bir köyde yaşayan yaşlı ve gariban bir adam varmış. tek varlığı ufak bir tarlası olan bu adam her sabah azığını alır (bir tas süt veya yoğurt, biraz da ekmek) tarlasına çalışmaya gidermiş.
Yine bir sabah tarlasına çalışmaya giden yaşlı adam azıklarını bir kenara bırakmış ve çalışmaya koyulmuş, bir süre sonra azığını koyduğu yerin hemen yanındaki delikten bir yılanın çıktığını görmüş. yılan çıkıp adamın azık olarak yanında getirdiği bir tas sütü içmiş, bunu gören yaşlı adam hiç müdahale etmemiş, yerinde durup yılanın sütü içmesini izlemiş. sütü içen yılan deliğine girdikten hemen sonra ağzında bir tane altınla tekrar dışarı çıkmış ve adamın azığının yanına bırakıp tekrar yuvasına girmiş. yaşlı adam büyük bir şaşkınlık içerisinde altını almış ve mutlu bir şekilde evine dönmüş.
Sabah olduğunda yine tarlasına gitmiş azığını bırakmış çalışmaya başlamış yine aynı şekilde yılan çıkmış sütü içmiş yuvasına girip bir altınla geri dönüp adamın azığının yanına bırakmış ve yuvasına geri dönmüş. Günler günleri takip etmiş yaşlı adam her gün aynı şekilde gidiyor yılan sütü içiyor ve bir altınla evine dönüyormuş.
Gel zaman git zaman bir gün yaşlı adam hastalanmış ve bir süre evinde yatmak zorunda kalacağı için oğlunu yanına çağırmış ve "her sabah tarlaya giderken yanına bir tas süt al, azığını bıraktıktan sonra bir yılan çıkacak sütü içecek sonra yuvasına girip ağzında bir altınla geri gelip altını bırakıp yuvasına girecek. kesinlikle yılana dokunmayacaksın, hatta ürkütmeyeceksin bile, bıraktığı altını alıp eve geleceksin" diye sıkı sıkı tembih etmiş. zira her gün bir altın yaşlı ve fakir aile için oldukça iyi bir gelir kaynağı ve yaşlı adam da bunun bilincinde olduğundan oğlunu defalarca dediklerini yapması konusunda uyarmış.
Sabah tarlaya giden çocuk babasının dediklerini yapmış ve beklemeye koyulmuş, bir süre sonra yılan delikten çıkmış sütü içmiş gidip bir altınla geri gelmiş. hayretler içinde olayları izleyen çocuk altını alıp eve gelmiş. bir süre bu şekilde devam etmiş ancak çocuk "her gün tek tek ne uğraşacağım, madem altınlar orda yılanı öldürür hepsini alırım" gibi bir düşünceye kapılmış ve sabah tarlaya gidip yılanın çıkmasını beklemeye başlamış. yılan yuvasından çıkar çıkmaz elindeki orak vb. kesici bir aletle yılana vurmaya başlamış, bunun üzerine yılan da kendisine saldırmış ve sokmuş. yılanın kuyruğu kopmuş ancak çocuk ölmüş.
Bir zaman sonra yaşlı adam (hastalığı geçip, oğlunun yasını tutup) tekrar işine gücüne geri dönmüş ve haliyle hemen sabah kalkıp tarlaya gitmiş, azığını bırakmış ve başlamış beklemeye. bir süre sonra yine yılan yuvasından çıkmış, yaşlı adam yılana "kusura bakma, ben hastalandım tarlaya gelemedim, çocuğuma o kadar da tembih etmeme rağmen bi'cahillik etmiş. yine eskisi gibi olsa, ben sana süt getirsem sen de altın versen diyince, yılan "amca" demiş, "sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı olduğu sürece artık bu iş olmaz" demiş.
şimdi bunun konuyla ne alakası var derseniz ben de bilmiyorum. ama en azından ibretlik bir hikaye. ama motora binerken sinirlerinizi evde bırakın demişti birisi. doğrusu da bu sanırım.