Yurt dışında insanlar bu primler çok daha yüksek olmasına rağmen rahat rahat ödüyorlar. Bu problem sigorta şektörünün değil, ülkenin genel refah seviyesi ve insanların kendi ekonomik düzeylerinin üstünde hayatları zorlamasından ileri gelmektedir. Bunun sorumluları da bellidir ve her fırsatta tekrar ödüllendirilmektedir. O yüzden içinde bulunduğumuz durum her türlü müstahaktır ve adildir. Arkanıza yaslanın ve yeni Türkiyenin keyfini çıkarın.
Aslında olayı soru işaretine yer vermeyecek şekilde açıklayan bu son paragraftır.
Bu ifadeye tek bir yorum bile yapılmaması da bilimsellikten, gerçeklerden ne denli uzak olduğumuzun kanıtıdır bence. Kimse durumun farkında değil veya farkında olmak istemiyor. Bir rüyada yaşıyoruz ve morfinle bu rüyanın devam ettirilmesini istiyoruz. Birileri bizim için en doğru olanı düşünsün ve uygulasın diye bekliyoruz. Yapılan yorumlar devletimize, bizi yönetenlere, taptığımız idollere, içimizdeki boşluğu doldurduklarımıza, tuttuğumuz takıma karşı olmasın. İçinde siyaset olmayan, hassas noktalarımıza dokunmayan yorumlar başımızla beraber. Yeter ki gerçekleri görmek zorunda kalmayalım, uykumuza devam edebilelim.
"o sigortasını ödeyemediğiniz değer sizin için lükstür." Hak ettiğimizi düşündüğümüz, ihtiyacımız olduğunu bildiğimiz, etrafımızdaki insanların rahat rahat tükettiği bazı şeyleri, bazılarımız satın alamayacaklar. Satın alsalar bile idame masraflarını karşılayamayacaklar. Bunun sorumlusu bu durumda ne Japon üreticiler ne sigorta şirketleri ne yan sokaktaki galericidir.
Kabul etmek istemesek de, fakirleşiyoruz. Sahip olduğumuz çoğu şeye aslında sahip değiliz. 10 senelik gelirimizi garantilememişken, kredi çeki 10 sene ev kredi ödemeyi vadediyoruz. O ev kendi evimiz sanıp mutlu oluyoruz. Kıllı bir iş indirip kredi ile aldığımız Audi ile hava atıyoruz. Adam hacizcilerden tırım tırım kaçarken biz "10 sene önce millet hacı murata binerken şimdi esnaf Audi ile geziyor" diye kasılıyoruz.
İş verene asgari ücrete zam yapmak zül geliyor. Devlete verdiği vergi çalışanına verdiğinden fazla. Devlet fütursuz harcamalarına kaynak yaratıyor. Dipsiz kuyular doymak bilmiyor, hep daha fazla istiyor. Ama bizim sesimiz ancak zurnanın son deliğinde çıkıyor ve zırt diyor ancak. Çünkü izanımız yok. Bu yetimiz elimizden uzun zaman önce alınmış. Çözümleme, durumlardan ders çıkarma, hareketlerimizin yol açabileceği sonuçları tahmin etme gibi melekelerimiz yok.
Memleketteki inanılmaz kaza rakamlarına bakarken, nasıl olur da devletin bu sorunun üzerine gitmediğini çözmeye çalışmışımdır. Düşününce gerçekten inanılmaz rakamları görmezden gelmek mümkün değil. İnanılmaz maddi bedeller, can kayıpları, iş gücü kayıpları... bunlar hep şirketlerin ve devletin üzerine yük. Bu yükten nemalanan birileri var diye düşündüm sonra. Ama kimler? sigorta şirketleri geldi aklıma ilk olarak. Acaba dedim trafik kanunlarının yenilenmesine ve uygulanmasına engel mi oluyor bu karteller? Bu açıklamalar sonrasında yanılmış olduğumu anladım. Ama sorumun cevabı hala yok. Yani devlet sadece beceriksiz olduğu için mi önleyemiyor bu kazaları, kayıpları?