Geçenlerdde burada yazacaktım ama hiç fotoğraf çekmedim. telefonu saati almadan çıktım...
Geçen hafta sonu, Pazar sabahı saat 05:30... Uyku tutmadı o saate kadar. Hava tatlı tatlı esiyor, sabah serinliği. Gökyüzü muazzam bir mavi tonunda... yine burada takılıyordum, yeni başlıklara eski konulara bakıyordum. "mal mıyım lan böyle miskin miskin yatıp duruyorum!" dedim, Mp3 listemi yeniledim.Yol şarkılarını koydum ki ilk başa Whitesnake - Here I Go Again...
Açtım brandasını, sardım güzelce... Sokağın başına kadar çalıştırmadan çıktım (egzos sesi

), bir sigara yaktım, ilk şarkı başladı çalmaya o sırada, iki-üç dakika ısıttım motosu, ve vurdum Elazığ yoluna... Şarkılar, yoldaki çizgiler gibi peşpeşe çaldı geçti... Rüzgar sesi, en sevdiğim şarkılar ve ilk gözağrım oğlum Sputnik'in sesi... Giderken ardımda tüm dünyanın yükünü bırakmış gibiydim... Herşey, aptal saptal raporlar, tahammül edemediğiniz adamlar, yüzlerce mail... o an sadece Motosikletiniz, siz ve sabahın eşsiz doğa manzarı... Keban barajı yanında içtiğim o çayın tadı... İ na nıl maz dı... O sabah yaptığım tek şey; Elazığ merkeze 10 km kala geri Bingöl'e dönmekti...

hepsi bu... Sadece sürmek... Yaşamak için sürmek ve sürmek için yaşamak...
Sabahları uyanamadığım için yolu uzatma gibi bir lüksüm olamıyor, ucu ucuna hatta çoğu zaman geç gidiyorum işe. Ama akşam olunca, gereksiz nedenler çıkarıyorum kendime. yok tost makinası alayım, hımm o zaman çarşıya gitmem gerekecek, yok buradaki atm'den değilde çarşıdakinden para çekeyim, yaa çıkışta biraz gezeyim, muş yoluna gireyim, hem yolda yeni asfaltlanmış, güzel olur... gibi bin ürlü bahane üretip onunla zaman geçirmek istiyorum ve yapıyorum da...
Hatta bu akşam gezilerinden sonra eve gelip Sput'u yerine park ettiğimde hemen kontağı kapatmıyorum, apartmanın altındaki cafe'den bir demli çay alıp, karşısına oturup sesini dinliyorum... Gösterge panelinin o hafif sarımtrak ışığının tonu... Sesi... V motorun en güzel yanlarından biri olan aksak ritimli o güzel sesi... Çayımı sigaramı içip, brandasını çekip, gidonu kilitleyip, alarmı aktif hale getirip yanından uzaklaşırken bile sevgilisi ile vedalaşmış biri gibi dönüp arkama bakıyorum...
Özel hayata etkisi baya bir var... Nişanlım inanılmaz tribini yapıyor... Geçen hafta yıllık izindeyken ses sistemi yaptırmıştım, 3-4 gün sırf bununla uğraştım. Hafta sonları cumartesilerim hep onundur... Onunla ilgilenir, zincirine, yağına bakarım, kendim yıkarım motorumu... Su zırhını çekerim, cilalarım... Orjinal deri çantalarını, selesini badem yağı ile siler temizlerim... Debriyajını yağlarım... Heryerini kontrol ederim...
Bıraksanız 10 günlüğüne 10 günün onunu da onunla geçiririm. Onunla yapacak birşeyleri mutlaka bulurum...
Arada beni korkutur... Ki benim ihmalim... Benzin koymayı unutuyorum 2'dir... İlkinde çok korktum bişey oldu diye, hele bu akşam... Giderken Bingöl çıkışının 20. kilometresi bir rampa çıkarken stop etti birden... Rezerv depoya aldım (aldığımı zannetmişim) yine çalışmadı... Hayırdır inşallah diyip, henüz geçtiğim PO istasyonuna doğru saldım aşağıya... Depoya bir baktım gram benzin yokmuş. Hemen orada fulledim, marşa bastım "tak" aldı ve Elazığ'daki Ali ustanın söylediği söz aklıma geldi... "Kolay kolay arıza yapmaz bunlar, taş gibi motoru vardır. Benzinini yağını eksik etme istediğin yere git" demişti... Baktıkça nazarım değecek diye bile korkuyorum. Çünkü muadillerine göre gerçekten çok bakımlı ve diri bir aslan benim oğlum...
Bu yaz 3000 km'lik bir route yaptım. İnşallah bu yolda bol bol fotoğraf çekip sizlerle paylaşacağım...
Motosiklet aşktır evet, ama sanırm chopper devlerin aşkı gibi birşey oluyor... En sağlam Rock'n Roll balladları gibi... Hisli ve güçlü...
Saygılar.