- Konu Yazar
- #1
Taşlama'dan önce sakince ve sabırla okumanızı temenni ediyorum.
Şimdi, malum, ülkede motorlu taşıt denilince aklımıza en önce 4 teker 4 kapı geliyor. Çünkü ülkemizde trafiğe bunlar hakim. Hatta pazar paylarına bakarsanız ne demek istediğimi çok daha iyi anlayabilirsiniz. Bu araçlarda firmalar kendilerini geliştirmeye, güncellemeye, mükemmel hizmeti olabilecek minimum fiyata vermeye zorlanıyorlar. Çünkü bu segment bizim segmentten farklı.
Basit örnek ile, 250cc naked grubunda kaç motor var şuan bayiden alabileceğimiz? İnazuma, R25 hadi birde Benelli TNT, etti mi 4? Ha kawasakinin küçüğünü ve ktmin dükünü unutmuşum, 6 etti. Şimdi 250 cc motosiklet camiasının B segmentidir bana göre. Bakın 5 adet naked bulabildik. SS ise 4 adet. (Rüştünü kanıtlamış markaları baz alıyorum) Etti mi 8 adet? Yol endurosu yok, arazi endurosu (misal klx) 3 adet biliyorum trafiğe çıkabilen.
Totalde 250 cc sınıfında model çok gibi göründü değil mi? Daha scooter grubuna girmedik bile. Ama aslında işler biraz farklı yürüyor. Misal olarak, inazuma asla r25'e rakip değildir, hakeza klx'de duke'e rakip değildir. Dolayısı ile hacimleri aynı olsa da aslında segmentleri farklıdır. Dolayısı ile bu cc'de bir motorun en fazla 5 tane rakibi vardır, ki orada da farklılıklar büyüktür. MT25 ile inazuma'yı kıyaslamak bana çok adil gelmiyor, çünkü biri performans canavarıyken diğeri tamamen konfor odaklı. Rekabet azaldıkça, firmaların pazar payı genişliyor, bu durumda bir çok firma (mesela yamaha) şımarıyor, çünkü adamın rakibi yok neredeyse. Rekabetin olmadığı yerde gelişme de olmuyor ya da çok yavaş oluyor.
Otomobil grubunda ise işler farklı. Mesela B segmentinde bir araç almak istediğinizde onlarca farklı seçeneğiniz var. Yahu sadece segmente araç üreten ülkeleri sayıyorum, bizim 250 cc sınıfının totaline yaklaşıyor sayı
Bu da rekabet demek. Araçlarına teknoloji yüklüyorlar, sonra yakıt tasarrufu için arge yapıyorlar, güvenliğe önem veriyorlar. Neden mi? Çünkü örnek olarak Ford Fiesta'yı beğenmezsem Toyota Yaris, ya da Honda Jazz, ne bileyim Polo, i20, Fiat Punto vb. bir sürü alınabilecek rakibi var. Dolayısı ile, segmentinde yarışamayan modeller piyasadan çekilmek zorunda kalıyor. Dahası insanlar aldıkları aracın satış sonrası hizmetini de göz önünde bulunduruyor. Bir segmentte hizmet veren neredeyse tüm markaların servisleri benzer özellikler taşıyor, en iyiyi hedefliyor, müşteri odaklı oluyor.
Ama motosiklet öyle değil, seçenek o kadar az ki, üretilen her şey otomatikman satılıyor. Çünkü Ankara'da yamaha Baydar'ı beğenmeyip, Yamaha alan bir sürü insan var, çünkü alternatif az, ya da servisin işe yaramadığını bile bile pulsar bir sürü alan var, çünkü alternatifi yok. (Bajaj servisi düzeltti başkentte, motomekanik iyidir)
İşte bu noktada bazı markalar ayrılıyor diğerlerinden. Bunlar Honda ve BMW. Ayrılma sebepleri ise bu markaların otomotiv sektöründe de var olmalarından kaynaklanıyor. Mesela Honda Türkiye otomobil sektöründen alışageldiği tecrübe ile satış sonrası hizmet veriyor motosikletlere, servisler de hakeza öyle. Bir kez Borusan'a girdim, tamam fiyatı eleştiriye açıktır servisin, ama adamlar pırıp pırıl çalışıyor. Ustaya bir şey soracaktık, servis danışmanı sağolsun servis kısmına götürdü beni, adamlar motorun her yerini örtmüş kirlenmesin, çizilmesin diye, öyle çalışıyorlar.
Honda'nın servis kısmına da girdim, her şeyden önce mekan temiz, düzenli. Sıkış tıkış her yere motor koyulmamış. Hazırlanan motor yıkanıp kurulanıp otoparka çekiliyor. İşte bu otomobilden kazanılan alışkanlıktır. Çünkü otomobili sıkış tepiş biriktiremezsiniz servisin içinde, bu yüzden bütün otomobil servisleri, işi biten aracı yıkar paklar, götürüp otoparka koyar, anahtarını da servis danışmanına teslim eder. İşte Honda bunu motosiklet için de yapıyor.
Velhasıl, düşündükçe anlıyorum ki, bizim motosiklet piyasasında bile otomobillerin payı var.
Şimdi, malum, ülkede motorlu taşıt denilince aklımıza en önce 4 teker 4 kapı geliyor. Çünkü ülkemizde trafiğe bunlar hakim. Hatta pazar paylarına bakarsanız ne demek istediğimi çok daha iyi anlayabilirsiniz. Bu araçlarda firmalar kendilerini geliştirmeye, güncellemeye, mükemmel hizmeti olabilecek minimum fiyata vermeye zorlanıyorlar. Çünkü bu segment bizim segmentten farklı.
Basit örnek ile, 250cc naked grubunda kaç motor var şuan bayiden alabileceğimiz? İnazuma, R25 hadi birde Benelli TNT, etti mi 4? Ha kawasakinin küçüğünü ve ktmin dükünü unutmuşum, 6 etti. Şimdi 250 cc motosiklet camiasının B segmentidir bana göre. Bakın 5 adet naked bulabildik. SS ise 4 adet. (Rüştünü kanıtlamış markaları baz alıyorum) Etti mi 8 adet? Yol endurosu yok, arazi endurosu (misal klx) 3 adet biliyorum trafiğe çıkabilen.
Totalde 250 cc sınıfında model çok gibi göründü değil mi? Daha scooter grubuna girmedik bile. Ama aslında işler biraz farklı yürüyor. Misal olarak, inazuma asla r25'e rakip değildir, hakeza klx'de duke'e rakip değildir. Dolayısı ile hacimleri aynı olsa da aslında segmentleri farklıdır. Dolayısı ile bu cc'de bir motorun en fazla 5 tane rakibi vardır, ki orada da farklılıklar büyüktür. MT25 ile inazuma'yı kıyaslamak bana çok adil gelmiyor, çünkü biri performans canavarıyken diğeri tamamen konfor odaklı. Rekabet azaldıkça, firmaların pazar payı genişliyor, bu durumda bir çok firma (mesela yamaha) şımarıyor, çünkü adamın rakibi yok neredeyse. Rekabetin olmadığı yerde gelişme de olmuyor ya da çok yavaş oluyor.
Otomobil grubunda ise işler farklı. Mesela B segmentinde bir araç almak istediğinizde onlarca farklı seçeneğiniz var. Yahu sadece segmente araç üreten ülkeleri sayıyorum, bizim 250 cc sınıfının totaline yaklaşıyor sayı
Ama motosiklet öyle değil, seçenek o kadar az ki, üretilen her şey otomatikman satılıyor. Çünkü Ankara'da yamaha Baydar'ı beğenmeyip, Yamaha alan bir sürü insan var, çünkü alternatif az, ya da servisin işe yaramadığını bile bile pulsar bir sürü alan var, çünkü alternatifi yok. (Bajaj servisi düzeltti başkentte, motomekanik iyidir)
İşte bu noktada bazı markalar ayrılıyor diğerlerinden. Bunlar Honda ve BMW. Ayrılma sebepleri ise bu markaların otomotiv sektöründe de var olmalarından kaynaklanıyor. Mesela Honda Türkiye otomobil sektöründen alışageldiği tecrübe ile satış sonrası hizmet veriyor motosikletlere, servisler de hakeza öyle. Bir kez Borusan'a girdim, tamam fiyatı eleştiriye açıktır servisin, ama adamlar pırıp pırıl çalışıyor. Ustaya bir şey soracaktık, servis danışmanı sağolsun servis kısmına götürdü beni, adamlar motorun her yerini örtmüş kirlenmesin, çizilmesin diye, öyle çalışıyorlar.
Honda'nın servis kısmına da girdim, her şeyden önce mekan temiz, düzenli. Sıkış tıkış her yere motor koyulmamış. Hazırlanan motor yıkanıp kurulanıp otoparka çekiliyor. İşte bu otomobilden kazanılan alışkanlıktır. Çünkü otomobili sıkış tepiş biriktiremezsiniz servisin içinde, bu yüzden bütün otomobil servisleri, işi biten aracı yıkar paklar, götürüp otoparka koyar, anahtarını da servis danışmanına teslim eder. İşte Honda bunu motosiklet için de yapıyor.
Velhasıl, düşündükçe anlıyorum ki, bizim motosiklet piyasasında bile otomobillerin payı var.