Bende bir süre önce kitap yazmaya başladım. Her zaman fırsat bulamıyorum, bazen bir gün içinde sayfalarca ileri giderken bazen o gün hiç yol almadığımda oluyor. Şuan 157. sayfadayım. Çoook uzun olduğu için paylaşamıyorum sizlerle ne yazık ki ama bazı kısımlarda gittiğim gördüğüm yerlere ait bilgi ve anılar var. Örnek olması amacıyla, Endonezya anımı alta bırakıyorum.
Sevgiler.
Sırada ki ülke, Endonezya.
Endonezya inanılmaz bir yerdi. Tapınakları, Plajları, tabiat ile iç içe Mimari Tasarımları, Bit Pazarları, Sokakları, Doğa Parkurları, Volkanlar, Adalar, Eğlence Parkları, Ulusal Parklar anlatmamın imkanı yok. Üstelik yerel halkı turistlere çok alışık ve bir motosikletle her yere gitmek mümkün. Gündüzler yüzerek ve gezerek geçerken, geceleri arka fonda çalan Gustavo ile yeniden doğuyordum. Üstelik bir de dost edinmiştim burada. Bahçede doğal taşlardan oluşan bir havuz yanında her içkiyi bulabileceğiniz bir bar, cennet böyle olmalı diye düşündüm. Sarhoş olmak sevişmek, bir sürü yemek ve meyve çeşidi. Üstelik bu kaldığım evin gecelik ücreti sadece 280 Dolardı. 280 Dolarla daha iyi ne yapılabilir ki? Evde bir oyun konsolu vardı, saatlerce oyun oynayıp içki içiyor ardından havuza atlayıp ıslak, ıslak döndüğüm televizyonun karşısında sızıyor, ayılınca birkaç meyve yiyor ve yeniden içiyordum. Hiç kanınızda yüksek oranda alkolle Babel eşliğinde uyandınız mı? Nefes aldığımı hissettiğim nadir anlardandır. Garaja gidip motosiklete bindim, markete uğradım çok sevdiğim bir dostum vardı adı Nommi, Nommi dişi bir maymundu ve benim Endonezya da ki en iyi arkadaşım. Doğa Parkı ziyaretinde tanışmıştım onunla, koruma altında olan tedavi gören birçok canlıdan sadece biri. Her yıl gelen turistler ulusal yardım dernekleri bu canlılar için belli ölçüde zaten yardım ediyordu ama insanoğlunun verdiği zararla kıyaslanınca… Gezegenin en büyük sorunlardan biride bu, tedavi etmeye çalışan insan sayısı ile zarar vermeye meyilli insan sayısı arasında ki büyük fark. Türlerin birbirleri arasında rekabet etmesine bile müsaade etmiyoruz artık, hepsinin ortak bir mücadelesi var, insanoğlundan uzak yaşamak.
Her gün saat kaçta o parka geleceğimi biliyordu Nommi, Nommi o kadar güzeldi ki. Onu yaşatabilmek için sahip olduğum her şeyi verirdim. Acı çekiyordu, tedavi edilmesi mümkün olmayacak şekilde zarar verilmişti o’na. Öleceğini bilerek bakıyordu gözlerime, o küçücük canlı kimsenin tutmadığı gibi tutuyordu elimi. Az bir ömrü olduğu için yemek konusunda yasakları yoktu Nommi’nin en sevdiği şey iki kuruşluk bir dondurma. Kollarımda öldü biliyor musunuz? Öldüğünü elimi sıkmaya bıraktığı zaman anladım. Böyle bir acı yok, böyle bir çaresizlik. Hayatım boyunca bir elin parmağını geçmemiştir gözyaşlarım. O gün eve dönünce saatlerce ağladım. Hala aklıma gelince tutamam gözyaşlarımı. Nommi’yi kaybedene dek Endonezya tatilim devam etti, öldüğü günse o ülkeyi terk etme kararı aldım.