(Küçük kasabaların ruhu deyince aklıma bu hatıram geldi.. Biraz uzun ama anlatayım.. Adı da ....... Burdur Zeybeği olsun...)
BURDUR ZEYBEĞİ
Askerde acemi birliğinde beraberdik... Tesadüf, sevkiyatımız da Hüseyin'le aynı usta birliğine oldu..
Burdur'un bir nahiyesindendi.. Askere gelmeden önce,nahiyenin meydanındaki bir kahvehanede kahvecilik yapıyormuş..
Orta boylu, zayıftı.. Hüzünlü bir bakışı vardı... Ezikti.. Kaybedenler kulübündendi yani.. Ama buna rağmen kendinle övündüğü şeyler de vardı..
Amcasının büyük oğlu bir suçtan karakola düşmüş... Bütün sülale karakola gitmiş adamı çıkaramamışlar.. Hüseyin Başkomiseri iyi tanıyor.. Başkomiser ara sıra gelip Hüseyinin kahvesinde kahve içiyormuş.. Hüseyini de seviyor.. Hüseyin gidip başkomisere rica ediyor, Başkomiser amcaoğlunu hemen salıveriliyor.. Ve Hüseyin'in sülale içindeki itibarı tavan yapıyor..
Hüseyin Ben bir söylemeyle amcaoğlunu salıverdirmiş adamım. Diyordu..
Keyfi yerinde olduğu zaman Cemilemin gezdiği dağlar meşeli türküsünü söyler, kalkıp Burdur Zeybeği oynardı...
Zeybeği öyle içinden gelerek, öyle kendisi için oynardı ki aynı kıyafet giymiş, uzun süre birlikte çalışmış folklor ekiplerinin yapaylığı ile kıyaslanamaz..
Duygulandığı bir zamanda sigarasını yakıp bana en büyük sırrını söyledi..
-Ya Cemal, Halamın bir kızı var.. çok güzel ya! .... Kasabanın en güzel kızı... Yürüyüşü, gülüşü, elinin duruşu bile güzel.. Kimseye demedim.. Çok seviyom... İçime sığmıyor... Dedi..
Dayanamadım Hüseyin sen iznini kullanmadın.. Komutandan izin al, git memlekete, Halana söyle.. Hala ben senin kızını seviyorum, evlenmek istiyorum.. de
Hem, Halam beni sever diyorsun... dedim..
Onun üzerindeki tesirimin farkında değildim.. Hüseyin'in hayatta hiç cesaret edemiyeceği birşeyi ben ona söylemiştim..
- Deme lan Cemal ! Olurmu ki..? Verirler mi.? Dedi... Bu güne kadar hayalinde yaşattığı şeyin gerçek olmasıyla yüz yüze gelmişti..
- Niye vermesinler Hüseyin.. Sen karakoldan amcaoğlunu çıkarmış adamsın.. Koskoca kahveyi idare ediyorsun... Dedim..
Hüseyin izni aldı.. Memlekete gitti...
İzin bitince de geri döndü.. Ama dönen aynı Hüseyin değildi.. Çok durgundu.. Daha da içine kapanık biri olmuştu.. Yıkılmıştı..
Hüseyin ne oldu..? Senin iş olmadı mı? Dedim.. Ağzından cımbızla laf aldım.. Cevabı güç bela verdi..
Halası olur demiş... Ama kız Hayatta olmaz!! demiş.. Üstelik kız kahvede, herkesin ortasında Hüseyin'e ;
Sen kendini ne sanıyorsun da, gelip beni istiyorsun ?.. demiş..
(Devam edecek)
---------- Mesajlar birleştirildi - 21:38 ---------- bir önceki mesaj zamanı 09:28 ----------
Hüseyin bir daha o eski Hüseyin olmadı..
Bir cep radyom vardı, ona verdim.. Radyoyu parkanın iç cebine koyup kulaklıkla akşama kadar dinlerdi..
Bir daha hiç Burdur Zeybeği oynamadı..
Hafta sonları çarşı iznine bile çıkmadı..
Onun bu halinde en büyük suç benimdi.. Kendimi çok suçlu hissediyordum.. Bir çok insan için kolay atlatılabilecek bir şey, Hüseyin için tam bir yıkım olmuştu.. Üstelik bu konuyu da bir daha hiç konuşmadı..
Beni de çok beğenmeyen kız olmuştu.. Annem çevrede bana kız istemeye gitiğinde Senin oğlan çok soğuk.. Mahkeme suratlı.. falan dendiği çok olmuştu.. Ama hiç etkilendiğimi hatırlamıyorum..
Dedim ya şehir ile küçük kasaba çok farklı...
Keşke dedim herşey eski yerinde kalsaydı... Hüseyin kendi içinde yaşadığı aşkla, ama Burdur Zeybeği oynayarak yaşasaydı... Kendime çok kızdım.. Hüseyin belki de kızdan çok kasabadaki ve akrabalarının içinde düştüğü itibar kaybından yıkılmıştı..
Onu tek keyiflendiren şey söylediğim bir kaç sözdü...
Hüseyin askerden sonra birgün sizin nahiyeye geleceğim.. Senin kahveyi bulup oturacağım.. Ama sen beni tanıyamıyorsun... Saçlarım uzamış, sivil kıyafetler giymişim.. Hiç sevmediğim halde, sen tanıma diye gözüme koyu renkli güneş gözlüğü takmışım.. Sana Kahveci bana bir çay getir, diyeceğim.. Diyordum..
Ama Hüseyin artık beni duymuyor... Gelmemde takılıp kalmış..
Deme len! .... Cemal !... Vallamı?.. gelin mi? .. Hele bi gelsen, valla ölürüm.. diyor..
Ama bu kadar çabalamam bile onun eski keyfini yerine getirmiyordu... Bir kere, bir kere daha Burdur Zeybeği oynasın.... Her şeyin düzeldiğini anlayayım yeter, diyordum..
Ama oynamadı...
Askerlik bitti... Yollarımız ayrıldı...
(Devam edecek)
---------- Mesajlar birleştirildi - 08:58 ---------- bir önceki mesaj zamanı 21:38 ----------
Yıllar sonra, bir yaz günü, güneye, Antalya'ya doğru inerken şehirlere, kasabalara gelişi güzel uğrayarak dolaşıyordum.. Birden bire karşıma Hüseyin'in yaşadığı kasabanın tabelası çıktı.. Heyecanlandım... Yol sapağındaki tabelanın yanında durdum... Arabadan indim.. Nahiyeye giden yola baktım.. Tereddüt ettim.. Hüseyin'i daha çok mecnun olmuş görmekten korkuyordum..
Ama gidememden de edemedim.. Gittim .. Meydandaki kahveye uğradım, etrafa bakındım.. Bunca yıldan sonra Hüseyin'i görsem belki tanıyamazdım... Fakat kahvede benimle aynı yaşta bir çalışan da göremedim.. Garsonluk yapan gence sordum...
-Tanımıyorum abi, dedi.. Garson kahvede bir kaç kişiye sordu.. Bir masada tek başına oturan birin gösterdiler..
- Şu karşıdaki abiye sor..
Masada, benimle aynı yaşlarda olan adama selam verdim.. Neden geldiğimi söyledim, Hüseyin'i sordum..
Adam bir süre yüzüme baktı ;
- Sen Handan'ı istemesini söyleyen adamsın.. Değil mi? Dedi..
Aniden dondum, kaldım.. Böyle bir şey beklemiyordum..
-Handan kim..? Diyebildim..
-Halasının kızı.. dedi.. - Ben nahiyede Hüseyin'in en yakın arkadaşıydım.. Senden bana çok söz etti.. Dedi..
-Peki ya Hüseyin ne oldu? diye sordum..
-Hüseyin öleli beş sene oldu arkadaş.. dedi..
Hiç bir şey diyemedim.. Tutuldum.. Yere baktım.. Anlatmaya devam etti..
Hüseyin hiç evlenmemiş... Bu en yakın arkadaşıyla akşamları içerlermiş.. Zaman zaman arkadaşına bütün olanları içki masasında anlatırmış..
Sonra bir gece yattığı yerde ölmüş..
"Kederinde öldü.." dedi
Allak bullak oldum.. Ben bu olayın neresindeydim? Karar veremedim..
Çıktım.. Giderken arkamdan seslendi;
-Bir daha bilmediğin meselelerde ahkam kesme, hemşerim...! Dedi..
-Son-
...............................................................................................................................................................................................
Gençlik;
Gençliğe özentim hiç olmadı.. Giyinirken bile çok fazla gençlere benzememeye çalışıyorum.. Fakat tabii ki kot pantolonla, spor ayakkabıyla büyüdük..
Onlardan vaz geçemiyorum..
Gençliğe özenmekte bir gençliğini yaşamamışlık, ya da gençliğine doyamamışlık hissediyorum.. Yani tatminsizlik..
Ne bileyim, belki de Hoop! Daha biz ölmedik.. Zımba gibi delikanlıyız.. meydan okumaları falan...
Yani nereden bakarsanız bakın çok iyi durmuyor..
Aksilik bu ya, motosiklet kıyafetleri beni çok genç gösteriyor..
İstanbul'da scooter motosikleti ilk aldığımda komşum bana Ne o gençlere mi özendin..? Genç gibi motosiklete mi bineceksin..? dedi..
Neredeyse motosikletten soğuyacaktım..
Benim amacım sadece gitmekti.. O kadar..