Ekonomik sistemlerin hiçbiri kendi kendine bir günde ortaya çıkmaz. Hepsi dünyanın konjonktürüne göre yavaş yavaş gelişir ve olgunlaşır. Sadece tarıma ve iç piyasaya bağlı ekonomiler, keşiflerle ve uzun mesafe taşımacılıklarıyla (gemiler vs...) önce merkantalizme, sonra fizyokrasiye, sonra da piyasa ekonomisinin başlangıcı olan klasik ekonomiye evrilmiştir. Klasik ekonomi tam bir serbest piyasa örneğidir. Ancak 1929'daki büyük buhran devlet denetiminin olmadığı serbest piyasanın her şartta sağlıklı işlemediğini ve talep yönlü ekonominin her koşulda geçerli olmadığını göstermiştir ki bununla beraber keynezyen ekonomi başlar. Bunun üstüne gelen bir çok farklı iktisadi doktrin var ancak genel olarak şekillenme devlet tarafından kontrol edilen serbest piyasa (yani o kadar da serbest olmayan) yani mevcut kapitalizm.
Ben, şu andaki koşullarda en iyi sistemin devlet kontrolündeki serbest piyasa ekonomisi olduğunu savunan güruhtanım. Ekonominin serbest olmadığı, devlet tekelinde olduğu piyasalarda verimlilik her zaman çok düşük olur. Bunun en ciddi örneklerinden biri ülkemizde yıllarca oy deposu olarak kullanılan kamu iktisadi teşebbüsleridir. Özellikle 60 - 80 yılları arasında bu kitler tamamen oy deposu olarak kullanıldı. Türkiye'de "gizli işsizlik" kavramının en büyük örneği bu işletmeler oldu. Yıllarca işe gitmeden maaş alan insanlar bu kit'ler bünyesinde istihdam edildi.
Özel sektör, kontrollü serbest piyasa verimliliğe dayanır. Bugün iPhone gibi bir cihazı kullanabiliyorsak, veya satılan motosikletler - arabalar eskisinden çok daha uygun fiyata mal edilebiliyorsa ve daha fazla miktarda üretilebiliyorsa, bu serbest piyasa ekonomisinin maksimum verimlilikle çalışma prensibinden ve rekabetten ileri gelir. Serbest piyasada tekel değil, rekabetçilik vardır. Firmalar daha iyisini daha ucuza mal etmek zorundadır. Eğer bu firmalar tekelleşiyorsa veya oligopol haline gelip karteller oluşturuyorsa, işte burada devlet adı verilen fonksiyon devreye girer. Tekelciliğe ve kartele karşı kanunlar çıkarır, gerekirse fiyatlandırmada taban/tavan fiyatlar belirler, buna uymayan firmaları ciddi cezalar ile karşı karşıya bırakır.
Bu yukarıda bahsettiklerim, adil şekilde yönetilen ülkeler için geçerlidir. Ancak kimi hükümetler vardır ki (!), bunlar kartelleri, tekelleri engellemek yerine, bu şekildeki tekelleşme, oligopolleşme potansiyeli olan sektörleri yandaş firmalara peşkeş çeker, örneğin, yandaş xtel firmasının ürettiği dandik telefon daha çok satılsın diye, ithal edilen iphone'a vergi üstüne vergi koyar. Burada amaç üzüm yemek değil, bağcı dövmektir. Eğer xtel firmasının rekabetçi olmasını istese, çeşitli teşviklerle daha uygun fiyata satılmasını sağlayabilir, en azından teknoloji yatırımlarını sübvanse edebilir, çin'de montajlanan dandik telefonların fahiş fiyatlardan vatandaşlarına iktirilmesine göz yummaz. Ama bu kimi hükümetler, hem vergileri pompalayıp kendi kasasını daha fazla doldurma derdindedir, hem de xtel'in hak etmediği fiyatlardan satılarak yandaşının cebini doldurmasına seyirci kalmaktadır.
Yani, aslında tamamen hayal olan bu muz cumhuriyetinde serbest piyasa ekonomisi falan yoktur. Tam tersi devlet eliyle vurgun vardır. Hiç bir serbest piyasa ekonomisi, herhangi bir motorlu taşıttan 200% ötv + 18% kdv almaz. Bu serbestlik, yandaşa, şakşakçıya serbestliktir. Eğer bu ülkede serbest piyasa ekonomisi gerçek anlamıyla, maksimum verimlilik, optimal fiyat prensibiyle işleseydi, asgari ücret kazanan x bir avrupalının 6 ayda aldığı kaliteli bir 250 cc motoru, bu muz cumhuriyetinde yaşayan ve asgari ücret alan bir vatandaş, yemeden içmeden, ancak 2 yıllık maaşıyla almazdı.
Neyse ki bizim güzel ülkemizde böyle sorunlar yok çok şükür. Her şey yolunda, ekonomi tıkırında. Allah başımızdakilere zeval vermesin.