, zemin, motorun olduğu yerdeki kenar çizgisi ve olası tehlikeler arasında gidip gelen gözlerle topladığımız bilgiyi belirli bir hızla işleyebiliriz. Motorumuzun hızı kişisel limitlerimize göre fazla olduğu zaman beynimiz gelen bilgiyi işlemeye yetişemez çünkü bilgi fazla bir hızla geliyordur. Onu uygun hıza indirirsek altından kalkabiliriz. Önce doğru sürmeye başlayıp ardından hızlı sürmeye başlarız çünkü beynimizin işleme hızı da zaman içinde artar. Ayrıca her yere değil sadece önemli noktalara bakarak, bilgiyi doğru yerde arayarak da bilgi alma işleminizi daha verimli yapmayı zamanla (eğitim sonrası bilinçli pratiklerimizle) geliştiririz. Eğer daha önce eğitim (yol eğitimi) almamışsak sistemli sürüşe geçtiğimizde hızımız düşecek. Sonra zaman içinde bakış ve bilgiyi işleme hızımız arttıkça sürüş hızımız da artacak. Gerçekçi öz değerlendirme ve bilinçli pratik yapmaya devam ettiğimiz sürece de güvenli bir çabukluğa sahip oluruz.
Söylemeye gerek yok aslında ama hızın bir önceki paragraftakinden de büyük miktarlarda hatalı kullanımı doğrudan korku ve adrenalin salgılanmasına yol açar. Sappına kadar errkek olduğumuz için korktuk demek bize zul gelir. “Bakışı kaçırdım.” deriz. Çok hassas, teknik bir işlem yaparken eli kayıveren, birkaç milimetrelik bir hata yapan genel cerrahmışız gibi. Yok abi mal gibi hızlarda, virajı değerlendiremeyeceğimiz konumlarda, burnumuzun ucuna baka baka motor sürdüğümüz için kendimizi keskin bir virajın içinde aşırı hızlı bir durumda buluveririz ve korkarız. Ölmekten korkarız. İşte o andan itibaren artık kollar kasılır, kaçmak isteyeceğimiz şeye bakmaya ve ona yönlenmeye başlarız. Hızımız çok saçma yerlerdeyse belki de yaptığımız son hata bu olur. Sonra da arkamızdan arkadaşlarımız “Çok usta sürücüydü. Burada bakışı kaçırdı.” derler. Korku işin içine girmeye başladığı zaman da zaten kafayı çevirmek falan filan hayal olur. Dolayısıyla bakışı kaçırmak istemiyorsak ödümüzü bokumuza karıştıracak hızlarda değil, tekniği uygulayabileceğimiz hızlarda olmamız gerekir. Bu hızlarda genellikle yol eğitimleri öncesi viraj döndüğümüz hızların altındadır.
Daha az tecrübeye sahip sürücülerin bakış ile ilgili sorunlarının bir kaynağı da motosikletin kumandalarına yeterince aşina olmamalarıdır. Yani zihinsel enerjimizin çok büyük bir kısmını vites, debriyaj, gaz kolunun ve frenlerin kullanımına harcıyor durumdaysak bakışımızın istediğimiz gibi olması biraz zaman alacaktır. Virajlar öncesinde henüz kontra vermeye başlamadan önce motorun doğu konumda, doğru hızda ve doğru viteste olduğundan emin olursak viraj içinde gaz kolu dışındaki kumandalarla bir işimiz olmaz. Bu da bizi biraz rahatlatır. Hatta tecrübemiz arttıkça motorun kumandalarına hükmetmek için harcayacağımız zihinsel eneji azalacak ve etraftan bilgi alıp onu işlemekle daha kolay ilgilenebileceğiz.
Bakışın verimli olmamasının bir başka sebebi de göstergeye çok sık bakmak olabiliyor. Göstergede lazım bir şey yok. O viraja kaçla girdiğini bilme abi. N’apcan bilip? Zaten viraj öncesi, içinde ve sonrasında yapman gereken o kadar çok şey var ki… O esnada bunlardan birisi kesinlikle göstergede bu virajı kaçla döndüğüne bakmak kesinlikle değil. Göstergeye sadece dümdüz uzun yollarda saçma hızlara çıkmamak için ve radara yakalanmamak için bakarız. Onun dışında göstergeyle işin yok abi. Sen omzu düşür, kafayı çevirmeye odaklan.
bakışımı yerden alamıyorum sonra viraj dışı... şuana kadar hep düşük hızlarda olduğum için kurtardım ama yüksek hızlrada ne olur belemiyorum :bu arada honda sürüş 1 ve 2ye hazırlık aldım eğitim olarak. bakışın önemi orda da anlatıldı ama ben yerde ne varsa artık bi türlü virajda gitmem gereken yere bakamıyorum
yada yarım kalıyor bakışlarım
Bakışımızın istediğimiz şekilde olmamasının en önemli sebebi omuzların kasılı olması hocam. Omuzlarınızı kasın ve kafanızı tam olarak yana çevirmeye çalışın. Olmayacaktır. Kasılı, kalkık omuzlar kafayı çevirmemize fiziksel olarak engel olur. Dönmek istediğimiz yöndeki omzumuzu düşürüp kafayı birazcık aynaya yaklaştırırsak kafamız çok daha rahat dönecektir. Bunu yapabilmek için de gidonu sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Bilgisayarınızın faresini sıkı sıkı tutup oyun oynamaya çalışın veya bir herhangi bir iş yapmaya çalışın. Göreceksiniz ki olmayacak. Motosikleti kumanda ederken de aynı şekilde kollarımız ve ellerimiz gergin olmadan iş yapabilir durumdayız. Kolları ve elleri gevşek halde ön kolumuz yere paralel olacak şekilde bir oturuşumuz olacak. Sürüş esnasında da oturuşumuzu sık sık kontrol edip düzeltme alışkanlığını kazanmalıyız.
Toparlayalım:
1. Ayak ucunu veya ortasını veya topuğunu değil ayak topunu pege koyuyoruz.
2. Motora dizlerimizle tutunuyoruz. Bunu yapmak için ayak parmak uçlarımızı motora doğru çeviriyoruz. Dizler otomatikman depoya dayanıyor. Bütün bir günün sürüşünü dizleri sıkarak geçirmek zor olacaktır ama en azından virajlarda, ivmelenirken ve fren yaparken dizleri sıkmak mühim.
3. Ön kol yere paralel olacak ki kontra için gidonu iterken gereksiz yere bir de düşeyde enerji harcamayalım. Kontra için harcayacağımız enerji verimli olsun. (Ön kol yere paralel olacak şekilde oturmanın domalarak sürülen bir motorda ne kadar zor olduğunu gözünüzün önüne getirin. Sonra pistlerdeki sürücülerin ön kollarının gerçekten de ne kadar yere paralel olduğunu hatırlayın. Şimdi de yolda aptalca hızlarla plakasız motosikletleriyle inanılmaz büyük gürültüler çıkararak ördek gibi yana açılmış ayaklarıyla ilerleyen elemanların oturuşlarını düşünün.)
4. Kollar ve eller gevşek. İstediğimizde dirsekleri tavuk kanadı sallar gibi sallayabilir durumdayız.
5. Omurga hafiften bir yay çizecek şekilde eğik. Baston yutmuş gibi değiliz.
6. Kafa İsmail Abi gibi biraz onurlu biraz gururlu duruyor ki ileriyi, yolun görebildiğimiz en ileri kısmını da tarayabilelim.
7. Omuzlar düşük. Virajda dönmek istediğimiz taraftaki omzu düşürmemiz daha da önemli. Hatta Kafamızı aynaya bir parça yaklaştırmak da faideli.
8. (Pistte değil de) yolda sürüş yaparken, motor neredeyse tamamen dik, sadece bir iki derece yatıkken ve aynı virajı dizlerinin ikisi de depoya dayalı bir sürücü bizden çok daha hızlı ve güvenli bir şekilde yatış açısını hiç de artırmadan dönebiliyorken dizleri yana açmak, popoyu seleden aşağı almak gibi özenti hareketler çok salakça görünüyor. Gereksiz, anlamsız.
Oturuş pozisyonu ile ilgili çok iyi bir Paolo Volpara yazısı var. Konumlanma Herşeydir başlıklı bu yazının okunmasını şiddetle tavsiye ederim: https://www.facebook.com/notes/omm-riding-is-a-way-of-thinking/konumlanma-herşeydir-yazan-paolo-volpara/564830423545750
Hocam bakış deyip geçiyoruz ama Yol eğitimlerinde bakış iki çeşittir. Bir çenemizin gösterdiği nokta. Buna merkezi bakış deniyor. Merkezi bakış, genelde gözlerimizin de baktığı yer olur. Ama bir de çevresel bakış vardır. Çenemizin gösterdiği yerden farklı olarak yan taraflardaki görüşümüz. Bazen çene limit noktasına bakarken göz ucunu yarım saniye indirip yolun neresinde olduğumuzu kontrol ederiz buna da çevresel bakış diyorlar. Sol virajda çenemiz limit noktasını gösterirken gözlerimiz de genellikle oraya doğru yönlenmiş oluyor. Ama motorun şeritteki konumunu ayarlamak için çevresel bakışı kullanıyoruz ve kenar şerit çizgisine veya mıcırın başladığı noktaya göre motorun bastığı yeri kontrol ediyoruz. Çevresel bakışla motorun konumunu kontrol ederken asla çenemizi limit noktasından ayırmıyoruz ve kontrollerimizi anlık olarak yapıp gözlerimizi tekrar limit noktasına geri taşıyoruz.
Virajda kişinin istediği kadar kafayı çevirip bakışını istediği gibi yönetememesinin bir sebebi de bu iki bakış arasındaki farkı bilmemesi oluyor. Kişi sanıyor ki virajın sadece çıkışa bakacağım. Ve motorun olduğu kontrol etmek için gözlerim ile (yani çevresel bakışı kullanarak) bir anlık hareketle motorun yerini kontrol edersem virajın dışına uçacağım sanıyor. Öyle olunca motorun çizgisini istediği şekilde kontrol edemiyor. Ya hem virajın çıkışına, limit noktasına bakıyor, ya hep çok yakına zemine bakıyor, ya da hep motorun olduğu çizgiyi kontrol etmeye çalışıyor. Hocam, olması gereken yukarıdaki gibi: Çene limit noktasında, gözler ise limit noktası, zemin ve motorun olduğu yerin kontrolü arasında gidip gelecek. Yani virajda bakışımızla hep kontrol etmemiz gereken iki referans kaynağı var. Limit noktası ve olduğumuz yerdeki yolun kenar (veya viraja göre orta) çizgisi. Kafayı çevireceğiz ama bu referans noktalarını gözden kaçırmayacak kadar çevireceğiz. Öyle dağlara taşlara bakmak yok.
Sonuç olarak, viraj boyunca gözleri tek bir noktaya kilitlemeye çalışmak bakışı istediğimiz gibi yapmaya, rahat yönlendirmeye engel olur. Çünkü sürücü hiçbir zaman o bakması gereken mükemmel noktanın ne olması gerektiğini bilemez (yoktur çünkü öyle bir tek nokta). Limit noktasına bakarken motorun yerini kaçırır, motorun yerine bakarken zemindeki çukuru kaçırır.
Bakışı istediğimiz gibi yapmamıza engel olan bir başka bariyer de hızdır. Limit noktası, zemin, motorun olduğu yerdeki kenar çizgisi ve olası tehlikeler arasında gidip gelen gözlerle topladığımız bilgiyi belirli bir hızla işleyebiliriz. Motorumuzun hızı kişisel limitlerimize göre fazla olduğu zaman beynimiz gelen bilgiyi işlemeye yetişemez çünkü bilgi fazla bir hızla geliyordur. Onu uygun hıza indirirsek altından kalkabiliriz. Önce doğru sürmeye başlayıp ardından hızlı sürmeye başlarız çünkü beynimizin işleme hızı da zaman içinde artar. Ayrıca her yere değil sadece önemli noktalara bakarak, bilgiyi doğru yerde arayarak da bilgi alma işleminizi daha verimli yapmayı zamanla (eğitim sonrası bilinçli pratiklerimizle) geliştiririz. Eğer daha önce eğitim (yol eğitimi) almamışsak sistemli sürüşe geçtiğimizde hızımız düşecek. Sonra zaman içinde bakış ve bilgiyi işleme hızımız arttıkça sürüş hızımız da artacak. Gerçekçi öz değerlendirme ve bilinçli pratik yapmaya devam ettiğimiz sürece de güvenli bir çabukluğa sahip oluruz.
Söylemeye gerek yok aslında ama hızın bir önceki paragraftakinden de büyük miktarlarda hatalı kullanımı doğrudan korku ve adrenalin salgılanmasına yol açar. Sappına kadar errkek olduğumuz için korktuk demek bize zul gelir. “Bakışı kaçırdım.” deriz. Çok hassas, teknik bir işlem yaparken eli kayıveren, birkaç milimetrelik bir hata yapan genel cerrahmışız gibi. Yok abi mal gibi hızlarda, virajı değerlendiremeyeceğimiz konumlarda, burnumuzun ucuna baka baka motor sürdüğümüz için kendimizi keskin bir virajın içinde aşırı hızlı bir durumda buluveririz ve korkarız. Ölmekten korkarız. İşte o andan itibaren artık kollar kasılır, kaçmak isteyeceğimiz şeye bakmaya ve ona yönlenmeye başlarız. Hızımız çok saçma yerlerdeyse belki de yaptığımız son hata bu olur. Sonra da arkamızdan arkadaşlarımız “Çok usta sürücüydü. Burada bakışı kaçırdı.” derler. Korku işin içine girmeye başladığı zaman da zaten kafayı çevirmek falan filan hayal olur. Dolayısıyla bakışı kaçırmak istemiyorsak ödümüzü bokumuza karıştıracak hızlarda değil, tekniği uygulayabileceğimiz hızlarda olmamız gerekir. Bu hızlarda genellikle yol eğitimleri öncesi viraj döndüğümüz hızların altındadır.
Daha az tecrübeye sahip sürücülerin bakış ile ilgili sorunlarının bir kaynağı da motosikletin kumandalarına yeterince aşina olmamalarıdır. Yani zihinsel enerjimizin çok büyük bir kısmını vites, debriyaj, gaz kolunun ve frenlerin kullanımına harcıyor durumdaysak bakışımızın istediğimiz gibi olması biraz zaman alacaktır. Virajlar öncesinde henüz kontra vermeye başlamadan önce motorun doğu konumda, doğru hızda ve doğru viteste olduğundan emin olursak viraj içinde gaz kolu dışındaki kumandalarla bir işimiz olmaz. Bu da bizi biraz rahatlatır. Hatta tecrübemiz arttıkça motorun kumandalarına hükmetmek için harcayacağımız zihinsel eneji azalacak ve etraftan bilgi alıp onu işlemekle daha kolay ilgilenebileceğiz.
Bakışın verimli olmamasının bir başka sebebi de göstergeye çok sık bakmak olabiliyor. Göstergede lazım bir şey yok. O viraja kaçla girdiğini bilme abi. N’apcan bilip? Zaten viraj öncesi, içinde ve sonrasında yapman gereken o kadar çok şey var ki… O esnada bunlardan birisi kesinlikle göstergede bu virajı kaçla döndüğüne bakmak kesinlikle değil. Göstergeye sadece dümdüz uzun yollarda saçma hızlara çıkmamak için ve radara yakalanmamak için bakarız. Onun dışında göstergeyle işin yok abi. Sen omzu düşür, kafayı çevirmeye odaklan.
Moderatör tarafında düzenlendi: