Sonsuz ve beleş enerji lafları geçtiğinde neden kimse bu arkadaşı hesaba katmıyor? İnsan ömründen daha uzun bir ömrü olacağı garanti (bu olmadığında insanlıkta var olamaz zaten) sadece henüz ne kadar verimli kullanılabileceği muamma. Yada bazı insanlar henüz beleş enerji fikrini benimsemek istemiyor (bknz. dünya devi enerji firmaları)
Yenilenebilir enerjiyle ilgili olarak başka bir forumdan yazımın ilgili kısmını buraya taşıyorum, başka bir tartışmaya ait olduğu için ufak tefek kısımlar havada kalabilir ama umarım sorularınıza cevap olacaktır:
Öncelikle, Türkiyenin enerji ihtiyacının %95'i değil, günden güne değişmekle beraber ortalama %60'ı dışarıya bağımlıdır. Şu anda yenilenebilir enerjiye teşvik ve destek olmakla beraber, altını çizerek söylüyorum ne yazık ki yenilenebilir enerjiyle insan ırkının tükettiği enerjinin tamamını karşılamak günümüz teknolojisi ile mümkün değildir (Uğraşılmıyor diye değil, imkansız). Temel sebep ise elektriğin depolanabilir olmamasıdır (Pil örneğiyle gelmeyelim lütfen). Yani, tüketeceğiniz elektriği o anda üretmeniz gerekmektedir. Dolayısıyla istediğiniz anda istediğiniz gibi üretimi artırıp azaltabilmelisiniz. Bu açıdan baktığımızda yenilenebilir enerji kaynakları arasından (Rüzgar, güneş, jeotermal, hidrolik ve biyolojik atık) sırasıyla;
1. Rüzgar, anlık olarak üretimi değişen ve kafasına göre değişen bir kaynaktır. Yatırım/fayda olarak baktığınızda (Bu dünyayı kapital yönetiyor ne yazık ki ve bu açıdan bakmak zorunda kalıyoruz) en gerilerde yer almaktadır. Hepsini geçelim, türkiye zaten rüzgar fakiri bir ülkedir. Ha bu arada yenilenebilir derken, rüzgar güllerinin kuşların göç yollarıyla kesiştiğini ve katliam yaattığını da bilmemiz gerekiyor.
2. Güneş, tabi ki sadece gündüzleri üretimi yapılabilen bir kaynaktır. Gece çöpe atabilirsiniz. Ülkemizin güneş potansiyeli çok yüksek. Gerçekten değerlendirilebilir. Ama dediğim gibi, ana kaynak asla olamaz. Güneş panellerinin üretilmesi sırasında açığa çıkan gazlar ise atmosferi katlediyor (Bi termik değil).
3. Jeotermal nispeten düzenli bir enerji kaynağı ama dünya zaten jeotermal fakiri. Belki sanayi devriminden önce yeterli gelebilirdi. Ama şimdi asla

Ülkemizde ise toplam enerji üretiminin yaklaşık %1.1 kadarını buradan karşılıyoruz. Daha da artması 2025 planlarına göre öngörülmüyor.
4. Hidroelektrik enerjiyi kabaca 2'ye ayıralım:
a. Dere üstü santraller sürekli üretim halindedir ve tamamen yağışlara ve eriyen karlara bağlı çalışır. Baharda eriyen karlarla beraber çağlayan nehirler harika bir dönüş sağlıyor. Ancak geri kalan mevsimlerde o dereler yataklarını zor besliyor. Bu arada bunlar kavgası verilen HES'lerle karıştırılmasın lütfen. En başta dökülen betonu saymazsanız doğaya zararları herhangi diğer tüm kaynaklardan daha azdır. Barajları olmadığı için yatakları doldurmaz, hiçbir yeri su altında bırakmaz. Bunlar kardeşimiz.
b. Rezervuarlı santraller ise baharda suyu depolar ve kurak aylarda hem elektrik üretimi hem de içme suyunu bize sağlar. Ama bunların da kapasitesi bir yere kadar yeterli oluyor. Ve evet, tvde gördüğünüz tükaka HES'ler bunlar oluyor. Köyleri, kasabaları, otlanma alanlarını, bitiksel yaşamı yok edenler bunlar. Yani adı yenilenebilir de kendisi tam olarak öyle değil.
5. Biyolojik atık, tshh güldürmeyin xD xD xD
Tabi ki istisnalar kaideyi bozmaz. İzlanda elektriğinin tamamını jeotermal ve hidrolikten üretiyor. Ama bedeli allahın unuttuğu yerde, buz denizinde, kutupların yanında olmak. Bu istisnalar ne yazık ki çok değil.
"Almanya daha geçen elektriğinin %70'ini yenilenebilirden elde etti" diyenleri duyar gibiyim. Adamlar 1990'dan beri çılgın gibi yatırım yapıyor. Güneş açısından ortalama, rüzgar açısından verimli bir ülke. Ancak kazın ayağı öyle değil. Almanyanın yıllık elektrik tüketiminin ortalama %10'u bu kaynaklardan geliyor. O dev istatistik sadece 1 güne özel ve çılgın gibi rüzgarın estiği, cayır cayır güneşin açtığı bir günden bahsediyoruz. Gelecek için gözleri parlatan bir değer ama ne yazık ki gelecek çok yakında gelmeyecek.
Tüm dünyada Yenilenebilir enerjiyi kullanan santraller her daim tam kapasite çalışır. Geri kalan enerji ihtiyacı ise sırasıyla doğal gaz, kömür, linyit, asfaltit, motorin ve benzin yakılarak elde edilir. Bu iğrenç kaynaklar ne yazık ki en önemli faktör olan "istediğimiz zaman istediğimiz kadar" şartını sağlıyor. Bu durumda bunlara yönelmek durumunda kalıyoruz.
Heyecanla telefon pilleri büyüsün devrim olsun diyoruz ya, MIT de kıçını yırtan güzide bilim insanı biz nette daha uzun süre sörf yapalım diye değil, elektriğin depolanma problemine çözüm bulmak için uğraşıyor. Ne zaman ki bunu başarırız o zaman açın bütün ışıkları, televizyonu kapamayın, telefonu şarjda unutun. Ama şu anda o kömürün yanmasını istemiyorsanız lütfen tükettiğiniz elektriğe dikkat edin. O boşa dönen fışkiyeleri de kırın aq.