aldığın motorun fiyatının içerisindeki vergiler ve vergilerin harcanış şekline bakar isek direkt olarak baştan hırsızlığa maruz kalındığı sonucuna zorlanmadan ulaşabiliriz.
akabinde malın güvenliğinin sağlanması talebini yinelesek de,
nihayetinde soygun eylemi baştan başladığı için yeterince önlem alınmadığını söyleyebiliriz.
sadece motosiklet hırsızlığı değil çağdaş ülkelerde görülen denetim ve cezalandırma mekanizmalarının toplum yararına olmayacak şekilde işletiliyor. bugün bir haberde memleketin en büyük eksiği olan "genel af" sonucu 50.000 civarı torbacının aftan yararlanabileceği belirtilmiş.
adi hırsızlık rakamlarını bilemiyorum.
uyuşturucu, fuhuş, bandrolsüz içki, kaynağı belirsiz onlarca belki yüzlerce kalem ürün piyasada çok rahat temin edilebiliyor,
4-5 sene önce normal getto olan yerler hızla suç merkezi haline dönüşüyor,
evimin 2 km ötesinin hell's kitchen olması kendiliğinden kavramı ile açıklanamaz.
güvenlik kaygılarımızın zaman içerisinde çoğalarak artacağını düşünüyorum.
misal;
sıradan olduğunu düşündüğüm bir sokağa girdim, başsağlığına gidiyorum.
evi bilmiyorum, motordan indim telefonu çıkardım,
durduğum bakkalın yanındaki evden bir kafa çıktı,
sıradan bir eleman "bir şey mi lazımdı ?" dedi.
bu lafın edildiği an neyin lazım olacağını anlamak biraz zor,
zira gördüğümüz kafa ile aynı dünyada yaşamıyoruz,
bir nevi alice harikalar diyarındaki sadece kafası görünen kedi gibi.
"menüyü alayım" dedim,
kafa keyif verici maddelerden, zevk verici bireylere kadar sıraladı.
bakkaldan iki paket çay, iki paket şeker alıp çıktım.
neden bu kadar uzun yazdım.
basit; sadece eşyanıza değil kendinize de sahip çıkın ve etrafınızdakilere.
kaosu sevsem de herkesin harcı olup olmadığını bilemiyorum.