Bak şimdi baştan anlatayım, gülme ama gerçek bu...
Bir gün bizim Ayvalık’taki yazlıkta oturuyorum. Hanım içeride Netflix’te Kore dizisi izliyor, ben dışarıda çekirdek çitliyorum.
Hava tam “başımıza bir şey gelecek” havası. Böyle bir sessizlik... Derken...

**“GÜÜÜMMM!”**
Yeminle diyorum, bahçede yer yarıldı da gök indi sandım! Havuz buhar olmuş, toprak kalkmış, arabalar "fiğ fiğ fiğ!" ötüyor. Ben üstümde şort-atlet, “Kesin rüyadayım” diyorum. Etrafta öyle bir ışık var, yani Ayvalık dedin mi denizdir, güneştir... Bu bildiğin
nükleer ışıldama!
Tam ne oluyor derken bir ses:
🗣 “Yoldaş! Kamyoncu Yoldaş! Buradayım!”
Yeminle ses tanıdık...
Döndüm baktım, bizim eski arkadaş
Sergey! Hani şu MIR Uzay İstasyonu'na giden… Kozmonot olmuştu bu çocuk! Ama şu an? Kozmonot kıyafetiyle bizim fayansa saplanmış. Vallahi bildiğin
havuzun içinde dikine saplanmış roket gibi!
Dedim ki, “Sergey kıpırdama, bende WD-40 var, sıkayım, yağ gibi çıkarsın.”
Sıktım...
Çıktı. Yeminle tık diye çıktı. Hani böyle zeytini çataldan almak gibi.
Geldi, "abi hâlâ atmosferdeki sürtünmeden yanıyorum" dedi,
"Rakı varsa daha iyi olur."
– “Gel içelim delikanlı!” dedim. Sofrayı kurduk, bir rakı bir uzay anısı...
Diyor ki:
"Abi MIR’da çok yalnızdım. Sizi özledim. Dedim ben kendimi atmosfere bırakayım. Nereye düşersem artık... Düşe düşe Ayvalık’a düştüm."
Ben de düşündüm... Adam uzaydan kendini bırakıyor, Ayvalık’a düşüyor.
GPS yok, navigasyon yok… bu adam direkt gönüle inmiş!
Sonra bizim hanım geldi, eller belde:
– “Ooo Sergey, sen buraya mı düştün? Bizim şu kamyoncu Yoldaş’a su arıtma cihazı al dedik, sallamadı. Siz MIR’da suyu nasıl arıtıyorsunuz ha?”
Sergey döndü, gururlu bir Sovyet edasıyla:
– “Abla bizde öyle bir sistem var ki, Amerikalılar 100 milyon dolar harcadı, hâlâ çözemedi!”
– “Neymiş o sistem?” dedik.
Dedi ki:
“Kedi kumu.”
Bak bir anda masa sustu. Rakı bardağını yarım havada bıraktık.
Kedi kumu mu?!
Bu bir şaka mı? Uzayda lazer, motor, hidrojen...
Bizimki diyor
kedi kumu!
Anlattı:
“Biz uzayda kediden çok kumu sevdik. Alırsın sıvıyı, içine koyarsın, bekle... Bir bakmışsın, arı gibi su!”
Ben de hemen bizim
Mırnav’ın kumunu getirdim. “Buyur Sergey,” dedim.
Sergey aldı kumu, arka bahçeye geçti. Şırıl şırıl bir ses...
5 dakika sonra geldi. Elinde pet şişe:
– “Bakın şimdi...”
Az önce koyu sarı olan sıvı,
şeffaf şişede dans ediyor.
Yoldaş dedi, "al iç."
Tedirginim ama merak ağır bastı.
İçtim.
Billur gibi su! İçerken Beethoven çalıyor sanki kulakta.
Hanıma döndüm dedim ki:
“Bak gördün mü? Hyundai su arıtma cihazı almaya gerek yok.
Bizim Mırnav'ın kumu bu işi yapıyor.”
Kadın dönüp dedi ki:
“Sen ne tatlı delisin… Allah seni ne yapsın.”
Ama içinden:
“Bir cihaz alamadın...” o da var.
Dönüp Sergey’e teşekkür edecektim…
Sergey yok. Buhar olmuş gitmiş. Ne iz var, ne gölge.
1 yıl geçti.
Sergey’i televizyonda gördük… Ukrayna’ya göndermişler, savaşta.
Dedim ki:
“Bu adam bir zamanlar Ayvalık’ta bana kedi kumu içirdi.
Biz bu adama su borçluyuz.”
Chatgpt biraz hikayemi parlattı orjinali için:
"Uzaydan Gelen Su Arıtma Tavsiyesi"
Çok yakın bir arkadaşım MIR Uzay İstasyonu’nda teknisyen olarak çalışıyordu. Uzun zamandır görüşmüyorduk. Bir gün Ayvalık’taki evimizin bahçesinden büyük bir patlama sesi geldi. Koşa koşa dışarı fırladım. Etraf karanlık olması gerekirken aydınlıktı, rüyada gibiydim.
Bahçedeki havuz buharlaşmış, toprak kalkmış, arabaların alarmları ötüyordu. Derken tanıdık bir ses duydum: “Kamyoncu Yoldaş, buradayım!” Ses Sergey’e aitti. Şaşkınlık içinde sese yöneldim. Bir de baktım, Sergey kozmonot kıyafetiyle havuzun fayanslarına saplanmış, çıkmaya çalışıyor. Hemen WD-40 sıktım, yağ gibi çıktı.
"Gel çay içelim" dedim. “Ben hâlâ atmosferdeki sürtünmeden dolayı sıcağım,” dedi. “Rakı daha iyi gelir.” Oturduk, rakıları koyduk. MIR’dan nasıl atladığını, bizi nasıl özlediğini anlattı.
Sonra eşim geldi. "Bu şerefsiz kamyoncu Yoldaş’a su arıtma cihazı al dedik, tınmadı. Siz MIR’da suyu nasıl arıtıyorsunuz?" diye sordu. Sergey, “Abla bizde öyle bir sistem var ki Amerikalılar 100 milyon dolar harcayıp hâlâ çözemediler,” dedi.
Merakla sorduk: “Nedir bu sistem?”
“Kedi kumu,” dedi. “Öyle alıştım ki dünyada bile onu kullanıyorum.”
Hemen evdeki kedi kumunu getirdim. Arka bahçeye geçti. Bir süre sonra geldi, “Yoldaş, bak şimdi,” dedi. Önümüzde koyu sarı sıvı, saydam suya dönüştü. Ağzımız açık izledik.
"İç," dedi. Tereddütle içtim. Gerçekten de arınmıştı.
Eşime dönüp, “Hyundai su arıtma cihazı almamıza gerek yok, kedinin kumu yeter,” dedim. Gülümsedi: “Sen ne iyi kocasın,” dedi.
Sergey’e teşekkür edecektim ki bir baktım ortadan kaybolmuş. Aradan bir yıl geçti, bir gün televizyonda gördük: Sergey’i savaşmak üzere Ukrayna’ya göndermişler.
Allah yardımcısı olsun, hakkı ödenmez.