Motosiklet.Net Cafe (Geyik Muhabbetleri)

Katılım
22 Kas 2018
Mesajlar
171
Forum ve Konular;

Forumu belli bir süredir takip ediyorum. Birçok meselede bana çok faydası oldu.
Artık motosiklet dünyasını daha iyi tanıyorum.

Forumda açılan konulara baktığımda en çok mesela “250 cc. Motosiklet alacağım,
ne tavsiye edersiniz?” gibi başlıklar açılıyor. En çok ta bunlar ilgi çekiyor. Konuyu
açıp kenara çekilseniz bile otuz yorum garantisi var. Okunma olarak ta öyle.

Hele bir de konuyu köpürtme yeteneğiniz varsa, mesela “Bu iş için yirmi bim Tl. ayırdım.”
Ya da “Zorlanırsam beş bin tl. daha çıkarabilirim.” Ya da ikinci el yüksek cc. olabilir mi?”
veya “Uzun yolda nasıl olur?” vs.. vs. gibi. Konuyu beş altı sayfaya çıkarmak işten bile değildir.

Bu tarz konunun bu kadar ilgi görmesindeki sebep bence, insanlara tercih etme şansı
verilmesidir. Sanki kendine alıyormuş gibi. Ya da bazılarının hayalindeki motosikleti
seçme şansı oluyor gibi. “Ben olsam” diye başlayan cümlelerden belli oluyor.

Bu her seferinde keyifli oluyor. Modellerin üzerinde tartışma fırsatı doğuyor.

Forumdan bazı arkadaşlar biliyor, kısa sürede üç tane motosiklet aldım. Ve motosiklet
konusunda son derece bilgisizim.

Buna rağmen “Ne tavsiye edersiniz?” diye bir başlık açmayı hiç düşünmedim. Çünkü forumda
daha önce geçmiş o kadar çok bu konuda bilgi var ki, gerçekten hazine. Onbeş sene öncesine
kadar gidebilirsiniz. İstediğiniz markayı ve modeli araştırabilirsiniz.. Sayfalar dolusu
düşündüğünüz modele ait kullanıcı açıklamaları var. Kendiniz için en doğru kararı vermek
için biraz zahmete girmeniz yeter.

Bana lazım olan touring motosiklet marka ve modelleri konusunda forumdan hepsini okudum.
Bu iş uzun zamanımı aldı. En son Honda NC 750 X ile Yamaha Tracer 700 arasında kaldım.

Son aşamada bir hafta tamamen bu ikisi üzerinde yoğunlaştım. Forumu didik didik ettim.Her iki
motosikletten Sahibinden.com'da bulup bir kaç motora bindim. Sonuç Tracer 700 oldu.

Bu yöntemin konu açıp sormaktan çok daha etkili olduğunu düşünüyorum. Ciddi alıcılara kendi
yöntemimi tavsiye ederim.. Çünkü bu konuda size tavsiye verecek arkadaşların, sizin beğeni ve
ihtiyaçlarınızı tam olarak bilme şansı, en iyi ihtimalle ancak % 50 dir. Ve böylece bazı
yönlendirmelerin sizi yanıltma payı da %50 dir.

Fakat belki de karar veremeyen tiplerdensinizdir. Birilerinin sizi itelemesine ihtiyacınız
vardır. “Yaa... uzatma al şunu işte.. !” gibi.
Bu da ayrı bir kişilik sorunu tabii. O başka bir konu..

Konu açmanın ne zararı var denirse; Bence hiç bir zararı yok. Forum zaten bunun için var. Ve bu
tip konular seviliyor. Kendimizi daha iyi ve daha mutlu hissedecek isek neden olmasın?
 
Katılım
22 Kas 2018
Mesajlar
171
Hasta olmak (bazen) güzel şey;

Geçen sene bir ara belim tutuldu. Yerimden zor kalkıyorum. Tuvalete gitmek bile bir
işkence... Bu tarafıyla hastalık zor bir şey.

Fakat çevremde o güne kadar görmediğim bir ilgi ve sıcaklık oluştu. Beni yamuk yumuk
yürümeye çalışırken gören herkes samimiyetle halimi soruyor, yardımcı olmaya çalışıyor,
ilaç ve tedavi tavsiyelerinde bulunuyorlar.

Bir arkadaş arabasını alıp geldi, ısrarla beni doktora götürmeye uğraştı. Ben doktora
ancak son çare olarak giderim. Kendisine “Bir kaç gün daha bekleyelim, olmazsa
doktora gideriz” dedim.

Bu durum on gün sürdü. On gün sonra tamamen iyileştim. Bu aşırı ilgi de sona erdi.
“Bu gün nasıl oldun?” diye endişe ile halimi soranlar artık sadece sıradan bir “Günaydın”
demekle yetiniyorlardı.

İyileştiğime sevindim fakat bir şeyler eksilmişti. Hasta olmayı kendime hiç
yakıştıramadığım halde;
“Demek ki dedim hasta olmak bazen güzel şeymiş.”

Bazı insanların çevrede kendilerini önemsetecek hiç bir özelliği olmuyor. Sıradan,
hatta lüzumsuz insanlar. Bu durumda “Hasta olarak ilgi çekme” ellerindeki tek geçerli formül.

Geçen gün markette kasa sırası beklerken önümdeki kadın kasiyere “Evladım ben şeker
hastasıyım.” dedi. Eee..? N'apalım yani.? Şimdi bunu söylemene ne gerek vardı.?

Hastalık artık onun üst kimliği olmuş. Onunla kendisini saydırmaya çalışıyor. İlgi,
şefkat ve saygı görmek için hastalığını kullanıyor.

Acıklı bir durum..
 
Katılım
26 Haz 2008
Mesajlar
178
Bu durum on gün sürdü. On gün sonra tamamen iyileştim. Bu aşırı ilgi de sona erdi.
“Bu gün nasıl oldun?” diye endişe ile halimi soranlar artık sadece sıradan bir “Günaydın”
demekle yetiniyorlardı.

İyileştiğime sevindim fakat bir şeyler eksilmişti.

Hocam gecmis olsun,sihhatli olunda boz buradan sorariz :)
Saka bir yana cok haklisiniz. Siz bel rahatsizliginda boyle seyler yasamissiniz..
Ben kalp krizi gecirdigim de 3 ay boyunca cisimleri bakisimla hareket ettiriyordum :)
Bir seye bakiyordum mesela suya,bardaga,kumandaya.. direk elime geliyordu. Simdi su istesem "kalk kendin al" diyolar :) :)
 
Katılım
22 Kas 2018
Mesajlar
171
“Ne olursa olsun, sen güçlü ol;”

Hava kış günü olmasına rağmen güzel. Sabah yola çıktım. Yine virajlı dağ
yollarından geçtim. Köylerin içinden geçen uçsuz bucaksız yollardayım.

Bir köyün içinden geçerken yol kenarında küçük bir lokanta gördüm. Önünde
durdum, içeri girdim. Çok fakir bir yer. Olsun. Bu aralar gösterişi ve lüksü
sevmez oldum.

Kahvaltı yapacağım. Yerin sahibi kara, kuru, yaşlı biri. Birde oniki yaşlarında
bir kız çocuğu var. Kahvaltı için ne var dedim, yani peynir, zeytin falan.
Adam onlar yok dedi. Çay var. Baktım eski bakır demlikte çay demlemiş. Sade çay
olmaz. Tam çıkacaktım, küçük kız size yumurta pişiririm dedi, isterseniz sucuklu.
Tamam dedim olur.
Arkada akan dereye bakan tahta masaya oturdum. Derede ördekler geziyor. Küçük kız
yumurtayı pişirmiş, tavada getirdi. Adam çayı önce getirmişti. Kış günü ama güneş
beni ısıtıyor.

Kahvaltı yaparken adam yanıma geldi. Neredensin? dedi. İstanbul. Buradan nereye
gidiyorsun ? Hiçbir yere dedim. Öyle gidiyorum. Birkaç soru daha sordu, ama kafasını
karıştıracak cevaplar verdim.

Kız torunun mu? diye sordum. Yok kızım dedi. Bu sefer ben şaşırdım. Hanım öldü,
sonra genç biriyle evlendim. Bu çocuk olduktan sonra kaçıp gitti. Bu kızcağız bana
kaldı diye kısaca özetledi.
Kıza baktım yerleri süpürüyor. Az önce tezgahı temizledi. Boş tavayı almak için
geldiğinde bir çay daha istedim. Babası kapının önünüdeki çiçekleri suluyor.

Çayı getirince sen okula gitmiyormusun? diye sordum. Bugün gitmedim dedi. Peki dün
gittin mi? Dün de gitmedim dedi. Demek arada bir gidiyorsun? Burada çalışmam lazım,
babamın bana ihtiyacı var dedi.

Fakat çocuk yaşta bir yetişkin gibi davranıyor. Bazen insanın çok çabuk büyümesi
gerekiyor. Okul bahçesinde oyun oynayacak iken burada sorumluluk almış.

Okumayı yücelttiğim falan yok, öylesine sordum. Ben de okumadım, cahil kaldım.

Gözlerinde öfke var. Yanlış başlayan hayatına öfkeli. Annesinin küçücükken onu
terk edip gitmesine öfkeli. Bu öfke hiç geçmeyecek. Ne para , ne evlilik bu boşluğu
doldurmayacak. Biliyorum.

Çoğumuz hayata yenik başlıyoruz. Ya fakir bir ailede doğuyoruz, ya eğitim alamadan
yetişiyoruz, ya da kenar mahallelerde, varoşlarda, cahillik içinde çırpınıp duruyoruz.
Sonra da durum pek değişmiyor. İstanbul'un varoşlarında büyüdüm ve varoş olmaktan
hiç kurtulamadım.

Dünyaya geldiğin memleket bile yenilgi olabiliyor. Göçmenler mesela. Denizlerden,
kaçakçıların insafından geçerek, güzel hayatın olduğu ülkelere gitmeye çalışıyorlar.

Hayat acımasız. Güçlü olmak hayatın tek kuralı.

Çıkarken “çak” yaptım, elini tuttum. Bütün içtenliğimle ;

“Ne olursa olsun, sen güçlü ol.” dedim. Gözlerime “Başka çarem var mı?” der gibi baktı.

Hava biraz soğuk olsa da güzel. Tracer ve yollar beni bekliyor.
 
Katılım
26 Haz 2008
Mesajlar
178
“Ne olursa olsun, sen güçlü ol;”

Hava kış günü olmasına rağmen güzel. Sabah yola çıktım. Yine virajlı dağ
yollarından geçtim. Köylerin içinden geçen uçsuz bucaksız yollardayım.

Bir köyün içinden geçerken yol kenarında küçük bir lokanta gördüm. Önünde
durdum, içeri girdim. Çok fakir bir yer. Olsun. Bu aralar gösterişi ve lüksü
sevmez oldum.

Kahvaltı yapacağım. Yerin sahibi kara, kuru, yaşlı biri. Birde oniki yaşlarında
bir kız çocuğu var. Kahvaltı için ne var dedim, yani peynir, zeytin falan.
Adam onlar yok dedi. Çay var. Baktım eski bakır demlikte çay demlemiş. Sade çay
olmaz. Tam çıkacaktım, küçük kız size yumurta pişiririm dedi, isterseniz sucuklu.
Tamam dedim olur.
Arkada akan dereye bakan tahta masaya oturdum. Derede ördekler geziyor. Küçük kız
yumurtayı pişirmiş, tavada getirdi. Adam çayı önce getirmişti. Kış günü ama güneş
beni ısıtıyor.

Kahvaltı yaparken adam yanıma geldi. Neredensin? dedi. İstanbul. Buradan nereye
gidiyorsun ? Hiçbir yere dedim. Öyle gidiyorum. Birkaç soru daha sordu, ama kafasını
karıştıracak cevaplar verdim.

Kız torunun mu? diye sordum. Yok kızım dedi. Bu sefer ben şaşırdım. Hanım öldü,
sonra genç biriyle evlendim. Bu çocuk olduktan sonra kaçıp gitti. Bu kızcağız bana
kaldı diye kısaca özetledi.
Kıza baktım yerleri süpürüyor. Az önce tezgahı temizledi. Boş tavayı almak için
geldiğinde bir çay daha istedim. Babası kapının önünüdeki çiçekleri suluyor.

Çayı getirince sen okula gitmiyormusun? diye sordum. Bugün gitmedim dedi. Peki dün
gittin mi? Dün de gitmedim dedi. Demek arada bir gidiyorsun? Burada çalışmam lazım,
babamın bana ihtiyacı var dedi.

Fakat çocuk yaşta bir yetişkin gibi davranıyor. Bazen insanın çok çabuk büyümesi
gerekiyor. Okul bahçesinde oyun oynayacak iken burada sorumluluk almış.

Okumayı yücelttiğim falan yok, öylesine sordum. Ben de okumadım, cahil kaldım.

Gözlerinde öfke var. Yanlış başlayan hayatına öfkeli. Annesinin küçücükken onu
terk edip gitmesine öfkeli. Bu öfke hiç geçmeyecek. Ne para , ne evlilik bu boşluğu
doldurmayacak. Biliyorum.

Çoğumuz hayata yenik başlıyoruz. Ya fakir bir ailede doğuyoruz, ya eğitim alamadan
yetişiyoruz, ya da kenar mahallelerde, varoşlarda, cahillik içinde çırpınıp duruyoruz.
Sonra da durum pek değişmiyor. İstanbul'un varoşlarında büyüdüm ve varoş olmaktan
hiç kurtulamadım.

Dünyaya geldiğin memleket bile yenilgi olabiliyor. Göçmenler mesela. Denizlerden,
kaçakçıların insafından geçerek, güzel hayatın olduğu ülkelere gitmeye çalışıyorlar.

Hayat acımasız. Güçlü olmak hayatın tek kuralı.

Çıkarken “çak” yaptım, elini tuttum. Bütün içtenliğimle ;

“Ne olursa olsun, sen güçlü ol.” dedim. Gözlerime “Başka çarem var mı?” der gibi baktı.

Hava biraz soğuk olsa da güzel. Tracer ve yollar beni bekliyor.

Bazi seyler hayatin kuralindan ziyade insanin kendini dusunmesinin sebepleri.. O kucucuk cocuklara oyle uzuluyorumki..
Dunyanin hangi yerin de cocugun kabahati var? Dogasin da kotuluk yokki cocuklarin.
Yetiskinlerin iste butun suc
 

reo

Katılım
11 Mar 2007
Mesajlar
720
Vista86 hocam siz yazar mısınız?
Kitap yazmak veya gazete köşesi gibi tecrubeniz varmı?
Forumda yazdığınız mesajların çoğunu okudum, sizde bir profesyonellik var.
Kusuruma bakmayın, merakımı bağışlayın ama bazı yazılarınızı da yaşamadan yaşamış gibi yazdığınız oldu mu?
 
Katılım
15 Ocak 2018
Mesajlar
3,624
İçimdeki Ses;

Tekneye bir led ampul ile uzatma kablosu lazım oldu. Motoru tamir ederken ışık
lazım. Kasabanın girişindeki marketin yanında bir elektrikçi var. Oraya gittim..

Küçük bir dükkan... İçeride masada bir genç oturuyor... Bilgisayarda oyun oynuyor.

12 voltluk led ampül istedim. Çıkardı.. Fiyatını sordum..

-Bir dakika bekleyin, babamı çağırayım.. dedi..

Babası dışarıda yan komşuyla oturmuş sohbet ediyor.. Sohbet tatlı gelmiş
olmalı ki biraz gecikti..

Babası gelmeden biraz konuştuk;

-Babanla mı çalışıyorsun ?

-Geçici olarak. Şimdilik..

-Ne kadar zamandır buradasın?

-Yedi sekiz ay oldu..

-Daha önce neredeydin?

-Üniversitedeydim. İşletme okudum.Mezun olduğum bölüme uygun bir iş
araştırıyorum. Dedi

Sessizce oturup bekledim.. İçimden çığlıklar yükseliyor.. Delikanlıya haykırıyor.

“İşte iş burası..! Daha ne işi bakıyorsun..! Az önce bilgisayarda kağıt oyunu
oynuyordun. Bırak bunları..!

Hem muhasebeyi, hem stokları görebileceğin bir yazılım programı yükle
bilgisayara.. Şu dükkandaki bütün envanteri kaydet..

Daha bir led ampülün fiyatını bilmiyorsun.

İnernette bir site aç.. Google'a adres kaydını gir.. Konum belirt.. İnstagram'da
hergün sayfanı yenile.. İnternetteki satış sitelerine kaydını yaptır, internet
üzerinde satış yap..

Elektrikçilikle ilgili yurt içi ve yurt dışı internet sitelerini, yayınlarını
takip et. Yenilikleri bir şekilde buraya getirmeye çalış..

Bak yandaki dükkan boş.. Onu da kirala. Yık ortadaki duvarı.. Dükkanları birleştir..

Alt katta harabe gibi boş bir daire var.. Orayı da temizle, depo yap..

İnşaat ta , bahçe aydınlatma da, tabela aydınlatmalarda .... falan.. falan.. kullanılan
elektrik malzemelerini de getir. Dükkan bom boş.. Doldur buraları..

Küçük bir servis aracı al..Çevredeki mütahitlerle, elektrikçi ustalarıyla tanış..
“Telefon edin, ben malzemeyi getiririm,” de.

Servislere gönderebileceğin bir usta bul..

Elektrik sektörünün düzenlediği yurt içi ve yurt dışı fuarları gez,
incele ... Yeni ürünleri üreten firmalarla tanış..

Çin'de bu konuda büyük fırsatlar var.. Oraya git. Ürün kalitelerini incele,
fiyatlarını gör..

Patlat burayı!”

İçimdeki hırslı, rekabetçi, savaşçı, girişimci ses susmak bilmiyordu..

İçimdeki ses söyleyeceklerini bitirmeden babası geldi.. Ampul ve kablonun
fiyatını söyledi..


Parasını ödeyip malzemeleri aldım ve çıktım.. İçimdeki ses içimde kaldı..

Delikanlı bilgisayardaki oyununa, babası da komşudaki sohbete geri döndü..

İşletemeyen, işletmecilik okumuş işletememeci, işletilmiş ama işletildiğini farkedemeden işini işlettiremeyen cahil gençlik güruhu.

Okumak ihtiyaç, okuduğunu anlamak meziyettir. Buna üniversiye değil beynine çip takıp bilgi yükletsen yine oturur, çipi network e bağlayıp nasıl beyin çürütürüm diye araştırır. Sonra iş yok diye oraya buraya yazar, anca şikayet eder, elindekinin kıymetini bilmez anlamaz. Böylesine de mübahtır zaten..
 
Katılım
22 Kas 2018
Mesajlar
171
Vista86 hocam siz yazar mısınız?
Kitap yazmak veya gazete köşesi gibi tecrubeniz varmı?
Forumda yazdığınız mesajların çoğunu okudum, sizde bir profesyonellik var.
Kusuruma bakmayın, merakımı bağışlayın ama bazı yazılarınızı da yaşamadan yaşamış gibi yazdığınız oldu mu?

Yazı konusunda hiç bir tecrübem yok.Son yıllarda biraz fazla kitap okuma fırsatım oldu, o kadar.

Yaşanmadan yazılmış bir yazım yok. Zaten anlattıklarım sıradan şeyler.

Sadece "Gözlerinde öfke var." gibi ifadeler kabul edersiniz ki bana ait.
Yani ispatı yok. Ben öyle algılamışım.

Selamlar;
 
Katılım
22 Kas 2018
Mesajlar
171
Edebiyat Yapmak;

Benim yetiştiğim çevrede “Edebiyat ” ayıp sayılırdı.. Kötü bir şey olarak algılanırdı..
Biri diğerini ikna etmek için bir şeyler söylerse, karşısındaki ;
“Bana edebiyat yapma..” Derdi.

Edebiyat sanki biraz kandırmak gibi algılanıyordu..

Yani “Beni laf kalabalığına getirip, kandırmaya çalışma” Ya da “Beni kandırmak için,
öyle süslü püslü, cilalanmış laflar etme” der gibi..

Bazen arkadaşlardan duyardık;

“Abi kıza bir edebiyat parçaladım.. Kız eridi valla..”

Bu örnekte de aynı şey.. İkna etmek, inandırmak için dil dökmek. Olan şey bu..

Bu nedenle ben edebiyat yapmayı kötü bir şey olarak algılıyorum.. Edebiyat yapmaktan
korkarım.

Bu içime yerleşmiş bir kere..Yazarken edebiyat yapmaktan kaçınıyorum.. Sadece bir şeyler
anlatıyorum.. O kadar.

Hele bir de “Edebiyatçı” olmayı bir düşünün.. Bu işi meslek edinmiş olmak.. Allah göstermesin..!

Hep söylerim, ben varoş kültürün ürünüyüm diye. Bizim taraftan durum böyle görünüyor..

Yoksa bende;

“Kadın, rüzgarda saçları uçuşurken, hüzün dolu gözlerle ufka doğru baktı... Yüreğinde
taşıdığı bu acıya daha fazla tahammül edemezdi.. Bu uçurum, sadece onu acılarından
kurtaracak bir kapıydı....”
Diyerek edebiyat yapardım.

Ya da, yukarıdaki hikayede anlattığım yeri daha çok dramatize ederek şöyle tasvir ederdim;

“Bu yıkık dökük yer, babasıyla kızının hayta tutunacakları tek daldı. Hayat karşısında
yenilmişlikleri hemen belli oluyordu. İçeri girişim onlar için bir umut ışığı olmuştu.
Bu salaş mekan aslında benim de ruh halime uygundu. Çünkü ben de bu aralar ne yaptığımı
bilmeden kırık dökük bir hayat yaşıyordum.
Küçük kıza “Sen okula gitmiyormusun?” dediğimde gözlerinde akmaya hazır damlacıklar oluştu.
Konuşamadı. Söylemek isteyip söyleyemediği şeyi anlamıştım.”

Veya;
Anlattığım köylerin, dağların, denizlerin bütün detaylarını süsler, püsler sizi etkilemeye
çalışırdım..

Ama yapamam.. Çünkü o zaman edebiyat yapmış olurum..

Bu da benim için kötü bir şey.. Hatta ayıp..
 
Katılım
22 Kas 2018
Mesajlar
171
Duyulmayan Keman;

Avm'leri gezmeyi sevmiyorum. Hepsi bir birine benziyor. Aynı koridorlar, aynı
vitrinler, aynı yemek yerleri. Hepsi aynı. Artık çokta gitmiyorum.

İstanbul'da olduğum bir gün, bir kaç yakınım çok ısrar ettiler, kıramadım. İstinye
Park avm'ye gittik.

Dolaşmak ve alış veriş uzun sürünce sıkıldım. Siz dolaşın deyip sakin bir yer bulmaya
çalıştım. Bir mağazanın önünden geçerken kapının önünde keman çalan bir genç kız
gördüm. Güzel bir elbise giymiş, saçları çok tarz . Keman çalıyor.

Bildiğimiz parçaları çalıyor. Besame Mucho, La paloma, Sezen Aksu, Teoman vs. İyi
eğitim aldığı belli, çok güzel çalıyor. Gitar çaldığım için müzik kulağım çok iyi.

Hoşuma gitti. Biraz gerisinde yer vardı, oturup dinledim. Biraz sonra bir şey
dikkatimi çekti.

Önünden onlarca insan geçiyor, hiç kimse kemanı duymuyor. Mağazaya girip
çıkanlar da duymuyor. Hiç kimse.... Takıldım.... Deli olacağım.

Böyle bir keman konseri dinlemek için konser biletine 100 tl. verilir. Üstelik
burada bedava.

Burası İstanbul'un en seçkin yerlerinden birisi. Koridorlarda genellikle eğitim
düzeyi yüksek insanlar dolaşıyor. Fakat keman duyulmuyor. Herkesin dinlemesini
beklemiyorum fakat arada fark edenler, biraz dinleyip gidenler olur... ama yok!

Gelip geçenler Rolex, Hublot saat takıyorlar. Clarks, Ecco ayakkabı, Burberry ceket,
Lacoste gömlek giyiyorlar ama kemanı duymuyorlar.

Biraz ileride hamburger tıkınanları masalar almıyor. Ama kemanı dinleyen kimse yok..

Biraz ara verdi. Yanına gittim. Konuştuk.

Konservatuar mezunuymuş. Mağazanın çağırmasıyla gelmiş. Önünde "Kültürel
aktivite" amaçlı çalıyormuş.

“Güzel çalıyorsun ama insanlar seni dinlemiyor.” Dedim.

“Evet dedi. Paganini, Bach çalmıyorum. Onlar için günün parçalarını çalıyorum ama
dinlemiyorlar.” dedi.

Toplumuma olan umutlarım her geçen gün azalıyor. Sanata, düşünceye hiç değer
verilmiyor. Yapmacık bir değer vermeden söz etmiyorum. Hissedemiyor olmaktan
söz ediyorum. Bu çok daha kötü.

Gün geçtikçe güdük ve ucuz zevklere sahip bir toplum oluyoruz, sığlaşıyoruz.

Yazık... Çok yazık !
 
Katılım
17 May 2011
Mesajlar
4,435
Duyulmayan Keman;
.

Burası İstanbul'un en seçkin yerlerinden birisi. Koridorlarda genellikle eğitim
düzeyi yüksek insanlar dolaşıyor. .

Toplumuma olan umutlarım her geçen gün azalıyor. .

Gün geçtikçe güdük ve ucuz zevklere sahip bir toplum oluyoruz, sığlaşıyoruz.

Yazık... Çok yazık !

Duyulmayan sadece keman olsa keşke..

Açık lise mezunuyum , favorim barok violin virtüözü bi kadın , buradan ismini dahi zikretmiyorum'ki , tavlama enstürmanı olmasın , mezelere doğranmasın..

Bir buçuk sene önce , zihinsel engelli'ler eğitim köyü için , Pink Floyd kült parçasını Türkçe seslendirilip sadece!!! 10 milyon izleme olunca , köyü'de kuracaklardı..

Sadece 1.3 milyon kaldı aylarca , hiç bişey yapmayacaktı insanlar oysa! , sadece bir kaç dakika şu parçayı dinleyeceklerdi... ve 10 milyon izleme olacaktı hepsi bu..


Hasılı , benim nazarımda sıfıra düştü bu coğrafya , dönüm noktası oldu .. yazıklar olsun.

İki ayaklı organizma'lar ile dolu heryer , peki ya ruh'ları nerede ? Avm vitrinleri ruhlarını soğurmuş olmalı , yada cilalı otomobil kaportaları , yada motosiklet grenajları..

Demem o'ki , diyecek bişey yok , dileğim uzakta olup bu komediyi uzaktan izlemek.
 
Katılım
28 Ara 2015
Mesajlar
1,589
Edebiyat Yapmak;

Benim yetiştiğim çevrede “Edebiyat ” ayıp sayılırdı.. Kötü bir şey olarak algılanırdı..
Biri diğerini ikna etmek için bir şeyler söylerse, karşısındaki ;
“Bana edebiyat yapma..” Derdi.

Edebiyat sanki biraz kandırmak gibi algılanıyordu..

Yani “Beni laf kalabalığına getirip, kandırmaya çalışma” Ya da “Beni kandırmak için,
öyle süslü püslü, cilalanmış laflar etme” der gibi..

Bazen arkadaşlardan duyardık;

“Abi kıza bir edebiyat parçaladım.. Kız eridi valla..”

Bu örnekte de aynı şey.. İkna etmek, inandırmak için dil dökmek. Olan şey bu..

Bu nedenle ben edebiyat yapmayı kötü bir şey olarak algılıyorum.. Edebiyat yapmaktan
korkarım.

Bu içime yerleşmiş bir kere..Yazarken edebiyat yapmaktan kaçınıyorum.. Sadece bir şeyler
anlatıyorum.. O kadar.

Hele bir de “Edebiyatçı” olmayı bir düşünün.. Bu işi meslek edinmiş olmak.. Allah göstermesin..!

Hep söylerim, ben varoş kültürün ürünüyüm diye. Bizim taraftan durum böyle görünüyor..

Yoksa bende;

“Kadın, rüzgarda saçları uçuşurken, hüzün dolu gözlerle ufka doğru baktı... Yüreğinde
taşıdığı bu acıya daha fazla tahammül edemezdi.. Bu uçurum, sadece onu acılarından
kurtaracak bir kapıydı....”
Diyerek edebiyat yapardım.

Ya da, yukarıdaki hikayede anlattığım yeri daha çok dramatize ederek şöyle tasvir ederdim;

“Bu yıkık dökük yer, babasıyla kızının hayta tutunacakları tek daldı. Hayat karşısında
yenilmişlikleri hemen belli oluyordu. İçeri girişim onlar için bir umut ışığı olmuştu.
Bu salaş mekan aslında benim de ruh halime uygundu. Çünkü ben de bu aralar ne yaptığımı
bilmeden kırık dökük bir hayat yaşıyordum.
Küçük kıza “Sen okula gitmiyormusun?” dediğimde gözlerinde akmaya hazır damlacıklar oluştu.
Konuşamadı. Söylemek isteyip söyleyemediği şeyi anlamıştım.”

Veya;
Anlattığım köylerin, dağların, denizlerin bütün detaylarını süsler, püsler sizi etkilemeye
çalışırdım..

Ama yapamam.. Çünkü o zaman edebiyat yapmış olurum..

Bu da benim için kötü bir şey.. Hatta ayıp..

Vista hocam edebiyatın kötü bir şey olmadığı kanaatindeyim. Amma söz edebiyat parçalamaya gelince size katılıyorum . Sanki edebiyat deyince hemen
aklıma KADIN geliyor. Hani o kadınla da , kadınsız da olamadığımız hadisesi . Kadınların erkeklere ,Yaradanın bir lutfu mu , yoksa cezalandırması mı
olduğuna , 65 senede henüz karar verebilmiş değilim. İçinde edebiyat kelimesi kullanılarak türetilen deyimden böyle bir anlam çıkmamalıydı. Hürmetlerle.
 
Katılım
22 Kas 2018
Mesajlar
171
Duyulmayan sadece keman olsa keşke..

Açık lise mezunuyum , favorim barok violin virtüözü bi kadın , buradan ismini dahi zikretmiyorum'ki , tavlama enstürmanı olmasın , mezelere doğranmasın..

Bir buçuk sene önce , zihinsel engelli'ler eğitim köyü için , Pink Floyd kült parçasını Türkçe seslendirilip sadece!!! 10 milyon izleme olunca , köyü'de kuracaklardı..

Sadece 1.3 milyon kaldı aylarca , hiç bişey yapmayacaktı insanlar oysa! , sadece bir kaç dakika şu parçayı dinleyeceklerdi... ve 10 milyon izleme olacaktı hepsi bu..

https://www.youtube.com/watch?v=3dnzLM_N-2Q&app=desktop

Hasılı , benim nazarımda sıfıra düştü bu coğrafya , dönüm noktası oldu .. yazıklar olsun.

İki ayaklı organizma'lar ile dolu heryer , peki ya ruh'ları nerede ? Avm vitrinleri ruhlarını soğurmuş olmalı , yada cilalı otomobil kaportaları , yada motosiklet grenajları..

Demem o'ki , diyecek bişey yok , dileğim uzakta olup bu komediyi uzaktan izlemek.


(Dileğim uzakta olup bu komediyi uzaktan izlemek) demişsiniz.

Kaçmak kolay çözüm. Yanlış nerede? İşte bunun cevabını vermek zor.

Not: Güzel yazmışsınız.

---------- Mesajlar birleştirildi - 10:33 ---------- bir önceki mesaj zamanı 10:22 ----------

Vista hocam edebiyatın kötü bir şey olmadığı kanaatindeyim. Amma söz edebiyat parçalamaya gelince size katılıyorum . Sanki edebiyat deyince hemen
aklıma KADIN geliyor. Hani o kadınla da , kadınsız da olamadığımız hadisesi . Kadınların erkeklere ,Yaradanın bir lutfu mu , yoksa cezalandırması mı
olduğuna , 65 senede henüz karar verebilmiş değilim. İçinde edebiyat kelimesi kullanılarak türetilen deyimden böyle bir anlam çıkmamalıydı. Hürmetlerle.

(Sanki edebiyat denince hemen aklıma KADIN geliyor.) Buna çok güldüm.:mrgreen:

Kadın konusunda hakikaten hiç bir fikrim yok.

"Edebiyat"ın kötü bir şey olmadığına ben de katılıyorum. Ama dediğim gibi,yetiştiğimiz

çevrenin yaklaşımlarını, değerlerini, hayat tarzını üzerimizden atamıyoruz.

Sevgiyle;
 
Katılım
24 Haz 2018
Mesajlar
2,499
Motosikleti
CBR 125 R 2014
Poliüretan Salih kardeşimiz uzun zamandır yok :D Acaba bir işler peşinde mi :D
 
Katılım
22 Kas 2018
Mesajlar
171
Ters Adamlar;

İnsanların bir ezberi vardır.
“ Güler yüzlü olmayan esnaftan alış veriş yapmam.” gibi.

Güzel, hoşa gidiyor ama bana göre çok basma kalıp, ezber bir şey.

Ne yani tezgahtarı mı alacaksın yoksa montu, kaskı, eldiveni mi? Bu kadar mı güler yüze,
ilgiye hasret kaldın. Alış verişte odaklanacağın şey güler yüzmü yoksa ürün ve fiyatı mı?

Ben, tam aksine güler yüzlü olmayan ters adamlarla alış veriş yapmayı severim. En azından
yıllardır yaşadığım bir çok tecrübe bana bunu gösterdi.

Biriyle bir iş yapacaksam sadece o kişinin işine bakarım, güler yüzüne değil. Güler yüz
sizi zayıf tarafınızdan yakalayıp kandırır. Güler yüzün sempatisine kapılıp yanlış adama
çok para vermiş olabilirsiniz. O nedenle, güler yüzlü bir esnafa iş yaptıracaksam daha
dikkatli olurum.

Size iki ters adam örneği anlatayım;

Yıllar önce İstanbul'da bir iş yeri kiralamıştım. Binanın sahibi Yakup Abi çok aksi, ters
bir adamdı. Hiç kimse sevmiyor, herkes çekiniyor.

Binanın çatı oluğu kırılmış, oradan bizim iş yerine su geliyordu. Yağmurlu bir günde kendisini
çağırıp gösterdim. Bir saat geçmedi bir de baktım o yağmurda kendi çıkmış çatının oluğunu
değiştiriyor. Ve bir daha çatı akmadı.

Sıkışık olup kirayı geciktirdiğimiz zamanlarda karşılaşırsak o aksi suratıyla “Para olsa siz
geciktirecek adamlar değilsiniz. Sıkmayın canınızı.” deyip giderdi.

Bir kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Kendisini ziyarete gittim. Sarıldık,
ikimiz de duygulandık.
“Yakup abi ters adamsın, ama adamsın” dedim. Bana;
“Yüzüne gülenden kork, evlat.” dedi. Bir kaç gün sonra da öldü.

Hiç yüzü gülmedi. Hiç yalan söylemedi. Hiç üç kuruşluk menfaat için eğilip bükülmedi.

İkinci ters adam örneğimde bir tekne tamir ustası. Emin Usta.
Ters adamlıkta kimse eline su dökemez. Müthiş bir şey. Tam istediğim gibi.

Irgat motorum bozulmuştu. Kendisine götürdüm. “Buna yeni rulman al, getir” dedi. Her yeri
aradım rulman bulamadım.
Birkaç kişi “Bu rulmanı gaz yağıyla çalıştırırsın, bir şey olmaz” dedi.
Emin Usta'ya gittim. “Usta rulmanı bulamadım. Birkaç kişi bu rulmanı gaz yağıyla
çalıştırırsın dedi.” dedim.

Emin Usta küplere bindi. Küfürler havada uçuşuyor.
“Al motoru götür, ben yapmıyorum.” dedi.
Hiçbir şey demedim. Rulmanı İstanbul'a gönderdim. İş yerindeki çocuklara “Ne yapın edin,
bu rulmanı bulun” dedim. On gün sonra rulman geldi. Emin usta ırgat motorunu yaptı. Her gün
bozulan motor, yıllar oldu saat gibi çalışıyor.

Başka işlerim olduğunda da hep ona gittim. Bu ters adamın yaptığı hiç bir işten zarar görmedim,
çok faydasını gördüm. Hep “aldığı para helal olsun” demişimdir.

İşte bu yüzden ters adamları severim.
 
Katılım
12 Tem 2015
Mesajlar
926
Uzun zamandır -yillar yili-zihnin otomatik yönlendirmesiyle ve ezberlenmiş, kalıplaşmış karar mekanizmalarıyla yoğun olarak çalışıyorum. Yeni şeyler öğrenmeye çabalamiyorum pek..Bu biraz tembellikten kaynaklanıyor, biraz da mecburen öğreten bi ısım var.Sozun kısası okumaya ve yazmaya zamanım olmuyor, kalan az zamanimi boş işlerle değerlendiriyorum Bundan yirmi yıl önce iyi bir okuyucuydum, sonrasında aklıma ne gelirse yazmaya başladım bi donem ilham gelmiş gibi.Bir sebepten bitti.

..Ne dedigini anlamiyorum diyen cevremden kurtuldum ilk, sokak Türkçesi ogrenip; sayisal yollar tuttum.Yıllar yillar sonra bunları elime geçirdiğimde, nasil ki okunulan bir kitap sonradan kafamızda özetin özeti şeklinde yer ediyorsa, yazmak da unutuluyormuş dedirtti..Önce epey üzüldüm biraktigima, sonra hayat böyledir deyip meşgalenin içine daldım yine, mecburen 'iyi boyle' diyorum şimdilerde..


Vista86;

'Gunluk'ten daha guzel seyler var burda, cercevelemenizi ve yazıyı esnetebilmenizi çok beğendim.Tespitler güzel. Bence birkaç kitap okumayla! elde edilemeyecek bir yetegenegiz var bu konuda.Hikayeleriniz, bloğunuz v.s. varsa okumak isterim..
 
Katılım
22 Kas 2018
Mesajlar
171
Uzun zamandır -yillar yili-zihnin otomatik yönlendirmesiyle ve ezberlenmiş, kalıplaşmış karar mekanizmalarıyla yoğun olarak çalışıyorum. Yeni şeyler öğrenmeye çabalamiyorum pek..Bu biraz tembellikten kaynaklanıyor, biraz da mecburen öğreten bi ısım var.Sozun kısası okumaya ve yazmaya zamanım olmuyor, kalan az zamanimi boş işlerle değerlendiriyorum Bundan yirmi yıl önce iyi bir okuyucuydum, sonrasında aklıma ne gelirse yazmaya başladım bi donem ilham gelmiş gibi.Bir sebepten bitti.

..Ne dedigini anlamiyorum diyen cevremden kurtuldum ilk, sokak Türkçesi ogrenip; sayisal yollar tuttum.Yıllar yillar sonra bunları elime geçirdiğimde, nasil ki okunulan bir kitap sonradan kafamızda özetin özeti şeklinde yer ediyorsa, yazmak da unutuluyormuş dedirtti..Önce epey üzüldüm biraktigima, sonra hayat böyledir deyip meşgalenin içine daldım yine, mecburen 'iyi boyle' diyorum şimdilerde..


Vista86;

'Gunluk'ten daha guzel seyler var burda, cercevelemenizi ve yazıyı esnetebilmenizi çok beğendim.Tespitler güzel. Bence birkaç kitap okumayla! elde edilemeyecek bir yetegenegiz var bu konuda.Hikayeleriniz, bloğunuz v.s. varsa okumak isterim..

Uzun yıllar yoğun çalışmak hayatımda çok pişman olduğum konulardan biridir.

Bende sizin gibi yıllarca çalışmaktan okumaya ve yazmaya hiç fırsat bulamadım.

Hikayelerim ya da bloğum yok.

Havalar ısınınca motosikletle uzun bir yolculuğa çıkmayı planlıyorum. Bir yandan onun
hazırlıklarını yaparken, boş kaldıkça bir şeyler yazıyorum.

Yazmakla ilgili bir tecrübem yok.. Hiç bir amacım yada beklentim de yok.

Yazdığım her şey forumun sayfalarında. Yazdıklarım da zaten sıradan şeyler.

Günler böyle geçiriyor...

Sevgi ve Selam ile;
 
Katılım
22 Kas 2018
Mesajlar
171
Doğal Çevre;

Doğup büyüdüğümüz yer bizim doğal çevremizdir. Yani çoculuk ve gençlik çağında
bulunduğumuz çevre. Sonradan uzun yıllar yaşayarak şeklini az veya çok aldığımız
çevre de sayılabilir.

Geçen gün Marmaris'in köylerini dolaşıyorum. Yol kenarında motosikleti
durdurup oradaki ağacın altına oturdum. Buradan manzara güzel görünüyor.
Yanımda termos bardakta kahve ve bitter çikolatam var. Çimenlerin üzerine uzandım,
kahvemi içiyorum. Şubat ayı ama hayat yaşanabiliyor. Kışın gücü buralara yetmiyor.

Yanımda, aşağıya doğru evler var. Bir kaçı eski köy evi, bir kaçı yeni yapılmış villa.
Yakında bir kaç şehirli daha gelir o köy evlerini de villaya dönüştürür.

Villanın birinden çok şık ve havalı bir kadın çıktı, yandaki köy evinde yaşayan kadınla konuşmaya
başladılar. Köylü kadına, bana tuhaf gelecek kadar ilgi ve hürmet gösteriyor. İstanbul'da,
kendi çevresinde olsa o kadının yüzüne bakmaz.

Kentli kadının burada yapay, sunii bir hali var. Bu “doğal” hayata geçiş yapmak
istiyor. Çevreye kendini benimsetmesi lazım. Buralara, bu habitata hiç yakışmıyor.
Oturduğu villa bile etrafa yabancı. Ama köylü kadın sanki bu toprağın bir parçası
gibi. Şivesi, giyimi, rengi, evi ne kadar buralı.

Kahvemi içerken onları seyrediyorum.

Kentli kadın bahçesine bir şeyler ekmiş, onunla ilgili sorular soruyor. Köylü kadında
elinden geldiğince bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
Kentli kadının kibar ricalarıyla, köylü kadının rahat şivesi bir birine karışıyor.

Kendi doğal çevresinden kopup gelmiş kadına acıdım. Buradaki hayatı yakalamaya
çalışıyor. Sebze, meyve yetiştirecek, tavuk bakacak.

Sen (mesela) Kadıköy Caddebostan'da yaşamışsan burada işin ne. Olmuyor işte, çok yapay
kalıyor. Git, Kadıköy'de Bağdat caddesine çık, orada bir kafede otur, sahlepini,
kahveni iç, evine dön. Sen orada sen olursun, kendini bulursun. Beğen beğenme senin
dünyan orası. Belli hayaller kurup burada bir yaşam başlatmaya çalışıyorsun ama bu olmaz.
Olsa da saçma bir şey olur.

İstanbul'dan kaçıp sahil kasabalarına yerleşen böyle binlerce insan var. Oraların doğal
çevresinin kalıbına giremiyorlar. Giremezler. Farkında olmadan gittikleri yerlere de
kendi yaşamlarını taşıyorlar. Kendi çevrelerini oluşturup onu yaşıyorlar. Ve oraların da
doğal çevresini bozuyorlar.

Bana da bunları yazdırıyorlar. Kahvem bitti. Ben kalkayım artık..
 

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcılar

Yeni mesajlar

Çok Beğenilen Mesajlar

Üst