95 yılında kayseri komando'da tüberküloz olup geberecekken direkten dönen biri olarak söylüyorum, mümkün olduğunca ya kısa yapın ya hiç yapmayın! Isı -22 dereceydi dışarıda ve koğuşta kalorifer yanmıyordu. Bütün kıyafetleri giyip 3 kat battaniye altında sabaha kadar der top olmuş vaziyette titreyerek sabah 4:50 de küfürler ve bağırışmalar eşliğinde kalkıp 07:00'a kadar eğitim alanının toprak zemininde, buza yapışmış ağaç yapraklarını gecenin köründe ( aralık ayında o saatlerde güneş daha doğmamış oluyor) tırnaklarımızla kazıyarak temizliyorduk. Kahvaltı: metal bardakta, yarım bardak buz gibi çay.Adam başı 3 adet zeytin.100 gram kadar margarin.Bir o kadar da peynir.6 kişilik masaya 2 adet ekmek.Uyanık olanlar hemen ekmekleri kapar.Sonra vicdanına kalmış bir miktarı köşesinden koparıp diğer 2 tane saftirik adamın önüne atar.İlk birkaç gün gurur yapıp yemek yemezsin.Üçüncü gün hastalanınca kimsenin umurunda olmadığını, ciddi ciddi hastalıktan ölme ihtimalin olduğu gerçeği kafana dank eder.Sonraki haftalarda oturduktan 5 dakika sonra kalk diye bağırıldığında, dışarı çıkarken masalarda kalmış ekmekleri toplar cebine atarsın.Ben ileriki dönemlerde masada kalmış tavuğu yağlı yağlı cebine atanı gördüm. Bazen kasalarda elma kalırdı."İsteyen alsın lan!" diye çavuşun bağırmasını gözlerdik.Hemen koşturup 8-10 tane elmayı ceplere doldurduğumu, ,akşam yatana kadar hatır hutur 5-6 tane elmayı yediğimi bilirim. 1 ay karantinada kaldım, 18 arkadaşımla birlikte. Kemalpaşa tatlısı bile tuzlu geliyordu. Bir yandan da gündüz eğitim ve spora devam ediyoruz! Sıcak bir yere gireceğim için mutfakta bulaşık yıkama sırası gelince sevinirdim. Nizamiyeden içeri adım attıktan sonra ilk banyomuzu 22. gün yapabilmiştik. Donan ayak baş parmaklarım ister inanın ister inanmayın, temmuz ayında gölgedeki sıcaklıkların 40 derece olduğu zamanlar çözüldü.Parmaklarım yavaş yavaş karıncalanmaya başladı ve normal olarak hissettmeye başladım ondan sonra.Muhtemelen eklemlerle ilgili.Aksi durumda zaten kangren olur kesilir.Eğitim alanındaki donmuş çeşmeye taşla sopayla vurup buzlarını döktükten sonra yavaş yavaş akmaya başlayan suyu içerdik.Bardak falan yok tabi.İstisnasız herkesin ellerinin üstü, kulakları ve burnunun altı yaraydı.Soğuktan.
Tamam eğitimin parçası olarak zorluklar olur anlarım ama.Akşam oldu mu askere sıcak bir çorba veremiyor, sıcak koğuşta yatıramıyorsan bu yapılana askerlik değil esir kampında mahkumluk denir.Yukarıda anlattıklarım tamamen gerçektir.
Halen böylemidir bilmiyorum.Hatta 18 ay sonra 97 yılında eve döndüğümde, olan biteni babası astsubay emeklisi olan arkadaşın babasına anlatmıştım,Adam "ben orduda 25 yıl çalıştım bu anlattığın türden birşey görmedim" demişti.Kendine bok sürmemek için mi dedi, gerçekten mi görmedi bilmiyorum.Bu konuda kitap yazmayı bile düşündüm ama ilgili kanunlar gereği vaz geçtim.