- Katılım
- 28 Ara 2009
- Mesajlar
- 1,329
- Konu Yazar
- #1
Motosiklet sektöründeki temel sorun, toplumsal algı sorunu! Toplumun büyük
bir kesimi motosiklet kullanıcılarından söz ederken “caddede sürten
zibidilerden, sürat meraklılarından, trafiği altüst eden kural tanımaz
serserilerden” dem vuruyor.
Gazete sütunlarında ve haber bültenlerinde ölümlü motosiklet kazaları,
motosikletli kapkaç olayları ile kasklı sapık haberleri, gündemi belirleyen
ekonomik ve siyasi haberlerle eşit muamele görüyor.
Oysa motosiklet kullanıcıları genel kanının aksine doğaya ve insana saygılı
insanlardan oluşuyor, onlar yaşamın ne kadar değerli olduğunu motosikletlerinin
üzerindeyken buram buram hissediyor. Elbette genel kanıyı destekleyecek,
onlara malzeme çıkaracak istenmeyen davranışları sergileyen motosiklet
kullanıcıları aramızda yok değil.
Ve ne yazık ki bu azınlık, sayısal olarak küçük olmalarına rağmen çıkardıkları
yaygara nedeniyle toplumsal algıya hükmediyor. Trafikte kenardan kenardan
efendice yol alan onlarca motosiklet, dikkat çekmezken şerit ihlali yapıp
otomobil sürücülerinin yüreklerini hoplatan “apaçiler”, tüm motosiklet
kullanıcılarının sterotipi olup önyargıları belirliyor.
Bu kahredici algı o kadar güçlü ki, motosiklet sektörünün bizzat kendi
temsilcileri bile bundan dert yakınıyor. Motosiklet satışlarının düşük olmasındaki
en büyük neden olarak anne babaların motosiklete karşı olmasını gösteriyorlar.
Yüksek vergilendirme bile nedenler arasında ikinci planda kalıyor. Sorunumuz
sadece vergi sorunu olsaydı, çözümü hükümette arar, yapabildiğimiz oranda
baskı oluştururduk.
Oysa sorun çok daha büyük! Başbakan dahil hükümet üyelerinin tamamının,
motosiklet ve kullanıcıları konusunda negatif düşünceye sahip olduğunu
düşünmemek elde değil.
Yoksa neden motosikleti de, alkol ve tütün gibi yüksek vergilerle kontrol
altında tutmaya çalışsınlar?
Eğer motosiklet alkol ve tütün gibi sağlığa ve topluma zararlı algılanıyorsa,
istenilen sektörel büyüklüğe ulaşmak için negatif algıları değiştirmenin bir
yolunu bulmak gerekiyor. Çünkü mevcut algı, doğru bir algı değil! Öyle olsaydı,
dünyada motosiklet endüstrisi çoktan topu dikerdi. İngiltere’ye bir bakalım.
Yapılan anket ve araştırmalardan anlaşılıyor ki, son bir yıl içinde motosiklet
sektörü 500 milyon sterlin değerinde olağanüstü bir güce erişmiş. Bu rakam
sadece motosiklet ve aksesuarlarının satışından elde edilmiyor.
Motosiklet hayatın içine dahil oldukça sektörü büyütüyor. Motosiklet ulaşım
aracı olarak kabul görürken, İngiltere’nin birçok yerine yayılmış motosiklet
yarışlarıyla sektör canlı tutuluyor. MotoGP, Superbike, motokros, enduro,
speedway, grasstrack, supercross ya da supermoto, aklınıza hangi yarış
gelirse gelsin İngiltere’de mutlaka bir karşılığı var.
Tüm ülkeye yayılan bu dev organizasyon turizme de canlılık katıyor. Yarış
aktiviteleri adı altında düzenlenen turistik turlar İngiltere’de sektörün önemli
gelir kalemleri arasında yer alıyor. Hükümet de bu gelirlerden kendine düşen
payı vergi olarak fazlasıyla alıyor.
Türkiye’de ise motosikletten elde edilen vergiler, ciddiye alınmayacak kalemler
içinde yer alıyor. Motosiklet toplumsal yaşamın içinde değil dışında duruyor.
Motosiklet kullanmak anormal algılanıyor, adeta delilikle eş tutuluyor.
Türkiye’de yarışmak ise Don Kişot olmayı gerektiriyor. Alt yapıdan
organizasyona kadar nereye elinizi atsanız dökülüyor.
Sorun öylesine büyük ki, motosiklet sektörünün temsilcileri, kendileri için
yaşamsal öneme sahip TMF seçimlerine değil bulaşmak, ilgilenmek bile
istemiyor.
Oysa bir yerden başlamanın zamanı çoktan geldi. Sektörün büyümesi önünde
baraj oluşturan toplumsal algıyı değiştirmek bizzat sektörün elinde!
Bu konuda neler yapılabileceğini ise uzun uzun konuşmak, tartışmak gerekir.
Bakınız: kendi sorunlarını çözmek için paneller, konferanslar düzenleyen
sektörlere.
Motorunuzun ve yaşam sevincinizin hep “on” olması dileğiyle...
Cem Batırbaygil/Motoron
bir kesimi motosiklet kullanıcılarından söz ederken “caddede sürten
zibidilerden, sürat meraklılarından, trafiği altüst eden kural tanımaz
serserilerden” dem vuruyor.
Gazete sütunlarında ve haber bültenlerinde ölümlü motosiklet kazaları,
motosikletli kapkaç olayları ile kasklı sapık haberleri, gündemi belirleyen
ekonomik ve siyasi haberlerle eşit muamele görüyor.
Oysa motosiklet kullanıcıları genel kanının aksine doğaya ve insana saygılı
insanlardan oluşuyor, onlar yaşamın ne kadar değerli olduğunu motosikletlerinin
üzerindeyken buram buram hissediyor. Elbette genel kanıyı destekleyecek,
onlara malzeme çıkaracak istenmeyen davranışları sergileyen motosiklet
kullanıcıları aramızda yok değil.
Ve ne yazık ki bu azınlık, sayısal olarak küçük olmalarına rağmen çıkardıkları
yaygara nedeniyle toplumsal algıya hükmediyor. Trafikte kenardan kenardan
efendice yol alan onlarca motosiklet, dikkat çekmezken şerit ihlali yapıp
otomobil sürücülerinin yüreklerini hoplatan “apaçiler”, tüm motosiklet
kullanıcılarının sterotipi olup önyargıları belirliyor.
Bu kahredici algı o kadar güçlü ki, motosiklet sektörünün bizzat kendi
temsilcileri bile bundan dert yakınıyor. Motosiklet satışlarının düşük olmasındaki
en büyük neden olarak anne babaların motosiklete karşı olmasını gösteriyorlar.
Yüksek vergilendirme bile nedenler arasında ikinci planda kalıyor. Sorunumuz
sadece vergi sorunu olsaydı, çözümü hükümette arar, yapabildiğimiz oranda
baskı oluştururduk.
Oysa sorun çok daha büyük! Başbakan dahil hükümet üyelerinin tamamının,
motosiklet ve kullanıcıları konusunda negatif düşünceye sahip olduğunu
düşünmemek elde değil.
Yoksa neden motosikleti de, alkol ve tütün gibi yüksek vergilerle kontrol
altında tutmaya çalışsınlar?
Eğer motosiklet alkol ve tütün gibi sağlığa ve topluma zararlı algılanıyorsa,
istenilen sektörel büyüklüğe ulaşmak için negatif algıları değiştirmenin bir
yolunu bulmak gerekiyor. Çünkü mevcut algı, doğru bir algı değil! Öyle olsaydı,
dünyada motosiklet endüstrisi çoktan topu dikerdi. İngiltere’ye bir bakalım.
Yapılan anket ve araştırmalardan anlaşılıyor ki, son bir yıl içinde motosiklet
sektörü 500 milyon sterlin değerinde olağanüstü bir güce erişmiş. Bu rakam
sadece motosiklet ve aksesuarlarının satışından elde edilmiyor.
Motosiklet hayatın içine dahil oldukça sektörü büyütüyor. Motosiklet ulaşım
aracı olarak kabul görürken, İngiltere’nin birçok yerine yayılmış motosiklet
yarışlarıyla sektör canlı tutuluyor. MotoGP, Superbike, motokros, enduro,
speedway, grasstrack, supercross ya da supermoto, aklınıza hangi yarış
gelirse gelsin İngiltere’de mutlaka bir karşılığı var.
Tüm ülkeye yayılan bu dev organizasyon turizme de canlılık katıyor. Yarış
aktiviteleri adı altında düzenlenen turistik turlar İngiltere’de sektörün önemli
gelir kalemleri arasında yer alıyor. Hükümet de bu gelirlerden kendine düşen
payı vergi olarak fazlasıyla alıyor.
Türkiye’de ise motosikletten elde edilen vergiler, ciddiye alınmayacak kalemler
içinde yer alıyor. Motosiklet toplumsal yaşamın içinde değil dışında duruyor.
Motosiklet kullanmak anormal algılanıyor, adeta delilikle eş tutuluyor.
Türkiye’de yarışmak ise Don Kişot olmayı gerektiriyor. Alt yapıdan
organizasyona kadar nereye elinizi atsanız dökülüyor.
Sorun öylesine büyük ki, motosiklet sektörünün temsilcileri, kendileri için
yaşamsal öneme sahip TMF seçimlerine değil bulaşmak, ilgilenmek bile
istemiyor.
Oysa bir yerden başlamanın zamanı çoktan geldi. Sektörün büyümesi önünde
baraj oluşturan toplumsal algıyı değiştirmek bizzat sektörün elinde!
Bu konuda neler yapılabileceğini ise uzun uzun konuşmak, tartışmak gerekir.
Bakınız: kendi sorunlarını çözmek için paneller, konferanslar düzenleyen
sektörlere.
Motorunuzun ve yaşam sevincinizin hep “on” olması dileğiyle...
Cem Batırbaygil/Motoron
Ekli dosyalar
Moderatör tarafında düzenlendi: