Forumda ehliyet sürecini, düşe kalka öğrenme hikayelerini anlatan arkadaşların yazılarını görünce ben de kendi sürecimi bir düşündüm ve garip bir şey fark ettim: Ben motosiklet sürmeyi tam olarak ne zaman, nasıl öğrendim hiç bilmiyorum.
Sanırım çok küçük yaşlarda mantığını bir şekilde gösterdiler ya da izleyerek kaptım. İşin aslı, benim okul döneminde, 12 yaşlarındayken bir G27 direksiyon setim vardı. Arabayı stop ettirmeden kaldırmayı, vites atmayı, devir ayarlamayı tamamen o simülasyon oyunlarından çözmüştüm. Kafada debriyaj-gaz kombinasyonu ve motor mantığı tamamen oturmuştu yani.
Sonrasında ortaokul yıllarında babamın bir arkadaşının motoruna denk geldim; eski yuvarlak far bir YBR 125. "Ben bunu sürerim" dedim, geçtim üstüne. İlk binişim olmasına rağmen hiç zorlanmadan kaldırdım, vitesleri attım ve mahallede tek başıma turlayıp gezdim. Ama geriye dönüp baktığımda, o gün o motora binene kadar bana kimse "bak debriyaj şudur, gaz budur" diye ders vermedi. İlk motosikletime de 20 yaşında sahip oldum. Sanırım bana kimse öğretmedi, ben tamamen kendi kendime, mantığı yürüterek öğrendim.
Tabi bu süreçte hiç mi düşmedim? Düştüm. Kazalarım oldu ama dürüst olmak gerekirse hepsi kendi şımarıklığımdan, kaşıntımdan oldu. Trafikte durup dururken ya da acemilikten değil; ya teker yapmaya çalışırken ya da arkasını kaydırırken, yani bile bile kaşınırken düştüm. Bu tarz hareketler zaten doğası gereği risk barındıran şeyler, faturasını da düşerek ödedik bir nevi.
Şu an dönüp baktığımda; tekeri sentede, istediğim açıda, yavaş ya da hızlı her türlü yapıyorum, stoppie dersen o da var. Tabi artık yaş ilerledikçe bunların çok da gerekli şeyler olmadığını, caddede ekstra risk demek olduğunu daha iyi anlıyor insan. Çok şükür bugüne kadar beni hastanelik edecek, ciddi bir kazam olmadı.
Benim hikaye de böyle biraz tersten başlama oldu.