- Katılım
- 1 Kas 2008
- Mesajlar
- 106
- Konu Yazar
- #1
Bayram tatilini fırsat bilip uzunca bir geziye çıkmayı kafaya koymuştum. Tek başıma gezmeyi de severim ama arkadaşlarla daha zevkli olabilir diye son iki üç güne kadar Aynux ve Şahap üzerindeki lobi faaliyetlerime devam ettim. Şahap'ın motoru vardı ama A2'si henüz olmadığı için Aynux'un artçısı olarak geziye katılacaktı. Bu durumda ikna etmem gereken kişi Aynux'du ama o da çok sıkı motorcu olmasına rağmen (YBR 125'le 55bin km'yi dağ taş demeden devirdi, şimdi de YBR 250'yle keşiflerini sürdürüyor) tatlısu alışkanlıklarını bir türlü bırakamıyordu."Yağmur yağcak ben gelmem be abi". Kendisini esefle kınıyor ve yarın ki Didim gezimizden de hava durumuna bakıp son anda caymaz diye umuyorum.:silent:
Cuma akşamı iş çıkışı Çankaya'ya uğrayıp o saatte tek açık dükkan olan Motorcu Göçmen'den mecburen-başka kaskları yoktu- Çin işi çeneden açılır bir kask (Wiwi-55 YTL)) ve alt üst yağmurluk (25 YTL) aldıktan sonra Cumartesi saat 11.30 civarları tek tüfek olarak Manisa yoluna çıktım. İlk gün için meteorolojinin tahmini çok bulutluydu ve son anda bunu parçalı bulutlu olarak düzeltmişlerdi. Yani sorunsuz bir yolculuk olacak gibi görünüyordu. Pazar günü için şiddetli sağanak tahminleriyse beni çok fazla bağlamıyordu. Yola birkez çıkınca hava koşullarına aldırmayacağımı biliyordum. Tahmin ettiğim gibi Bursa'ya kadar çok keyifli bir yolculuk oldu. Şimdilik bu kadar anlatım yeter sanırım. Biraz da fotoğraflar anlatsın (Fotolardaki kalite sorunu için kusura bakmayın. Yanımda makine olmadığı için mecburen 3MP'lik Samsung cebimi kullandım).
Manisa'ya geldiğinizin habercisi olan dev heykel. (Aslında bu fotoğraf dönüşte sırılsıklam olduğum geçen haftaki Manisa gezimden ama çaktırmayın)
Köprü üzerinden Manisa. İstasyon civarları.
Ah puslar içindeki görkemli Spil! Benim için her zaman çok özel bir yerin var.
Akhisar meydanından bir görünüm
Akhisar Çarşısı (bir çay molası)
Akhisar çıkışında Kırkağaç kavuncuları. Evliya Çelebi kadar abartmış olmayayım ama bana yüzlerce kavuncu var gibi geldi.
ü
Yol kenarında keçiler. Dijital makinenin azizliğinden melek gibi parlak beyaz çıkmışlar.:mrgreen:
Yoldaki ilginç bir bitki ve üzerini mesken tutmuş salyangozlar (Yanımda kaliteli bir makine olacaktı ki!)
Vaktim olsa sırf üzerinde bulunma zevki için sapacağım güzellikte bir yol.
İkizcetepeler Baraj Gölü
Öyle acıkmışım ki tabelayı yiyeceğim.:mrgreen:
Nihayet yemek molası; devasa bir tesisin ufak bir parçası. Yoldaki rüzgarın sade melodisinin sessizliğndien sonra buradaki uğultu çok acayip geliyor.
Bursa il sınırları içinde bir yerlerdeyim. Soğancı Ali'nin konu mankeni.
Bu da Soğancı Ali ve bir arkadaşı. 8 yıldır burada hizmet veriyor.
Burası nere ola ki? Mustafakemalpaşa?
Nihayet Bursa'dayım. Sözde hava kararmadan varacaktım, ama yollardaki güzelliklere duyarsız kalamadım. Fotoğraf Öğretmenevi'nin girişi (öğretmen değilim). Korku filmlerini andırıyor ama aslında içerisi sıcacık ve çok rahat.
Gece Bursa bir başka güzel oluyormuş (Ertesi gün Bursa'da olmayacağıma göre bu varsayıma inatla sarılabilirim.):cherry:
Bursa Tahtakale. Geceleyin açık ve ortalık insan kaynıyor!
Bursa'da gece
Kent Meydanı. Belediye gerçekleştirdikleri hizmetlerin en önemlilerinden biri olarak yoğun reklamını yapıyor.
Bu da gündüz görünümü. Belediye afişinin fotoğrafını çektim.:wiinkk:
Saltanat Kapısı. "Bey Sarayı’na çıkan yolun başında bulunduğu için ‘Saltanat Kapısı’ denilmiştir.
Bursa şehir kalesine ait 5 kapıdan biri olup,Osmanlı Devleti kuruluş döneminde sınırda kalması ve askeri bir işlev üslenmesi sebebiyle en önemli kapılarından biridir. "
Bursa Kale surlarından.
Balibey Han, 15. yy'da yapılmış. Büyükşehir belediyesince restore edilmiş ve ışıklandırmadaki ustalık sayesinde geceleyin çok etkileyici bir görüntüsü var.
Ulu Cami. Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmış ve üç yıllık çalışma sonrası 1399'da tamamlanmış. Tam 609 yıldır ayakta! Rivayete göre Y. Beyazıt Allah'a Niğbolu savaşını kazanmak için yalvarmış ve eğer kazanırsa 20 cami yaptıracağı sözünü vermiş. Bildiğimiz gibi savaşı kazandı. Ama 20 cami yerine damadının önerisiyle 20 kubbeli tek bir cami yaptırmaya karar vermiş. Bana sözünde durmamış gibi geldi. Bir de üç yıl sonraki Ankara Savaşı'nda Timur karşısındaki intiharla sonuçlanan hezimetini düşününce... Timur'sa ne kadar uygar olduğunu gösterip güzelim camiyi ahır olarak kullanmış!
Kapalı Çarşıdan görünüm
İlk kez bir kapalı çarşı içinde Kapalı Alt Çarşı görmüş oldum!
İzmir'deki Hisarönü benzeri tarihi bir mekanın içinde çay bahçeleri. Ne yazık ki adını hatırlamıyorum.
Tavla oynayan iki başörtülü kadın. Çok hoşuma giden bir görüntü olduğu için fotoğrafladım. Bursa'da ençok dikkatimi çeken şeylerden biri başörtülü kadın oranının İzmir ve hatta İstanbul'un kat kat üzerinde olmasıydı. Benim için bir sorun yok.
Öğretmenevine dönerken yolda rastladığım bir petshopta atçılık oynamak için ilginç bir partner bulmuş olan ufaklık.
Vee bendeniz. Aynadaki yansımı çekiyorum.
Onca yolun üzerine bir de birkaç saat yürüyerek Bursa'yı dolaşınca yoruldum galiba.
ale:
Pazar sabahı. İşte burada geceledim.
YBR'm bana küsmeden onu da bir fotoğraflayayım. Tüm yolu sorunsuzca alan oydu. (Bursa Öğretmenevi bahçesi)
Sabah sabah Bursa otogarında ne işim mi var? Karayolları haritası bulabileceğim tek yer orası da ondan.
Yoruma gerek yok.
Aslında niyetim Bursa'dan Ayvalık'a geçmekti. Ama bu tabelayı görünce Marmara'yı görmeden olmaz deyip bir de Gemlik ve Mudurnu yapmaya karar verdim.
"Gemlik'e doğru denizi göreceksin sakın şaşırma"
Gemlik sahilinde güneşlenip dinlenen karabataklar. Eee, balıkçılık kolay iş değil.
Gemlik'ten Mudanya'ya geçmek isterken önce yanlışlıkla yarı açık cezaevi yoluna saptım. Tahtayı mı vursak? Doğru yerden döndükten sonraysa beni Kurşunlu'ya kadar bahçe ve zeytinlikler arasından geçen çok hoş bir yol, Kurşunlu'dan Zeytinbağı'na (Mudanya sonrası bir belde) kadarsa çam ormanları, zeytinlikler ve ille de denizin içiçe geçtiği mükemmel bir güzergah bekliyordu. O bölgeden geçen herkese o yolu tatmalarını ısrarla öneririm.
Gemlik-Mudanya (Kurşunlu) yolundan
Kurşunlu Sahil
Mudanya-Güzelyalı. Çok hoş bir görünümü var.
Mudanyalı Onur. O bir gezgin (bisikleti var). :cherry:
Mudanya iskelesinde yıbır denizi seyrederken. Mudanya'yı çok betonlaşmış bulduğum için onun yerine yıbırı fotoğraflamayı tercih ettim.
Mudanya Mütarekesi'nin yapıldığı ev. 19. yy sonlarında o dönemin mimarisini yansıtacak şekilde yapılmış. Önceleri bir Rusa aitken daha sonra yerli tüccarlardan birine geçmiş ve en sonunda da müze olmuş.
İsmet Paşa'yla itilaf devletleri temsilcilerinin modellemesi. Bu masada ısrarla Trakya'yı boşaltmayı muğlak bir halde bırakmak isteyen İngiliz temsilcisi daha sonra yan odada İsmet Paşa'yla birebir görüştükten sonra inadından vazgeçmiş ve Trakya kayıtsız şartsız bize teslim edilmiş. İsmet Paşa'nın "Öyleyse biz de ordumuzla Trakya'ya geliyoruz" sözünün çok etkili olduğu söyleniyor. Gerçeğine çok yakın yapılmış bu modelleri görmek mütarekeyi eski bir tarihsel olay olmaktan çıkarıp gözünüzde canlandırmanızı sağlıyor.
Aslında evin içinde fotoğraf çekmek yasak. Ama taa 1981'den beri orada görevli olan Hüseyin Abi biraz sohbetten sonra sağolsun bir fotoğraf çekmeme izin verdi. Mudanya'ya giderseniz evi ziyaret etmenizi öneririm. Hüseyin Abi'nin giyimi de çok ilginizi çekecek.
Sen misin yolu uzatıp masrafı attıran. Simit ye de biraz tasarruf et bari (Aslında İzmir'dekilerden çok daha lezzetliydi ya neyse).:cherry:
Mudanya-Zeytinbağı yolundan. Yeşil ve mavi başka nerede bu kadar iyi anlaşır?
Mudanya-Zeytinbağı yolundan. Karşıdaki evlerde oturan şanslı kişileri merak ettim doğrusu.
Zeytinbağı. Çok şirin bir belde.
Esence Köyü.Zeytinbağından Ulubat Gölü'ne inerken. Yer yer hafif virajları, neredeyse sıfır trafiği ve yemyeşil çevresiyle sportif motor kullanımı için çok uygun bir güzergah. (Yol toprak değil, fotoğraf aldatmasın)
Nilüfer Çayı. Şu güzelliğe bakar mısınız
Nihayet Ulubat(Apolyond) Gölü. Yağmur bir atıştırıp bir duruyor.
Gölkıyı köyüne sapan yolu görünce Ulubat'ı yakından görmek için hemen girdim. Bu arkadaşlar da köyde beni karşılayan heyet.:mrgreen:
Gölkıyı Köyü gölün kıyısında değilmiş. Göle doğru uzanan çamurdan inşa edilmiş bu yolu bulunca hevesle atılıyorum. Başıma gelecek şeyden habersizim.
Çamur yol en sonunda gölün kıyısındaki sazlıklara ulaşıyor. Sazlık-bataklıktan geçmek mümkün olmadığı için Ulubat'ın tam kıyısına ulaşma isteğim gerçekleşemiyor. Ben gölü izlerken beş on dakika kadar hafif bir yağmur çiseleyip kesiliyor. Bu çisentinin sonucu olarak dönüş yolunda beni tam bir sürpriz bekliyor. Göle giderken çamur yolun gelipgeçen traktör vb.nin ezip sertleştirdiği kısmını kullanmam bana büyük kolaylık sağlamıştı. Dönüşte aynı yolu kullanmak için gaz veriyorum ve bir anda motorun arka teker acayip kayarak neredeyse ön tekerin hizasına ulaşıyor. O azıcık yağmur yolu tam bir paten pistine çevirmiş, botlarım dahi kayıyor. Her denemem aynı sonucu verince ben de böyle sıradışı duruma sıradışı bir çözüm deniyorum. Şöyle ki, ayaklarım yerde ellerim gidonu iyice kavramış olarak biraz gaz verip kesiyorum. O arada arka teker öne yanaşırken bir iki metre yol almış oluyorum. Otuz küsürüncü gaz verişimde motor artık yeter deyip ellerimle durduramadığım bir şiddetle kendini yatırmaya çalışıyor. Tüm gücümle asılıp yıbırı yerden otuz santim kadar yukarıda tutmayı başarıp kendi ellerimle nazikçe yere bırakıyorum. Şans bu ya o kuş uçmaz kervan geçmez yerde o anda oranın yerlisi birisi arabasıyla arkamda belirip bana yardım ediyor. Onun taktiği daha farklı. Yolun dışına çık oradan yol al diyor. Motor iyice çamura gömülebilir diye kaygılanıyorum ama başka alternatif olmadığından arkadaşın önerisini uyguluyoruz. Benim gaz vermem onun da arkadan itmesiyle motoru yoldan dikenli araziye çıkarmayı başarıyoruz. (herkes aracını yola sokmaya çalışır biz çıkarmaya uğraşıyoruz iyi mi :mrgreen: ) Arazideki toprak beklediğimden sert çıkıyor ve böylece köye kadar rahatça gidiyorum. Kendisinin bu topiği okuma olasılığı olmasa da buradan kendisine tekrar teşekkür ediyorum. Daha önceden 20-30 santim derinlikteki çamurlara dalmış ama hiç böyle bir sorunla karşılaşmamıştım. Böylece yeni bir çamurlu yolla başetme taktiği öğrenmiş oldum.
Tekrar Balıkesir yoluna çıktıktan birkaç dakika sonra gün boyu ne zaman yağacak diye beklediğim kesintisiz yağmur başlıyor. Topcase'de hazır tuttuğum alt üst yağmurluğumu hemen üstüme geçirip kaskın vizörünün sadece alt kısmını açık bırakınca yağmur çok da büyük bir sorun olmuyor ve onbeş yirmi dakika sonra sağanağa sonra da şiddetli sağanağa dönmesine rağmen keyfimi bozmadan 60-70 km hıza düşerek Balıkesir'e doğru yola devam ediyorum.
Ancak hava kararıp bir de yol inişli çıkışlı olmaya başlayıp karanlıkta altımdan akan suların motorun yola tutunuşunu çok olumsuz etkilediğini hissedince bu keyfimden eser kalmayacak. Şiddetli sağanak, inişli çıkışlı yol, yolda oluşan dereler... Hepsi tamam ama bir de üstüne karanlık ve YBR'nin zayıf farları binince yol oldukça zorlayıcı oluyor. Gene de bu koşullar bende ters etki yaratıyor ve hiç mola vermeden Balıkesir'e gitmeye karar veriyorum. Sonra;
Gece sağanak yağmur altında Balıkesir'de çiçekler. Kente ulaşınca keyfim yerine geldi ve biraz moladan sonra Ayvalık'a devam etme kararı aldım.
Yarım saatlik bir moladan sonra motoruma binmek üzere dışarı çıktığımda beni güzel bir sürpriz bekliyordu. Yağmur tamamen durmuştu ! Gene de ıslak yol, karşıdan gelen arabaların farlarının gözümü alması ve YBR'nin düşük wattlı ampüllerinin bir sonucu olarak Ayvalık!a kadarki gece sürüşümün çok kolay geçmediğini söyleyebilirim. Aşırı beslenmiş halojen uzun farlarını tüm ikazlarıma rağmen kapatmayan bir "sürücü" nedeniyle kaza yapmamı sadece motoru çok tedbirli kullanıyor olmam (karşıdan gelen arabanın farları gözümü aldığı oranda hızımı giderek düşürmem) engelledi. Yanımdan geçerken bu şahsa ne şekilde bağırdığımı tahmin edebilirsiniz. Önemli bir sorun da havanın çok soğuk olmasıydı. Her şeye rağmen gece 10.30 civarı Ayvalık'a ulaştım ve hemen Öğretmenevi'ne geçtim. Şansıma görevli arkadaş tek kaloriferli odayı bana verdi. Yani tam da ihtiyacım olan şeyi.
Ertesi gün akşam 4'e kadar Ayvalık'ta gezindim;
Ayvalık Öğretmenevi. Tek kişilik oda+kahvaltı 30 YTL (Öğretmenlere daha da ucuz). İyi fiyat
Ayvalık'ta güzel havaları bekleyen mahzun bir sandal.
Şeytan Sofrası yolunda manzaranın güzelliğine dayanamayıp oracığa inivermiş bir uçak.
Kokpite biraz yakından bakalım. Yağmalanmış mı ne.
Pilot kask takmış, pilotluğuna güvenmiyor galiba.:mrgreen:
Şeytan Sofrası'ndan Ayvalık Yarımadası ve onlarca insanın dilekleri.
Şeytan Sofrası'ndan gökyüzü. Güneş batıyor gibi görünüyor aslında bulutun arkasında.
Issız bir kumsaldan deniz ve Ayvalık.
Parelia(?) Manastırı peşinde gene çamura daldım.
Olay şöyle. Şeytan Sofrası yolu üzerinde Parelia(?) manastırına sapan bir yol var. Sorun şu ki bu yol daha sonra birkaç kere ikiye ayrılıyor ve hiçbir ayrımda yol gösterici bir tabela yok. Ortada yol soracak hiç kimse olmayınca ben de tek tek tüm yolları denedim. İşin ilginçliği tüm yollar sonunda bir çıkmazda sonlandı ve manastıra dair hiçbir iz yoktu.
Manastır yerine denize çıktım.
Bu da bir başka çıkmaz. Buraya motor bile sığmaz manastır nasıl sığsın.:mrgreen:
Sonunda manastır yerine bir deniz feneri buldum. Daha iyi. Fenere ulaşmaya kararlıyım yalnız yol belli belirsiz bir patikadan oluşuyor ve o da nereye kadar ulaşacak belli değil.
Teknolojinin bittiği yer. Bundan sonrası doğayla insan arasında bir mücadele.
Ah bir önümü tam görebilsem
Biraz patikayı kullanıp biraz da kendim yol açıp (yöntem: bedeninizi önünüzdeki çalılığa boylu boyunca bırakınca çalılar ezilip yol açılıyor) sonunda fenere ulaştım. Fazla mı yüksek ne, merdiveni de yok. Yine de çıkacağım, çıkacağım da çıkacağım.
El nihayet! Uzaktaki şu nokta benim motor mu acep?
Deniz deniz fenerinden izlenir.
Yolda bir arı şehrine rastladım. Nöbetçiler bir süre çevremde vızıldayarak uçtuktan sonra geçmeme izin verdiler. Yıbırın sesini arıya benzettiler galiba.
O bir YBR, o bir YaBanaRısı.
Ufak bir sorunum var. Lastikler çamur olmuş.
Sorunum biraz büyükmüş. Çamurluğa dolan çamur yüzünden ön teker tam dört kez kilitlendi. Dördünde de sabırla temizledim. YBR bir enduro mu, hayır. Peki YBR'de enduro ruhu var mı, kesinlikle. Yalnız ön çamurluğu hariç!
İki üç saat çamurculuk oynadıktan sonra Cunda yolundayım.
Aylardan Aralık mı? Emin misiniz?
O kadar debelenmeden sonra bir midye tavayı hakettim.
Cunda sakinleri yağlı bir turist bulmuşlar.
Bu ikisi çok fena bakışıyorlar. Birisi gözleriyle öbürünü yiyor. Diğeri akıllı, kedinin denize atlamayamayağını bildiğinden hiç havasını bozmuyor. Sonunda ikisi bir olup benim midye tavadan hatırı sayılır bir miktarı götürdüler.
Cunda'dan ayrıldıktan sonra birkez olsun hava kararmadan hedefime ulaşayım diye İzmir'e doğru tam yol gazladım. Ama akşam dörtte yola çıktığım için bu gene mümkün olmadı.
Dönüş yolunda tek mola. Menemen'in meşhur ayranının köpüğü kalmış geriye . Yanında da yollardaki iki vazgeçilmezim: Kaskım (Oldukça sağlam bir Çinli çıktı. Dört kere motordan düştüğü halde-kafam içinde değildi :mrgreen:- çatlamadı bile. En azından saatte 20'yle giderken beni koruyacak gibi!) ve sigaram.
Toplam yol; 923 km+ (Sayacı biraz geç sıfırladım)
Ortalama benzin tüketimi; 100km'de 3 litre civarı (Çoğunlukla yüksek devirde kullandığım için)
Uzun yolda YBR 125; 10 üzerinden 8. Tek sorunu son hız limiti sollamalarda bazen sorun yaratıyor. 125 ve 150'likler arasındaki uzun yol puanı; 10 üzerinden 10
Biten her yolculuk yeni bir yolculuğa kadar uzayan bir moladır sadece. Herkese iyi bayramlar.
Cuma akşamı iş çıkışı Çankaya'ya uğrayıp o saatte tek açık dükkan olan Motorcu Göçmen'den mecburen-başka kaskları yoktu- Çin işi çeneden açılır bir kask (Wiwi-55 YTL)) ve alt üst yağmurluk (25 YTL) aldıktan sonra Cumartesi saat 11.30 civarları tek tüfek olarak Manisa yoluna çıktım. İlk gün için meteorolojinin tahmini çok bulutluydu ve son anda bunu parçalı bulutlu olarak düzeltmişlerdi. Yani sorunsuz bir yolculuk olacak gibi görünüyordu. Pazar günü için şiddetli sağanak tahminleriyse beni çok fazla bağlamıyordu. Yola birkez çıkınca hava koşullarına aldırmayacağımı biliyordum. Tahmin ettiğim gibi Bursa'ya kadar çok keyifli bir yolculuk oldu. Şimdilik bu kadar anlatım yeter sanırım. Biraz da fotoğraflar anlatsın (Fotolardaki kalite sorunu için kusura bakmayın. Yanımda makine olmadığı için mecburen 3MP'lik Samsung cebimi kullandım).
Manisa'ya geldiğinizin habercisi olan dev heykel. (Aslında bu fotoğraf dönüşte sırılsıklam olduğum geçen haftaki Manisa gezimden ama çaktırmayın)
Köprü üzerinden Manisa. İstasyon civarları.
Ah puslar içindeki görkemli Spil! Benim için her zaman çok özel bir yerin var.
Akhisar meydanından bir görünüm
Akhisar Çarşısı (bir çay molası)
Akhisar çıkışında Kırkağaç kavuncuları. Evliya Çelebi kadar abartmış olmayayım ama bana yüzlerce kavuncu var gibi geldi.
Yol kenarında keçiler. Dijital makinenin azizliğinden melek gibi parlak beyaz çıkmışlar.:mrgreen:
Yoldaki ilginç bir bitki ve üzerini mesken tutmuş salyangozlar (Yanımda kaliteli bir makine olacaktı ki!)
Vaktim olsa sırf üzerinde bulunma zevki için sapacağım güzellikte bir yol.
İkizcetepeler Baraj Gölü
Öyle acıkmışım ki tabelayı yiyeceğim.:mrgreen:
Nihayet yemek molası; devasa bir tesisin ufak bir parçası. Yoldaki rüzgarın sade melodisinin sessizliğndien sonra buradaki uğultu çok acayip geliyor.
Bursa il sınırları içinde bir yerlerdeyim. Soğancı Ali'nin konu mankeni.
Bu da Soğancı Ali ve bir arkadaşı. 8 yıldır burada hizmet veriyor.
Burası nere ola ki? Mustafakemalpaşa?
Nihayet Bursa'dayım. Sözde hava kararmadan varacaktım, ama yollardaki güzelliklere duyarsız kalamadım. Fotoğraf Öğretmenevi'nin girişi (öğretmen değilim). Korku filmlerini andırıyor ama aslında içerisi sıcacık ve çok rahat.
Gece Bursa bir başka güzel oluyormuş (Ertesi gün Bursa'da olmayacağıma göre bu varsayıma inatla sarılabilirim.):cherry:
Bursa Tahtakale. Geceleyin açık ve ortalık insan kaynıyor!
Bursa'da gece
Kent Meydanı. Belediye gerçekleştirdikleri hizmetlerin en önemlilerinden biri olarak yoğun reklamını yapıyor.
Bu da gündüz görünümü. Belediye afişinin fotoğrafını çektim.:wiinkk:
Saltanat Kapısı. "Bey Sarayı’na çıkan yolun başında bulunduğu için ‘Saltanat Kapısı’ denilmiştir.
Bursa şehir kalesine ait 5 kapıdan biri olup,Osmanlı Devleti kuruluş döneminde sınırda kalması ve askeri bir işlev üslenmesi sebebiyle en önemli kapılarından biridir. "
Bursa Kale surlarından.
Balibey Han, 15. yy'da yapılmış. Büyükşehir belediyesince restore edilmiş ve ışıklandırmadaki ustalık sayesinde geceleyin çok etkileyici bir görüntüsü var.
Ulu Cami. Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmış ve üç yıllık çalışma sonrası 1399'da tamamlanmış. Tam 609 yıldır ayakta! Rivayete göre Y. Beyazıt Allah'a Niğbolu savaşını kazanmak için yalvarmış ve eğer kazanırsa 20 cami yaptıracağı sözünü vermiş. Bildiğimiz gibi savaşı kazandı. Ama 20 cami yerine damadının önerisiyle 20 kubbeli tek bir cami yaptırmaya karar vermiş. Bana sözünde durmamış gibi geldi. Bir de üç yıl sonraki Ankara Savaşı'nda Timur karşısındaki intiharla sonuçlanan hezimetini düşününce... Timur'sa ne kadar uygar olduğunu gösterip güzelim camiyi ahır olarak kullanmış!
Kapalı Çarşıdan görünüm
İlk kez bir kapalı çarşı içinde Kapalı Alt Çarşı görmüş oldum!
İzmir'deki Hisarönü benzeri tarihi bir mekanın içinde çay bahçeleri. Ne yazık ki adını hatırlamıyorum.
Tavla oynayan iki başörtülü kadın. Çok hoşuma giden bir görüntü olduğu için fotoğrafladım. Bursa'da ençok dikkatimi çeken şeylerden biri başörtülü kadın oranının İzmir ve hatta İstanbul'un kat kat üzerinde olmasıydı. Benim için bir sorun yok.
Öğretmenevine dönerken yolda rastladığım bir petshopta atçılık oynamak için ilginç bir partner bulmuş olan ufaklık.
Vee bendeniz. Aynadaki yansımı çekiyorum.
Onca yolun üzerine bir de birkaç saat yürüyerek Bursa'yı dolaşınca yoruldum galiba.
Pazar sabahı. İşte burada geceledim.
YBR'm bana küsmeden onu da bir fotoğraflayayım. Tüm yolu sorunsuzca alan oydu. (Bursa Öğretmenevi bahçesi)
Sabah sabah Bursa otogarında ne işim mi var? Karayolları haritası bulabileceğim tek yer orası da ondan.
Yoruma gerek yok.
Aslında niyetim Bursa'dan Ayvalık'a geçmekti. Ama bu tabelayı görünce Marmara'yı görmeden olmaz deyip bir de Gemlik ve Mudurnu yapmaya karar verdim.
"Gemlik'e doğru denizi göreceksin sakın şaşırma"
Gemlik sahilinde güneşlenip dinlenen karabataklar. Eee, balıkçılık kolay iş değil.
Gemlik'ten Mudanya'ya geçmek isterken önce yanlışlıkla yarı açık cezaevi yoluna saptım. Tahtayı mı vursak? Doğru yerden döndükten sonraysa beni Kurşunlu'ya kadar bahçe ve zeytinlikler arasından geçen çok hoş bir yol, Kurşunlu'dan Zeytinbağı'na (Mudanya sonrası bir belde) kadarsa çam ormanları, zeytinlikler ve ille de denizin içiçe geçtiği mükemmel bir güzergah bekliyordu. O bölgeden geçen herkese o yolu tatmalarını ısrarla öneririm.
Gemlik-Mudanya (Kurşunlu) yolundan
Kurşunlu Sahil
Mudanya-Güzelyalı. Çok hoş bir görünümü var.
Mudanyalı Onur. O bir gezgin (bisikleti var). :cherry:
Mudanya iskelesinde yıbır denizi seyrederken. Mudanya'yı çok betonlaşmış bulduğum için onun yerine yıbırı fotoğraflamayı tercih ettim.
Mudanya Mütarekesi'nin yapıldığı ev. 19. yy sonlarında o dönemin mimarisini yansıtacak şekilde yapılmış. Önceleri bir Rusa aitken daha sonra yerli tüccarlardan birine geçmiş ve en sonunda da müze olmuş.
İsmet Paşa'yla itilaf devletleri temsilcilerinin modellemesi. Bu masada ısrarla Trakya'yı boşaltmayı muğlak bir halde bırakmak isteyen İngiliz temsilcisi daha sonra yan odada İsmet Paşa'yla birebir görüştükten sonra inadından vazgeçmiş ve Trakya kayıtsız şartsız bize teslim edilmiş. İsmet Paşa'nın "Öyleyse biz de ordumuzla Trakya'ya geliyoruz" sözünün çok etkili olduğu söyleniyor. Gerçeğine çok yakın yapılmış bu modelleri görmek mütarekeyi eski bir tarihsel olay olmaktan çıkarıp gözünüzde canlandırmanızı sağlıyor.
Aslında evin içinde fotoğraf çekmek yasak. Ama taa 1981'den beri orada görevli olan Hüseyin Abi biraz sohbetten sonra sağolsun bir fotoğraf çekmeme izin verdi. Mudanya'ya giderseniz evi ziyaret etmenizi öneririm. Hüseyin Abi'nin giyimi de çok ilginizi çekecek.
Sen misin yolu uzatıp masrafı attıran. Simit ye de biraz tasarruf et bari (Aslında İzmir'dekilerden çok daha lezzetliydi ya neyse).:cherry:
Mudanya-Zeytinbağı yolundan. Yeşil ve mavi başka nerede bu kadar iyi anlaşır?
Mudanya-Zeytinbağı yolundan. Karşıdaki evlerde oturan şanslı kişileri merak ettim doğrusu.
Zeytinbağı. Çok şirin bir belde.
Esence Köyü.Zeytinbağından Ulubat Gölü'ne inerken. Yer yer hafif virajları, neredeyse sıfır trafiği ve yemyeşil çevresiyle sportif motor kullanımı için çok uygun bir güzergah. (Yol toprak değil, fotoğraf aldatmasın)
Nilüfer Çayı. Şu güzelliğe bakar mısınız
Nihayet Ulubat(Apolyond) Gölü. Yağmur bir atıştırıp bir duruyor.
Gölkıyı köyüne sapan yolu görünce Ulubat'ı yakından görmek için hemen girdim. Bu arkadaşlar da köyde beni karşılayan heyet.:mrgreen:
Gölkıyı Köyü gölün kıyısında değilmiş. Göle doğru uzanan çamurdan inşa edilmiş bu yolu bulunca hevesle atılıyorum. Başıma gelecek şeyden habersizim.
Çamur yol en sonunda gölün kıyısındaki sazlıklara ulaşıyor. Sazlık-bataklıktan geçmek mümkün olmadığı için Ulubat'ın tam kıyısına ulaşma isteğim gerçekleşemiyor. Ben gölü izlerken beş on dakika kadar hafif bir yağmur çiseleyip kesiliyor. Bu çisentinin sonucu olarak dönüş yolunda beni tam bir sürpriz bekliyor. Göle giderken çamur yolun gelipgeçen traktör vb.nin ezip sertleştirdiği kısmını kullanmam bana büyük kolaylık sağlamıştı. Dönüşte aynı yolu kullanmak için gaz veriyorum ve bir anda motorun arka teker acayip kayarak neredeyse ön tekerin hizasına ulaşıyor. O azıcık yağmur yolu tam bir paten pistine çevirmiş, botlarım dahi kayıyor. Her denemem aynı sonucu verince ben de böyle sıradışı duruma sıradışı bir çözüm deniyorum. Şöyle ki, ayaklarım yerde ellerim gidonu iyice kavramış olarak biraz gaz verip kesiyorum. O arada arka teker öne yanaşırken bir iki metre yol almış oluyorum. Otuz küsürüncü gaz verişimde motor artık yeter deyip ellerimle durduramadığım bir şiddetle kendini yatırmaya çalışıyor. Tüm gücümle asılıp yıbırı yerden otuz santim kadar yukarıda tutmayı başarıp kendi ellerimle nazikçe yere bırakıyorum. Şans bu ya o kuş uçmaz kervan geçmez yerde o anda oranın yerlisi birisi arabasıyla arkamda belirip bana yardım ediyor. Onun taktiği daha farklı. Yolun dışına çık oradan yol al diyor. Motor iyice çamura gömülebilir diye kaygılanıyorum ama başka alternatif olmadığından arkadaşın önerisini uyguluyoruz. Benim gaz vermem onun da arkadan itmesiyle motoru yoldan dikenli araziye çıkarmayı başarıyoruz. (herkes aracını yola sokmaya çalışır biz çıkarmaya uğraşıyoruz iyi mi :mrgreen: ) Arazideki toprak beklediğimden sert çıkıyor ve böylece köye kadar rahatça gidiyorum. Kendisinin bu topiği okuma olasılığı olmasa da buradan kendisine tekrar teşekkür ediyorum. Daha önceden 20-30 santim derinlikteki çamurlara dalmış ama hiç böyle bir sorunla karşılaşmamıştım. Böylece yeni bir çamurlu yolla başetme taktiği öğrenmiş oldum.
Tekrar Balıkesir yoluna çıktıktan birkaç dakika sonra gün boyu ne zaman yağacak diye beklediğim kesintisiz yağmur başlıyor. Topcase'de hazır tuttuğum alt üst yağmurluğumu hemen üstüme geçirip kaskın vizörünün sadece alt kısmını açık bırakınca yağmur çok da büyük bir sorun olmuyor ve onbeş yirmi dakika sonra sağanağa sonra da şiddetli sağanağa dönmesine rağmen keyfimi bozmadan 60-70 km hıza düşerek Balıkesir'e doğru yola devam ediyorum.
Ancak hava kararıp bir de yol inişli çıkışlı olmaya başlayıp karanlıkta altımdan akan suların motorun yola tutunuşunu çok olumsuz etkilediğini hissedince bu keyfimden eser kalmayacak. Şiddetli sağanak, inişli çıkışlı yol, yolda oluşan dereler... Hepsi tamam ama bir de üstüne karanlık ve YBR'nin zayıf farları binince yol oldukça zorlayıcı oluyor. Gene de bu koşullar bende ters etki yaratıyor ve hiç mola vermeden Balıkesir'e gitmeye karar veriyorum. Sonra;
Gece sağanak yağmur altında Balıkesir'de çiçekler. Kente ulaşınca keyfim yerine geldi ve biraz moladan sonra Ayvalık'a devam etme kararı aldım.
Yarım saatlik bir moladan sonra motoruma binmek üzere dışarı çıktığımda beni güzel bir sürpriz bekliyordu. Yağmur tamamen durmuştu ! Gene de ıslak yol, karşıdan gelen arabaların farlarının gözümü alması ve YBR'nin düşük wattlı ampüllerinin bir sonucu olarak Ayvalık!a kadarki gece sürüşümün çok kolay geçmediğini söyleyebilirim. Aşırı beslenmiş halojen uzun farlarını tüm ikazlarıma rağmen kapatmayan bir "sürücü" nedeniyle kaza yapmamı sadece motoru çok tedbirli kullanıyor olmam (karşıdan gelen arabanın farları gözümü aldığı oranda hızımı giderek düşürmem) engelledi. Yanımdan geçerken bu şahsa ne şekilde bağırdığımı tahmin edebilirsiniz. Önemli bir sorun da havanın çok soğuk olmasıydı. Her şeye rağmen gece 10.30 civarı Ayvalık'a ulaştım ve hemen Öğretmenevi'ne geçtim. Şansıma görevli arkadaş tek kaloriferli odayı bana verdi. Yani tam da ihtiyacım olan şeyi.
Ertesi gün akşam 4'e kadar Ayvalık'ta gezindim;
Ayvalık Öğretmenevi. Tek kişilik oda+kahvaltı 30 YTL (Öğretmenlere daha da ucuz). İyi fiyat
Ayvalık'ta güzel havaları bekleyen mahzun bir sandal.
Şeytan Sofrası yolunda manzaranın güzelliğine dayanamayıp oracığa inivermiş bir uçak.
Kokpite biraz yakından bakalım. Yağmalanmış mı ne.
Pilot kask takmış, pilotluğuna güvenmiyor galiba.:mrgreen:
Şeytan Sofrası'ndan Ayvalık Yarımadası ve onlarca insanın dilekleri.
Şeytan Sofrası'ndan gökyüzü. Güneş batıyor gibi görünüyor aslında bulutun arkasında.
Issız bir kumsaldan deniz ve Ayvalık.
Parelia(?) Manastırı peşinde gene çamura daldım.
Olay şöyle. Şeytan Sofrası yolu üzerinde Parelia(?) manastırına sapan bir yol var. Sorun şu ki bu yol daha sonra birkaç kere ikiye ayrılıyor ve hiçbir ayrımda yol gösterici bir tabela yok. Ortada yol soracak hiç kimse olmayınca ben de tek tek tüm yolları denedim. İşin ilginçliği tüm yollar sonunda bir çıkmazda sonlandı ve manastıra dair hiçbir iz yoktu.
Manastır yerine denize çıktım.
Bu da bir başka çıkmaz. Buraya motor bile sığmaz manastır nasıl sığsın.:mrgreen:
Sonunda manastır yerine bir deniz feneri buldum. Daha iyi. Fenere ulaşmaya kararlıyım yalnız yol belli belirsiz bir patikadan oluşuyor ve o da nereye kadar ulaşacak belli değil.
Teknolojinin bittiği yer. Bundan sonrası doğayla insan arasında bir mücadele.
Ah bir önümü tam görebilsem
Biraz patikayı kullanıp biraz da kendim yol açıp (yöntem: bedeninizi önünüzdeki çalılığa boylu boyunca bırakınca çalılar ezilip yol açılıyor) sonunda fenere ulaştım. Fazla mı yüksek ne, merdiveni de yok. Yine de çıkacağım, çıkacağım da çıkacağım.
El nihayet! Uzaktaki şu nokta benim motor mu acep?
Deniz deniz fenerinden izlenir.
Yolda bir arı şehrine rastladım. Nöbetçiler bir süre çevremde vızıldayarak uçtuktan sonra geçmeme izin verdiler. Yıbırın sesini arıya benzettiler galiba.
O bir YBR, o bir YaBanaRısı.
Ufak bir sorunum var. Lastikler çamur olmuş.
Sorunum biraz büyükmüş. Çamurluğa dolan çamur yüzünden ön teker tam dört kez kilitlendi. Dördünde de sabırla temizledim. YBR bir enduro mu, hayır. Peki YBR'de enduro ruhu var mı, kesinlikle. Yalnız ön çamurluğu hariç!
İki üç saat çamurculuk oynadıktan sonra Cunda yolundayım.
Aylardan Aralık mı? Emin misiniz?
O kadar debelenmeden sonra bir midye tavayı hakettim.
Cunda sakinleri yağlı bir turist bulmuşlar.
Bu ikisi çok fena bakışıyorlar. Birisi gözleriyle öbürünü yiyor. Diğeri akıllı, kedinin denize atlamayamayağını bildiğinden hiç havasını bozmuyor. Sonunda ikisi bir olup benim midye tavadan hatırı sayılır bir miktarı götürdüler.
Cunda'dan ayrıldıktan sonra birkez olsun hava kararmadan hedefime ulaşayım diye İzmir'e doğru tam yol gazladım. Ama akşam dörtte yola çıktığım için bu gene mümkün olmadı.
Dönüş yolunda tek mola. Menemen'in meşhur ayranının köpüğü kalmış geriye . Yanında da yollardaki iki vazgeçilmezim: Kaskım (Oldukça sağlam bir Çinli çıktı. Dört kere motordan düştüğü halde-kafam içinde değildi :mrgreen:- çatlamadı bile. En azından saatte 20'yle giderken beni koruyacak gibi!) ve sigaram.
Toplam yol; 923 km+ (Sayacı biraz geç sıfırladım)
Ortalama benzin tüketimi; 100km'de 3 litre civarı (Çoğunlukla yüksek devirde kullandığım için)
Uzun yolda YBR 125; 10 üzerinden 8. Tek sorunu son hız limiti sollamalarda bazen sorun yaratıyor. 125 ve 150'likler arasındaki uzun yol puanı; 10 üzerinden 10
Biten her yolculuk yeni bir yolculuğa kadar uzayan bir moladır sadece. Herkese iyi bayramlar.