Alın len buda ateist.. Moleküllerine ayırırsınız.. Sevgilim olurmusun dese.. :queen:
http://2.bp.blogspot.com/_iFVjbzxgkEQ/TT2SxfSZpwI/AAAAAAAAA7o/DSz1irnHZ3o/s1600/Ozawa2.jpg
mt ilahiyat kürsüsünde, "bizleri dizayn edebileceğini düşünerek yazdığın argümanların" çoğunun cevabı var
hicret öncesinde "dinde zorlama yoktur" derken hicret sonrası
Yukarıdan bakan, egolu diye tabir edilen ateist yaklaşımı bahsedildiği gibi yukarıdan bakmak değildir. Hemen bir örnek ile açıklayabilirim.
Gerçek (fact) ve batıl vardır. Batılın kanıtı olamaz, yalnızca öyle olduğuna "inanma" durumu söz konusudur. Fact'ler (İngilizce'deki fact kelimesi daha çok şey anlattığı için o kelimeyi kullanmayı tercih ediyorum, gerçek kelimesi tam anlamıyla anlamaya engel oluyor) ise bilimsel kanıtlara dayanır ve dolayısıyla kanıtlanabilir şeylerdir, kanıtlanan gerçeklerin tartışması olur mu? İleride farklı buluşlar-keşfedişler ışığında tabii ki tartışılabilir. Varmak istediğim konu:
Gerçekleri bilen (öğrenmiş olan) kişi bilgiyi karşıdakine aktarırken karşısındakine yukarıdan bakmış olmuyor, bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır. Ama karşısındaki insan farz-ı misal fizik ile alakalı şeylere karşı gelen bir inancı var ise bu gerçekleri dinlerken kendisine yukarıdan bakılıyor hissine kapılabilir, çünkü onun inancına göre karşısındakinin aktardığı gerçekler reel değildir. Aktardığı bilgilerin gerçek olduğunu ve dinleyenin yeterli bilgiye sahip olmadığı söylendiğinde direkt tepeden bakma olarak görülür bu durum, yanlıştır. Sorgulamaya kapalı olan her birey bu durumu tepeden bakma olarak görmeye devam edecektir. Gerçekleri reddeden kişi, kendi doğrusunun en doğrusu olduğunu bilir (zanneder). Genelde egolu insanlarda bu sorun olur.
Dunning-Kruger Sendromu gibi. (Özgüven-Tecrübe arasındaki bağlantı)
[url]https://i.hizliresim.com/PODEJd.png[/url]
bugünkü mevcut vücut yapısının evrimin bir sonucunu olduğunu kabul etmeyen, yargılarına (!) işaretleriyle varan birine ne denilse boş.
Konu ne tip inanç veya görüş olursa olsun açık bir zihin ile doğru ve yanlışa aynı perspektifte bakabilmek. Bu güne kadar çevremde dine böyle bakabilen bir dindar görmüş değilim. Ateistler de pek farklı değildi. Ama farklı olabilenlerin de hepsi istisnasız ateistti.
Müslüman olan insanların sorunu müslüman olmak değil. Hırsız, arsız, katil, tecavüzcüyü kendilerinden zannedip koruma şemsiyesi açmalarında.
sevgili tibermbz, bu "sağlam(!)" olduğunu düşündüğün temeller mevcut binlerce argümanlardan en hafifleri
inanan kişileri kırmamak üzmemek adına en hafif şekilde anlatmaya çalıştığım şeyler
açarsak daha da zorlarız. kuran'da öyle şeyler var ki buraya yazsam adres isteyen bile çıkabilir...
ben hep en hafifleri ile anlatmaya çalıştım.
o en sağlam kaynak; odandakı duvarda asılı, noolur türkçesini okuyun.
---------- Mesajlar birleştirildi - 17:34 ---------- bir önceki mesaj zamanı 17:09 ----------
vay edit yapabildim
cevapların olması zaten son derece normal, olmasaydı islam olmazdı.
önemli olan bu cevapların doyurucu/manipülatif/aydınlatıcı/hedef gösterici/mantıklı olup olmadığı. akıl süzgecinden normal geçip geçmediği. "önyargısız yaklaşım" derken bunu kastediyordum mesela.
"tefsir denen şeyin icat edilmesi" de bu yüzden demiştim daha önceki bir yazımda, hatırlarsan.
Örnek güzel. Tabii ki gerçekleri kabul etmeme lüksü yok insanların. Peki gerçek nedir? Matematik dışında bilimin kesin ve net olarak söylediği çok şey var mı? Bu biraz uç bir bakış açısı ama kısa anlatım için başvuruyorum. Bazı ateşli ateistler bilime kutsal kitapları gibi yaklaşıyorlar, bilimi suistimal edip dinselleştirerek bilime büyük haksızlık ediyorlar. Bilim kutsal kitap değildir. Kesin hükmü çok azdır. Hatta bazıları, yanlışlanamayan şey bilim olamaz şeklinde tanımlarlar bilimi. Bu durumda "bak bilim ve doğrular benden yana, işte o yüzden sen yanlışsın" ne kadar makul bir yaklaşım?
İşim icabı bilimle ve bilim insanlarıyla haşır neşirim. Kutsanacak bir yönü yoktur bilimin. Olmaması doğal ve güzel olandır. "Bilim doğruları araştırmaktan ziyade sakıncalı olmayan yalanları araştırır" meşhur bir sözdür. Çünkü gerçek çok uzak bir şey. Ve gerek teorik, gerekse deneysel olsun, her bilimsel yaklaşım ciddi oranda varsayım gerektirir, hele hele canlılar ve çevre ile ilgili alanlar. Kimya biraz daha katı, fizik çok daha katı, matematik ise tam anlamıyla net.
Bilim insanları arasında yaygın bir din-bilim çatışması söz konusu değil. Böyle bir çatışmanın olduğunu düşünenler ya bilim ve dini tam anlamıyla bilmeyenler, ya da bildiği halde artniyetle zorlayanlar çoğunlukla.
Bakın evrimin insanın bugünkü halini almasında katkısı inkar edilemez bir gerçek. Ancak kaba tabirle insanın maymundan geldiğini ispatlamanız mümkün değil. İspatlanmış gibi davranmanız da doğru olmaz.
Açıkçası çok da okuyup düşünüp taşınıp inanan çok görmedim ben. Olan çok var ama çoğunlukla kıvılcımın kaynağı başka. İnanç, anladığım kadarıyla, dünyayı, çevresini, insanları ve tabii ki kendini (kalbini ve vicdanını) okumakla oluyor. O yüzden kitabi bilgisi olmayan biri çok inançlı olabiliyor, veya tam tersi.
Mesela arkadaşın aşağıdaki düşüncesi makul değil mi?
İstediğiniz kadar müslümanlığın faziletlerinden bahsedin, etrafında kutsal dediği kitabının cümlelerini üç kuruşa satanları ahlaksızları gören, youtube da kafa kesip insan yakip kadınları mal gibi alıp satan IŞİD'i gören biri nasıl dinlesin sizi?
Aynı şekilde dünyaya, sosyal hayata, insanlara, ve kendine bakışı ile inancını derinleştirmiş birine "bak bilime göre din olamaz" demeniz ne ifade eder? Adamın varlığı ile derinden bildiği bir şeyi, uzak ve kitabi bir veri ile çürütmeniz mümkün mü?
Birileri kesin gözüken bir bilgi ile aya insanların inmediğini söylese inanır mısınız? Dünyanın yuvarlak olmadığına? Annenizin sizi sevmediğine? Allah'ın olmadığına?
Çok kesin, doğru, ve ikna edici şeyler yazmadığımın farkındayım, bunlardan biraz fedakarlık yapıp mümkün olduğunca kısa şekilde farklı bir bakış açısını ifade etmeye çalıştım çünkü.
Evrim teori değildir. Gerçektir, ispatlanmıştır. Gerçek olan bir şeye inanıp inanmamak da kişiye kalmıştır elbet.
Bilim ile dinin çatıştığını hiçbir yazımda iddia etmedim, bilimin dinle uğraşacak boş vakti ne yazık ki yok, sorun arkadaşlarınıza söylesinler. Pagan dinlerini bilim ile değil de astroloji ile üç dakikada çürütebilirsiniz.
Ha bu arada matematik bir bilim dalı değildir matematik alfabedir, fiziğin alfabesi, asıl bilim fiziktir, kimyadır, biyolojidir. Her söylediğinizi doğruymuş gibi büyük bir özgüvenle yazmaktan vazgeçmenizi öneririm. İşim gereği bilim ile haşır neşirim diyorsunuz sonra matematiğe bilim diyorsunuz, garip. Bilimde kesin yargı yoktur ama o anki bilgiler ışığında kabul edilen gerçekler vardır, bu gerçekler de yarın öbür gün farklı buluşlarla-keşfedişlerle değişebilir, bunu daha önce ben belirtmiştim zaten.
Evrime gelecek olursak kanıtlanması mümkün değil diyorsunuz ama bu söylediğinize siz bile inanmıyorsunuz. Evrime kanıt arıyorsanız kendi vücudunuza dahi bakabilirsiniz. (üçüncü göz kapağı, apandis, kuyruk sokumu, yirmilik diş, kulak kasları, hurda DNA'lar vs.) "Bakın evrimin insanın bugünkü halini almasında katkısı inkar edilemez bir gerçek." diyorsunuz ama "evrimin katkısı"ndan değil "evrimin ta kendisinden" bahsedebilirsiniz. Burada belli bir kitleye sevimli gözükmek için lütfen kendinizi küçük düşürmeyin.
Özgüvene gelince, açıkçası küçük dünyasında bilinen biriyim ben. Sadece Türkiye'de değil, dünyada alanımda çalışan hemen hemen herkes bilir beni. Amerika'da evrim biyolojicilerinin senelik çalıştayına davetle katılmıştım bundan on küsür sene önce. Ne size, ne de kimseye şirin gözükmek için düşüncelerimi eğip bükecek değilim. Ancak belli bir anlayış ve saygı çerçevesinde yazmaya çalışmam sanki yanlış anlaşılıyor çoğu zaman.Her söylediğinizi doğruymuş gibi büyük bir özgüvenle yazmaktan vazgeçmenizi öneririm.
...
Burada belli bir kitleye sevimli gözükmek için lütfen kendinizi küçük düşürmeyin.
Cansızdan canlının meydana gelmesi evrim değildir, abiyogenez teorisidir.Bu evrim teorisi denen seyin 19.yuzyil safsatasi oldugunu evrimciler yani bu argumanda soz sahibi olan kisilerin teorilerini artik gunumuzde savunan kalmadiki...
Yani herseyin tesaduflerle basladigini iddia eden evrim...bilimsel olarak imkansizligi ispat edilmedimi..
Soyleki..asagisi kisaltilarak alintidir...
Evrim ilk canlı hücrenin varoluşunu açıklama aşamasında çökmüştür.
En küçük canlı birimi olan hücre -evrimcilerin iddia ettikleri şekilde- ilkel ve kontrolsüz dünya koşullarında rastlantılar sonucu asla oluşamadığı gibi, 20. yüzyılın en gelişmiş laboratuvarlarında bile sentezlenememiştir. Canlı hücresinin yapı taşı olan amino asitlerden ve bunların oluşturduğu proteinlerden yola çıkarak değil hücre, hücredeki mitokondri, ribozom, lizozom, hücre zarı, golgi aygıtı, endoplazmik retikulum, vs. gibi organellerinden tek bir tanesi bile oluşturulamaz. Dolayısıyla evrimin tesadüfen oluştuğunu iddia ettiği ilk hücre yalnızca hayal gücüne dayalı bir fantezi ürünü olarak kalmıştır.
Halen aydınlığa kavuşturulamamış pek çok sırrı içinde barındıran canlı hücresi, evrim teorisinin en büyük açmazlarından birini oluşturur.
Gerek hücre, gerekse hücrenin yapı taşı olan proteinlerden tek bir tanesi bile rastlantılar sonucunda oluşamayacak derecede kompleks bir yapıya sahiptir. Laboratuvar deneyleri ve olasılık hesapları, bu imkansızlığı gözler önüne sermiştir. Günümüzün en gelişmiş laboratuvarlarında, en son teknolojiyle bile canlı hücresindekine benzer bir verim ve başarıyla protein üretimi yapılamamaktadır.
Bu evrim teorisi denen seyin 19.yuzyil safsatasi oldugunu evrimciler yani bu argumanda soz sahibi olan kisilerin teorilerini artik gunumuzde savunan kalmadiki...
Bu evrim teorisi denen seyin 19.yuzyil safsatasi oldugunu evrimciler yani bu argumanda soz sahibi olan kisilerin teorilerini artik gunumuzde savunan kalmadiki...
Yani herseyin tesaduflerle basladigini iddia eden evrim...bilimsel olarak imkansizligi ispat edilmedimi..
Soyleki..asagisi kisaltilarak alintidir...
Evrim ilk canlı hücrenin varoluşunu açıklama aşamasında çökmüştür.
En küçük canlı birimi olan hücre -evrimcilerin iddia ettikleri şekilde- ilkel ve kontrolsüz dünya koşullarında rastlantılar sonucu asla oluşamadığı gibi, 20. yüzyılın en gelişmiş laboratuvarlarında bile sentezlenememiştir. Canlı hücresinin yapı taşı olan amino asitlerden ve bunların oluşturduğu proteinlerden yola çıkarak değil hücre, hücredeki mitokondri, ribozom, lizozom, hücre zarı, golgi aygıtı, endoplazmik retikulum, vs. gibi organellerinden tek bir tanesi bile oluşturulamaz. Dolayısıyla evrimin tesadüfen oluştuğunu iddia ettiği ilk hücre yalnızca hayal gücüne dayalı bir fantezi ürünü olarak kalmıştır.
Halen aydınlığa kavuşturulamamış pek çok sırrı içinde barındıran canlı hücresi, evrim teorisinin en büyük açmazlarından birini oluşturur.
Gerek hücre, gerekse hücrenin yapı taşı olan proteinlerden tek bir tanesi bile rastlantılar sonucunda oluşamayacak derecede kompleks bir yapıya sahiptir. Laboratuvar deneyleri ve olasılık hesapları, bu imkansızlığı gözler önüne sermiştir. Günümüzün en gelişmiş laboratuvarlarında, en son teknolojiyle bile canlı hücresindekine benzer bir verim ve başarıyla protein üretimi yapılamamaktadır.
Bu evrim teorisi denen seyin 19.yuzyil safsatasi oldugunu evrimciler yani bu argumanda soz sahibi olan kisilerin teorilerini artik gunumuzde savunan kalmadiki...
Yani herseyin tesaduflerle basladigini iddia eden evrim...bilimsel olarak imkansizligi ispat edilmedimi..
Soyleki..asagisi kisaltilarak alintidir...
Evrim ilk canlı hücrenin varoluşunu açıklama aşamasında çökmüştür.
En küçük canlı birimi olan hücre -evrimcilerin iddia ettikleri şekilde- ilkel ve kontrolsüz dünya koşullarında rastlantılar sonucu asla oluşamadığı gibi, 20. yüzyılın en gelişmiş laboratuvarlarında bile sentezlenememiştir. Canlı hücresinin yapı taşı olan amino asitlerden ve bunların oluşturduğu proteinlerden yola çıkarak değil hücre, hücredeki mitokondri, ribozom, lizozom, hücre zarı, golgi aygıtı, endoplazmik retikulum, vs. gibi organellerinden tek bir tanesi bile oluşturulamaz. Dolayısıyla evrimin tesadüfen oluştuğunu iddia ettiği ilk hücre yalnızca hayal gücüne dayalı bir fantezi ürünü olarak kalmıştır.
Halen aydınlığa kavuşturulamamış pek çok sırrı içinde barındıran canlı hücresi, evrim teorisinin en büyük açmazlarından birini oluşturur.
Gerek hücre, gerekse hücrenin yapı taşı olan proteinlerden tek bir tanesi bile rastlantılar sonucunda oluşamayacak derecede kompleks bir yapıya sahiptir. Laboratuvar deneyleri ve olasılık hesapları, bu imkansızlığı gözler önüne sermiştir. Günümüzün en gelişmiş laboratuvarlarında, en son teknolojiyle bile canlı hücresindekine benzer bir verim ve başarıyla protein üretimi yapılamamaktadır.