Sinan Su Değirmeni'nden sonra yol tırmanışa geçiyor.
Yağmur devam ediyor.
Bu çamurlu kaygan yolda Bilge motorunu bir virajda yatırıyor.
Biraz çamurlandığı için sinirli ama bunun dışında keyfi kaçmıyor..
Böyle bir motosikletle ve sadece asfaltta kullanılacak lastiklerle bu yollarda sürebilmesini hayret ve takdirle izliyoruz.
Tırmanış bitip
Saklıkent yoluna ulaştığımızda manzara bizi büyülüyor.
Bu küçük kuçu peşimizden uzun bir süre bizi takip ediyor.
Sonra yorgun düşüp vaz geçiyor..
Kaldığımız yerden devam ediyorum..
5 fotoğraf makinesindeki fotoğrafları bir araya getirmek ve yaklaşık 200 fotoğrafı düzenlemek zaman aldı biraz..
Bu fotoğrafların yarısına yakını birbirine benziyordu bu yüzden burada yaklaşık 100 fotoğraf olacak..
Saklıkent'e ulaştığımızda sürekli yağan yağmurdan ve süzgardan ellerimiz donmuştu.
Yağmurluklarımıza rağmen ıslandık..
Özellikle çoğumuzun botlarına su girdi ve oturduğumuz yerden şeyimize kadar ıslandık ..
Hakan'ı saymıyorum bile, çünkü onun yağmurluğu da yoktu..
Sakılıkent'e vardığımızda şok olduk çünkü yağmur iyice hızkanmıştı ama heryer kapalıydı.
Yücel, kayak merkezine gidip baktı son umut olarak ama orası da kapalıydı.
Hepimizin suratları asıldı ve kapalı olan lokantalardan birinin tentesinde titreşmeye başladık.
Yanımıza oranın sahibi yada sorumlusu olduğunu düşündüğümüz biri geldi; "O dağıttığınız sandalyeleri filan toplayıp gidersiniz değil mi?" diye insafsız bir diyalog kurdu bizimle ve gitti.
Fakat sonunda kayak merkesizinin bekçisi
Bayram imdadımıza yetişti...
Bize salonu açtı ve şömineyi yakıp hemen çay demlemeye girişti..
Helal olsun...
Şöminenin etrafında ıslanan giysilerimizi kurutmak için serip,
Bayram'ın demlediği çayı beklerken
bir yandan da sucukları hazırlamaya başladık tabi ..
Biraz kuruyup neşemiz yerine gelince hemen fotoğraf makinelerine sarılıyoruz..
Aramızda fotomodeller...
... ve fotoğraf sanatçıları olunca iş çığrından çıktı tabi..
Sonunda çayyyy...
Ardından sucuklar kızarıyor..
Karnımız da doyduktan sonra sıra geliyor eğlenceye..
Önce oranın 1.5 yaşındaki dev Serbernard'ı
Sezar ile oynuyoruz..
... devam ediyoor....
Karnımız doydu, giysilerimiz kurudu, artık motokros zamanı..
Yücel'le ikimiz teleferik çevresindeki çamurlu araziye atıyoruz kendimizi..
Şöyle bir "Ankara'lı Endurocu" pozu vereyim.

Ankara'da 3 yıl yaşadığım için böyle bir poza hakkım var herhalde..
Bulutlar çevremizde dolanırken biz de
SkyTeam'lerimizin sınırlarını zorluyoruz.
Aşağıda mola verdiğimiz bina görünüyor..
Lastiklerimiz yeni olmasına rağmen dişlerin arası doluyor ve fazla hız yapamadığımız için o çamurları lastikten atmak zor oluyor..
Tübitak yol sapağından
Saklıkent'in arkasına dolanıyoruz..
Aşağıda kayan bulutlarla sürekli değişen bir
Saklıkent görüntüsü var..
Ben de bu daaağlarııınn nesiiinnne geldiiimm...
Tekrar mola verdiğimiz yere döndüğümüzde biriken çamurları biraz temizliyoruz..
Daha iyi temizlik için tazyikli su lazım..
... devam ediyor elbette........
Yücel'le yaptığımız motokros turundan sonra yine şömine başı sohbetine döndük..
Sigarayı bırakalı yıllar oldu ama şömine başında 1 kadeh şarap(Gürhan'ın imali) ile bir sigara da keyif oluyor be..
Yücel ,
Gürhan ,
Hakan ,
Bilge ,
Ayşe ,
Yücel .
Dışarıda bulutların çökmesiyle çok gizemli bir ortam oluşuyor..
Ben biraz daha şömine keyfi yaparken onlar dışarı çıkıp sanki kar yağmış gibi eğleniyorlar..
.. o sırada bulutların arasından bir takım insanlar beliriyor..
Biraz daha yaklaşınca onların
AKMOK(Akdeniz Motosiklet Kulübü'nden) yürüyüş gezisine çıkan arkadaşlar olduğunu görüyoruz..
Hemen fotoğraf makineleri çıkıyor..
Solda bize şömine yakıp çaylar demleyerek günümüzü bayram yapan
Bayram, sağda
AKMOK'tan
Mustafa Mutlutürk
Fotoğraflar çekildikten sonra onlar yürüyüşlerine devam etmek için bizden ayrılıyorlar, meydan yine bize kalıyor..
Meydanı boş bulan
Yücel yeniden azmaya başlıyor..
Gaza gelen
Hakan' da ona katılıyor..
Hakan
sonra
Gürhan ,
ve
Ayşe...
Bilge ise çapırının hakkını vererek orada bulduğu hortumla motosikletinin çamurlarını temizleyip güzel bir poz veriyor..
Heveslerini alan kroscular biraraya geliyorlar ve daha geç olmadan geri dönmeye karar veriyoruz..
... devamında dönüş yolu fotoğrafları geliyooorr......
Yağmur ve bulutlar arasındaki dönüş yolculuğumuza başlayalı 5 dk olmuştu ki benim aynalarımı
Saklıkent'te unuttuğumu anladım..

Kros yaparken düşersem kırılmasın diye çıkartmıştım..
Düşmedim ama olsun ...
Hazır durmuşken 1-2 foto çekmeden olmaz dedik tabi..
Aynaları alıp taktıktan sonra yola yine devam ederken çok güzel bir ağaç ve çevresinde güzel bir alan bulduk ve küçük bir mola daha verdik..
Bunu da
günün ağacı ilan ediyorum..
Biz kalan elma, çikolata ve kolaları götürürken
Yücel' de araziyi talan ediyor..
Yeni lastikleri ve yaptırdığı büyük arka dişli ile mutlu bir endurocu o..

(Benim de bu dişli işini halletmem lazım.)
Bu kadar mola yeter..
Yeniden yola devam..
.. ama olur muuu..!?
Bu son manzara virajında fotoğraf çekmeden geçmek olur mu..?!
Son olarak
Doyran baraj gölünde duruyoruz..
Malesef çok az su kalmış burada da..
Umarım bu yağmurlar böyle devam eder de yeniden dolar bu baraj...
Antalya'ya vardığımızda hava çoktan kararmıştı.
Motosikletlerimizdeki çamurları temizlememiz en az yarım saatimizi aldı..
Sonunda bu gezinin de sonuna geldik..
Aslında
İmecik yaylasına gitmek için yola çıkmıştık ama hava şartları ve
Bilge'nin motosikletinin böyle yağışlı bir havada sorun çıkaracağını düşünerek
Saklıkent'te uzun bir mola verip daha sonra dönmeyi seçtik..
Daha uygun hava ve uygun motosikletlerle yeniden deneyeceğiz o yolu..
Herkese mutlu geziler diliyoruz...