Ben iki üç sene önce birinci kademesine gitmiştim, geçen martta da ikinci kademesine gittim.
Motor kullanmayı o ilk kademe eğitimde öğrenmiştim. Öncesinde motosikleti sadece Donald Duck'ın yazılarından tanıyordum.
İzlenimlerim nasıldı peki? Hatırlayabildiğim kadarıyla yazıyım: Öncelikle, eğitimcileri epey kaliteli bulmuştum. Düzgün konuşan, kendinden emin, işine hakim insanlardı. Pistse küçük görünmüştü gözüme. Tenis kortu gibi değil İstanbulpark gibi bir yerle karşılacağımı hayal ediyordum herhalde
15 kişinin oraya fazla geldiğini hatırlıyorum. Başlangıç alanında devamlı yığılma oluyordu. Eğitim slalomla başladığı için çıkmadan önce öndekine biraz mesafe tanımak gerekiyordu ama öndekilerin ekserisi çok yavaş kullandığından o mesafe bir anda kapanıyordu. Sonra salyangoz hızında devam etmeye çalışıyordum parkurda. Salyangoz hızının bana ne faydası olduğunuysa Allah bilir. Yaptığım "sortilerin" en az yarısı çöpe gitti bu şekilde. Dolayısıyla paramın yarısı belki de.
Başlangıç yerindeki yığılmadan bahsetmiştim ya? Orada hep sıramı bekledim. Benden önce gelen çıkmadan çıkış yapmadım. Bununla beraber, arkamdan gelenlerin ne benim önümdekini ne de beni beklemeyip fırladıkları çok oluyordu. Kafamdan dumanlar çıkıyordu tabii. Gene de kimsenin hakkını yemedim. Haksızlık yapmaktansa haksızlığa uğramayı tercih ederim.
Üç defa düştüm o eğitimde. İkisinin sebebi belli: Viraj içinde ön fren yapmak. Ama o düşüşlerden sonra öyle bir yer etti ki kafamda viraj içindeki frenin tehlikesi, düşmemiş olmayı istemem kesinlikle. O gece yatakta yarı uyur vaziyetteyken düşme sahnelerini tekrar tekrar yaşayıp irkilmiştim. Viraja biraz hızlı giriyorum, frene dokunuyorum ve... Elektrik şoku yemiş gibi bir irkilme, aniden gözlerimin açılması... :queen:
Üçüncü düşüşüm koca motorunu slalomda dans ettiren hocaya özenmemden oldu. Onun kadar hızlı gitmeye çalıştım, sonra bir "garç" sesiyle kendimi yerde buldum. Aşırı gelişmiş koruma demirini yere mi sürttürmüştüm acaba? Slalom haricinde sürttürdüğüm olmuştu gerçi, hatta hoşuma gitmişti bu iş. Saymaya başlamıştım: "Bir kere sürttürdüm, iki kere sürttürdüm..." Ama bu seferki bayağı şiddetli olmuştu. Neyse, bir yerime bir şey olmadı.
Kaskın önemine de şahit oldum o eğitimde. Minyon bir hanımefendi vardı. Rampada kalkış eğitimi sırasında motoru ön frenle durdurmaya çalıştı, başaramadı. Motor arkaya kayarken ayaklarından falan destek alarak durdurmaya çalıştı ama olmadı. Sonra her nasılsa kuyruğun üstünden sırt üstü yere düştü. Neredeyse durma hızında. Peki ilk neresini ve nasıl yere çarptı dersiniz? Kafasının arkasını ve küt diye. Kask olmasaydı durduğu yerde düşmekle bile çok feci zarar görebilirdi yani.
Yaptığım diğer bir hata da kıyafet hatasıydı. İlk gün, internet sitelerinde dediklerine uyup uzun kollu tişörtle gitmiştim. Hayalimde İstanbulpark gibi bir yerde eğitim görmek vardı ya? "Herhalde yüksek hızlara çıkıp rüzgardan üşüyeceğiz, o yüzden uzun kollu lazım" diye düşündüydüm. Eğitimi haziran ya da temmuz ayında gördüğümü de belirtiyim. Neyse, ben uzun kollu tişörtle terledim güneşin altında, ama baktım millet püfür püfür tişörtlerle gelmiş. Pişman olup ikinci gün ben de tişörtle geldim. Püfür püfür de gezdim, pek rahattı! Neyse, eğitim bitti, kıyafetleri çıkarıyoruz. Dirseklikleri çıkarırken bir baktım, benim kollar kıpkırmızı olmuş. Güneşte pişmiş resmen. Ama dirsekliklerin ve çapraz çapraz geçirilen kayışlarının altı bembeyaz! Istakoz - zebra melezi bir yaratığa dönmüştüm. Renk farkının tamamen kapanması belki bir sene sürdü.
"Eğitim iyi hoş da, benim her şeyden önce trafikte nasıl kullanacağımı öğrenmem gerekir. Tekrar tekrar yapılan düşük hızda dar dönüş çalışması trafikte motor kullanma becerisine ne kadar tahvil edilebilir ki?" diye düşünmüştüm. Bu yüzden, eğitimden bir buçuk sene kadar sonra ilk motorumu aldığımda bir de Villa Levent'ten ders almıştım.
Derken geçen martta hem ayıracak zaman buldum hem de para. Ne yalan söyleyim, Honda'nın GS-2'de "engebeli sürüş eğitimi" verileceğini söylemesi de aklımı çeldi. Krosa mrosa pek hevesliyim ya? Bizi kros motoruna bindirip toprakta dolaştıracaklar sandım. İstanbulpark'tan sonra bu... Biraz hayalci miyim neyim :cherry:
Eğitimin geçen seferki kadar kalabalık olmayacağı umuduyla havalar henüz soğukken ve hafta içi gün aldım. Gerçekten de ilk günkü katılımcı sayısı 10'du, ikinci gün bir hanımefendinin düşüp bacağını zedelemesiyle bu sayı dokuza düştü. Peki parkurdaki trafik sıkışmaları, başlangıç alanındaki yığılmalar ve haksızlıklar sona erdi mi? Hayır! En fazla biraz hafifledi.
Öncelikle, ikinci kademe eğitim olmasına rağmen katılımcıların çoğu acemiydi. Dördü beşi daha geçen hafta birinci kademe eğitimden geçmişler, sıcağı sıcağına ikinci kademeye yazılmışlar. Pek sınırlarını zorlama arzusu da olmayınca yürüme hızında slalomlar, virajlar... Nispeten hızlı kullanan dört kişi ya vardı ya yoktu.
Geçen eğitime göre hoca sayısı azalmış, beş altıdan ikiye düşmüştü. Eğitim süresi de günde iki saat falan kısalmıştı. Hocaların kendileri de şikayetçiydi bunlardan.
Hoca demişken, ters düştüğümüz birkaç hususu sıralayım:
1- Ön frende ve debriyajda parmak bulundurulmasını kesinlikle istemiyorlardı. Haklılık payları var, parmaklar frende olursa viraj içinde falan refleks olarak basılması tehlikesi büyüyor. Frenleme dört parmakla sıkıldığında dozajlamanın daha hassas yapılabildiği de doğru. Fakat ben tepki süresindeki kısalmayı bu avantajlara tercih ediyorum.
2- Frenlemede, ani olsun yumuşak olsun her türlü frenlemede, debriyajın çekilmesini istemiyorlar. Son bir iki metreye kadar debriyajsız yavaşlamak gerektiğini öğretiyorlar. Gene ekol farkı. Avantajları da var dezavantajları da.
3- İşte bu ciddi: Kontra tekniğine ahir zaman hurafesi muamelesi yapıyorlar. Yönlendirme kesinlikle gidondan yapılmazmış. Motosiklete bacakla, scooter'a kalçayla yön verilirmiş. Bir de sunum yaptılar: "Bakın kalçama, slalomu tamamen kalçam yapıyor." Madem keramet kalçada, kalçan yiyorsa bırak ellerini, öyle dön. Adamları kendi mekanlarında bozmak, ortamı germek istemediğim için sesimi çıkarmadım. Ama katılımcı arkadaşları ne zaman başıboş yakalasam hararetli hararetli açıkladım çalıştım: Keith Code, "No BS bike". İkna olmadılar. Bir yanda koca Honda hocası, diğer yanda bir gün önce tanıştıkları kursiyer.
Engebeli arazi eğitimi neymiş, biliyor musunuz? Yere birbirine paralel konmuş kare kesitli iki uzun boru düşünün. Bunların arasına da yarım metre arayla aynı tip borular kaynatılmış olsun. Bir nevi merdiven şekli yani, ya da tren rayı şekli. İşte bunun üstünden geçmekmiş engebeli arazi eğitimi. Kros motoruna binme hayaliyle giden birini pek kesmedi tabii.
İkinci gün neredeyse aralıksız yağmur yağdı. Ben üstümde yağmurluk, altımda deri pantolonla gitmiştim. Pantolona daha iki gün önce mi ne su geçirmezlik veren balmumu esaslı bir deri bakım ürününü iyice yedirmiştim. O yüzden korkum yoktu. Diğer kursiyerler, dağıtılan yepyeni ve afilli yağmurlukları giydi. Lüks bir marka var ya, Ricca mı, Ricah mı ne. Ama o kadar çok yağmur yedik ki günün sonunda benim deri pantolondan içeri epey su sızdı. Altımda da kargo pantolon vardı, o ayrı. Diğer kursiyerlerin yağmurlukları da ağ kısmından epey su almış. Gayet yeni görünmelerine rağmen, su sızdırmazlık sağlayan kaplama ağ kısmında biraz aşınmış. Pantolonlar sırılsıklamdı.
Yağmur beni biraz tedirgin etmişti. İlk günkü kadar pervasız girmiyordum virajlara. Ama fark ettim ki lastikler yağmurda da kaymıyor. Honda'nın pisti dedikleri kadar varmış.
Hocalardan pek teknik tavsiyesi, tüyosu falan alamadık. "Çek elini frenden! Yavaşla! Yavaşla! Virajın çıkışına bak!" gibi uyarıları saymazsak tabii. Hunilerle parkur oluşturup ikinci viteste aralarında dolaşmamızı beklediler. Kontra tekniğini geçtik, "Ayağını içteki basamağa ver, kalçanı sağa kaydır, sola kaydır" falan gibi şeyler bile söylemediler.
"Yavaşla" uyarısı da ilginçti çünkü eğitimin başında "bakın, böyle bir imkan bulmuşken sınırlarınızı zorlamanızı isterim" deyip takdirimi kazanan gene kendileriydi.
Üff, amma yazmışım! Toparlayayım artık. Toplamda Honda'dan iki, Villa Levent'ten bir kurs görmüş oldum. Sürücü kursundan aldığım yalandan eğitimi hiç saymıyorum. Peki motosiklete yeni başlayacak birine hangisini tavsiye ederim? Aslında Villa Levent'ten aldığım eğitim grup eğitimi değildi, iki haftaya falan yayılan özel derslerden ibaretti. İkisinden birini tavsiye etmem gerekirse... Aslında ikisi de tek başına yeterli değil bence. İkisinin de üstün yanları ve eksiklikleri var. Bilemiyorum.
Pratik eğitimin yanında işin teorisi de ihmal edilmemeli. İnternet güzel kaynak. Okuduğum kitaplardan da çok faydalandım ben. Donald Duck'ın kitabı müthiş. Anlatılması gereken şeyleri gayet sade ve açık anlatmayı başarıyor. Üslup da çok eğlenceli. Motosiklete hiç ilgi duymayan biri bile bir solukta okur bence.
Ondan başka, David Hogue'un meşhur "Proficient Motorcycling"ini İngilizce bilen herkese tavsiye ederim. Türkçeye çevrilmedi o kitap, değil mi?