Mehmet usta aklıma geldi...
O da böyle virajı alamayarak, yoldan çıkmış, mıcıra dalmış ve kötü talihine bakınız ki mıcır da yeni serilmişmiş. Düşüp kaydığı yeri hiç sormayın; asvalt zifti birikmiş bir çukura yuvarlanmış... Olay gece yarısı meydana gelmişti... Ertesi gün hastaneye onu ziyarete gittiğimde "Aman Allahım, buna ne olmuş böyle" diyerek gözlerim yuvalarından fırlamıştı. Üzerindeki zifti temizleyememişlerdi. Her tarafı simsiyah katrana bulanmış Mehmet Usta, yarıçıplak bir halde bembeyaz çarşaflı bir yatakta, tanınmaz halde idi...
Başının ve yüzünün bir yarısından başlayıp, sol kol ve sol bacaktan itibaren sol tarafı tümüyle bembeyaz sargılarla sarılmış, kalan kısımları çıplak ve kapkara... Yıl 1982, Yer Rize Fındıklı. O zamanlar ne ben, ne Mehmet Usta ve ne de ilçede iki elin parmaklarını geçmeyen sayıdaki motorcular kask ve koruma nedir bilmezdik; günlük kıyafetlerimizle aynen motosiklet kullanırdık.
Mehmet usta birkaç kırık, çıkık, kopuk ve sıyrıkla kazayı atlatmıştı ama tam 4 ay hastaneden çıkamadı. Ama sonunda düzeldi... Dükkanına geri döndü... Demir doğrama ve motor (ağaç motoru) tamiratı işine devam etti... Amaaa ilk işi kazalı motosikletini hemen onararak, onunla kucaklaşmak oldu. Mehmet usta asla motoruna küsmedi! Çünkü o, motorunun bu kazada bir suçu olmadığını çok iyi bililordu. Ne var ki o günden sonra Mehmet Ustanın adı Kulaksız Mehmet olarak anılmaya başlandı. Çünkü kazada sol kulağı öylesine bir yerlere sürtünmüş ve kopmuştu ki her tarafını onardılar, bir kulağını yerine koyamadılar.
Geçmiş olsun diyorum ve şunu söylemek istiyorum. Motosikletine küsme, çünkü ONUN HİÇBİR SUÇU YOK!