- Katılım
- 21 Haz 2006
- Mesajlar
- 3,364
- Konu Yazar
- #1
10-18 Temmuz arasında çıktığımız 9 günlük tatilimizden döndük ve gezi detaylarını fotoğraflarla paylaşalım dedik. 
Kısa zamana çok yer sığdırmak için biraz yorulduk ama, keyifli bir tatil oldu gerçekten de.
Rotamız şu şekildeydi :
İstanbul-Tekirdağ-Şarköy-Çanakkale-Assos-Altınoluk-Ayvalık-Foça-İzmir-Şirince-Aydın-Söke-Didim-Kuşadası-Özdere-Seferihisar ve son durak Çeşme.
9 Temmuz gecesi geç saatlere kadar gök gürültülü sağanak yağışlar sürerken, sabaha yağmurun dinmesi umuduyla gözlerimizi yumduk.
Neyseki uyandığımızda yağmur dinmişti ama hava kapalıydı.
Her ihtimale karşı yağmurluklarımızı giyip çantalarımızın su geçirmez kılıflarını takarak, sabah 07:00 civarı Bismillah diyerek yola çıktık.
Buyrun Fotoğraflar :
İlk molamızı Tekirdağ'da verdik ve sabah saat 10'a gelmesine rağmen köfteleri mideye indirdik.
Eee Tekirdağ'a gidip de köfte yemeden olmaz ama di mi?


Yemeğimizi bitirip Şarköy'e doğru tekrar yola koyulduk.
Yol boyunca ayçiçek tarlaları gerçekten çok güzel manzaralar oluşturuyordu.

Şarköy'de kısa bir mola verip çaylarımızı yudumladıktan sonra Çanakkale'ye doğru gaz açtık tekrar.

Eceabat'ı geçip Kilitbayır'dan feribotla Çanakkale'ye geçtik.
"Dur Yolcu! Bilmeden Bastığın Bu Topraklar, Bir Devrin Bittiği Yerdir!"



Çanakkale'deki meşhur peynir helvasından yememek olmaz tabi.

Nusret mayın gemisinin birebir maketi ve askeri müzeden birkaç fotoğraf.
İnsan buraları gezerken içi bir tuhaf oluyor.. Düşününki bu topraklarda öyle bir mücadele yaşanmış, öyle çok şehit kanlarıyla sulanmış ki, yüce Türk ulusunun emperyalizme karşı kazandığı dillere destan bir zafer yaşanmış.



Çanakkale'deki saat kulesi.

Çanakkale'den sonraki durağımız, Behramkale-Assos oldu.
Küçük bir limana sahip olan ve tarihi dokusuyla dikkat çeken Assos'u gerçekten çok beğendik.



Assos'ta bir pansiyon;
İnsanın gidesi gelmiyor.



Sonraki durağımız, Kaz dağlarının eteğindeki küçük beldemiz; oksijen deposu Altınoluk'tu.
Burada anneannemin evinde konaklayarak yolculuğumuzun ilk günü sona ermiş oldu.

Ertesi gün Kaz Dağları'nı solumuza alarak Ayvalık'a doğru yola çıktık.
Bu arada, Ayvalık'a doğru yolun bir kısmı yol çalışması nedeniyle bayağı bir bozuktu.

Manzarasıyla muhteşem Şeytan Sofrasın'da gün batımını izleyelim dedik.
Ancak efsaneye göre şeytanın ayağı kayarak aşağı düştüğü yerdeki ayak izini görünce, yurdum insanını(!) bir kez daha en güzel şekilde andık..

Manzaraya ise diyecek hiçbir şey yok.



Ayvalık'ta ne yenir? Tabiki Ayvalık tostu.

Tostlarımızı yedikten sonra Cunda Adası'nı gezdik, sokakları ve tarihi binalarıyla kendine has bir dokusu olan, gerçekten görülmeye değer bir yer.


Cunda'da restorasyon çalışmaları yapılan tarihi bir kilise.
İçeriden gelen yarasa sesleri gerçekten ürkütücüydü.



Cunda'daki tarihi yel değirmeni. İşadamı Muhtar Kent ve Koç Ailesi tarafından restore edilip, şu anda kütüphane olarak hizmet veriyor. Sanırım Muhtar Kent çocukluğunda burada yaşamış.

Cunda'da da boş durmadım ve meşhur sakızlı-karadutlu dondurmayı mideye indirdim.

Gece Ayvalık'da konakladıktan sonra, kahvaltımızı edip Foça'ya ulaştık.
Burada da bir çay molası verip birkaç fotoğraf çektikten sonra İzmir'e doğru yola çıktık.



Sonunda İzmir'deyiz ve İzmir-MT'den bizi karşılayan dostlarımız Murat, Tuncer ve Emre ile Kızlarağası'nda Türk kahvesi içmeye gidiyoruz.:rendeer:


Sonrasında başlıyoruz İzmir'i gezmeye.

Meşhur tarihi yapı "Asansör".
Manzara gerçekten muhteşem.


İzmir'de de geleneği bozmuyoruz ve hep beraber kumruları indiriyoruz mideye.

Yemekten sonra çaylarımızı İnciraltı'nda yudumluyoruz. Burada yanımızda Hasan ile eşi ve fotoğrafı çeken Özgür de var.

Akşam Murat'a misafir olduktan sonra sabah erkenden Şirince'de kahvaltı etmek üzere yola çıkıyoruz. Tabi Kahvaltı önü evden çıkmadan Murat'ın aldığı taze poğaça ve boyozdan tatmayı da ihmal etmiyoruz.
İşte Şirince :


Yemeğe daldık, fotoğrafı unuttuk.

Şirince'deki tarihi kilise.



Muhteşem karadut şerbeti.

Tarihi şarap mahzeni:



Şirince'yi de gezip bitirip tekrar yola koyuluyoruz.
Bir sonraki durağımız Aydın

Buradaki ahbaplarımıza uğradıktan sonra otobandan Söke çıkışından sapıyoruz ve Söke'ye gelmeden sağdaki çöp şişcilerden birine dalıyoruz.
Bütün yol boyunca bunun hayalini kurmuştum.
Aslında niyetimiz Ortaklar'da çöp şiş yemekti ama, otoban yapıldıktan sonra Ortaklar'da çöp şiş olayı eskisi gibi değil dediler.


Sonunda gezimizin en uzak noktası olan Didim'deyiz.
Rahmetli Tuğper'in annesi Perihan abla ve kardeşi İnanç'ın yanındayız.
Bizi motorumuzla orada karşılayınca Perihan ablayla duygusal anlar yaşadık ve Tuğper'i andık.
Bu yolculuğu Didim'e kadar uzatmamızın nedeni zaten Tuğper'in anısına idi..



Didim'de o gece konaklayıp ertesi gün denize girdikten sonra, akşamüstüne doğru yola çıkıyoruz ve Kuşadası'na uğruyoruz.


Kuşadası'nda kısa bir mola verdikten sonra sahilyolunu takip ederek özdere'deki ahbaplarımızın yanına varıyoruz ve geceyi Deniz amca ile Işık teyze de geçiriyoruz.



Ertesi gün Seferihisar sahil tarafındaki Sığacık'a uğruyoruz ve burada da ufak bir mola verip fotoğraf çektikten sonra Çeşme'ye doğru yola devam ediyoruz.


Sonunda Çeşme'deyiz, yani son durakta.
Kalan 3 günümüzü burada annemiz ve anneannemizin yanında geçireceğiz



Alaçatı'dan muhteşem mekan manzaraları






Ben burada bile boş zamanlarımda yine motor temizliyorum.

Sonunda annemi de motora bindirmeyi başardım, çok da hoşuna gitti, akşam beni gezdir diyor.:queen:

Çeşme-Dalyan'dan manzaralar



Çeşme'ye yeni yapılan marina, oldukça kaliteli ve hoş mekanlar var.




Son günümüzde denize Çeşme-Paşalimanı'nda giriyoruz.
Buradayken yanımıza İzmir'den Murat geliyor ve beraberce yemek yemek için evimize gidiyoruz.


Menüde rakı balık var.


Dönüşte Manisa-Balıkesir-Bandırma feribotu güzergahını kullanacağımızdan ve bu yolun bozuk olması sebebiyle, aynı akşam Yeşim eşyaları alıp otobüsle yola çıktı, ben ise ertesi sabah erkenden yola çıkarak Pazar öğleden sonra İstanbul'da oldum.
Biraz yorgunluk haricinde gayet keyifli bir tatil oldu, başımıza tatsız bir olay gelmedi ve motorumuz da bizi hiç üzmedi.
Bu keyifli yolculukta payı olan herkese ayrı ayrı teşekkürler, darısı herkesin başına.
Kısa zamana çok yer sığdırmak için biraz yorulduk ama, keyifli bir tatil oldu gerçekten de.
Rotamız şu şekildeydi :
İstanbul-Tekirdağ-Şarköy-Çanakkale-Assos-Altınoluk-Ayvalık-Foça-İzmir-Şirince-Aydın-Söke-Didim-Kuşadası-Özdere-Seferihisar ve son durak Çeşme.
9 Temmuz gecesi geç saatlere kadar gök gürültülü sağanak yağışlar sürerken, sabaha yağmurun dinmesi umuduyla gözlerimizi yumduk.
Neyseki uyandığımızda yağmur dinmişti ama hava kapalıydı.
Her ihtimale karşı yağmurluklarımızı giyip çantalarımızın su geçirmez kılıflarını takarak, sabah 07:00 civarı Bismillah diyerek yola çıktık.
Buyrun Fotoğraflar :
İlk molamızı Tekirdağ'da verdik ve sabah saat 10'a gelmesine rağmen köfteleri mideye indirdik.
Eee Tekirdağ'a gidip de köfte yemeden olmaz ama di mi?


Yemeğimizi bitirip Şarköy'e doğru tekrar yola koyulduk.
Yol boyunca ayçiçek tarlaları gerçekten çok güzel manzaralar oluşturuyordu.

Şarköy'de kısa bir mola verip çaylarımızı yudumladıktan sonra Çanakkale'ye doğru gaz açtık tekrar.

Eceabat'ı geçip Kilitbayır'dan feribotla Çanakkale'ye geçtik.
"Dur Yolcu! Bilmeden Bastığın Bu Topraklar, Bir Devrin Bittiği Yerdir!"



Çanakkale'deki meşhur peynir helvasından yememek olmaz tabi.

Nusret mayın gemisinin birebir maketi ve askeri müzeden birkaç fotoğraf.
İnsan buraları gezerken içi bir tuhaf oluyor.. Düşününki bu topraklarda öyle bir mücadele yaşanmış, öyle çok şehit kanlarıyla sulanmış ki, yüce Türk ulusunun emperyalizme karşı kazandığı dillere destan bir zafer yaşanmış.



Çanakkale'deki saat kulesi.

Çanakkale'den sonraki durağımız, Behramkale-Assos oldu.
Küçük bir limana sahip olan ve tarihi dokusuyla dikkat çeken Assos'u gerçekten çok beğendik.



Assos'ta bir pansiyon;
İnsanın gidesi gelmiyor.



Sonraki durağımız, Kaz dağlarının eteğindeki küçük beldemiz; oksijen deposu Altınoluk'tu.
Burada anneannemin evinde konaklayarak yolculuğumuzun ilk günü sona ermiş oldu.

Ertesi gün Kaz Dağları'nı solumuza alarak Ayvalık'a doğru yola çıktık.
Bu arada, Ayvalık'a doğru yolun bir kısmı yol çalışması nedeniyle bayağı bir bozuktu.

Manzarasıyla muhteşem Şeytan Sofrasın'da gün batımını izleyelim dedik.
Ancak efsaneye göre şeytanın ayağı kayarak aşağı düştüğü yerdeki ayak izini görünce, yurdum insanını(!) bir kez daha en güzel şekilde andık..

Manzaraya ise diyecek hiçbir şey yok.



Ayvalık'ta ne yenir? Tabiki Ayvalık tostu.

Tostlarımızı yedikten sonra Cunda Adası'nı gezdik, sokakları ve tarihi binalarıyla kendine has bir dokusu olan, gerçekten görülmeye değer bir yer.


Cunda'da restorasyon çalışmaları yapılan tarihi bir kilise.
İçeriden gelen yarasa sesleri gerçekten ürkütücüydü.



Cunda'daki tarihi yel değirmeni. İşadamı Muhtar Kent ve Koç Ailesi tarafından restore edilip, şu anda kütüphane olarak hizmet veriyor. Sanırım Muhtar Kent çocukluğunda burada yaşamış.

Cunda'da da boş durmadım ve meşhur sakızlı-karadutlu dondurmayı mideye indirdim.

Gece Ayvalık'da konakladıktan sonra, kahvaltımızı edip Foça'ya ulaştık.
Burada da bir çay molası verip birkaç fotoğraf çektikten sonra İzmir'e doğru yola çıktık.



Sonunda İzmir'deyiz ve İzmir-MT'den bizi karşılayan dostlarımız Murat, Tuncer ve Emre ile Kızlarağası'nda Türk kahvesi içmeye gidiyoruz.:rendeer:


Sonrasında başlıyoruz İzmir'i gezmeye.

Meşhur tarihi yapı "Asansör".
Manzara gerçekten muhteşem.


İzmir'de de geleneği bozmuyoruz ve hep beraber kumruları indiriyoruz mideye.

Yemekten sonra çaylarımızı İnciraltı'nda yudumluyoruz. Burada yanımızda Hasan ile eşi ve fotoğrafı çeken Özgür de var.

Akşam Murat'a misafir olduktan sonra sabah erkenden Şirince'de kahvaltı etmek üzere yola çıkıyoruz. Tabi Kahvaltı önü evden çıkmadan Murat'ın aldığı taze poğaça ve boyozdan tatmayı da ihmal etmiyoruz.
İşte Şirince :


Yemeğe daldık, fotoğrafı unuttuk.

Şirince'deki tarihi kilise.



Muhteşem karadut şerbeti.

Tarihi şarap mahzeni:



Şirince'yi de gezip bitirip tekrar yola koyuluyoruz.
Bir sonraki durağımız Aydın

Buradaki ahbaplarımıza uğradıktan sonra otobandan Söke çıkışından sapıyoruz ve Söke'ye gelmeden sağdaki çöp şişcilerden birine dalıyoruz.
Bütün yol boyunca bunun hayalini kurmuştum.
Aslında niyetimiz Ortaklar'da çöp şiş yemekti ama, otoban yapıldıktan sonra Ortaklar'da çöp şiş olayı eskisi gibi değil dediler.


Sonunda gezimizin en uzak noktası olan Didim'deyiz.
Rahmetli Tuğper'in annesi Perihan abla ve kardeşi İnanç'ın yanındayız.
Bizi motorumuzla orada karşılayınca Perihan ablayla duygusal anlar yaşadık ve Tuğper'i andık.
Bu yolculuğu Didim'e kadar uzatmamızın nedeni zaten Tuğper'in anısına idi..



Didim'de o gece konaklayıp ertesi gün denize girdikten sonra, akşamüstüne doğru yola çıkıyoruz ve Kuşadası'na uğruyoruz.


Kuşadası'nda kısa bir mola verdikten sonra sahilyolunu takip ederek özdere'deki ahbaplarımızın yanına varıyoruz ve geceyi Deniz amca ile Işık teyze de geçiriyoruz.



Ertesi gün Seferihisar sahil tarafındaki Sığacık'a uğruyoruz ve burada da ufak bir mola verip fotoğraf çektikten sonra Çeşme'ye doğru yola devam ediyoruz.


Sonunda Çeşme'deyiz, yani son durakta.
Kalan 3 günümüzü burada annemiz ve anneannemizin yanında geçireceğiz



Alaçatı'dan muhteşem mekan manzaraları






Ben burada bile boş zamanlarımda yine motor temizliyorum.

Sonunda annemi de motora bindirmeyi başardım, çok da hoşuna gitti, akşam beni gezdir diyor.:queen:

Çeşme-Dalyan'dan manzaralar



Çeşme'ye yeni yapılan marina, oldukça kaliteli ve hoş mekanlar var.




Son günümüzde denize Çeşme-Paşalimanı'nda giriyoruz.
Buradayken yanımıza İzmir'den Murat geliyor ve beraberce yemek yemek için evimize gidiyoruz.


Menüde rakı balık var.


Dönüşte Manisa-Balıkesir-Bandırma feribotu güzergahını kullanacağımızdan ve bu yolun bozuk olması sebebiyle, aynı akşam Yeşim eşyaları alıp otobüsle yola çıktı, ben ise ertesi sabah erkenden yola çıkarak Pazar öğleden sonra İstanbul'da oldum.
Biraz yorgunluk haricinde gayet keyifli bir tatil oldu, başımıza tatsız bir olay gelmedi ve motorumuz da bizi hiç üzmedi.
Bu keyifli yolculukta payı olan herkese ayrı ayrı teşekkürler, darısı herkesin başına.
Moderatör tarafında düzenlendi: