- Katılım
- 6 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,547
- Motosikleti
- Honda Crf 250 L (2020), Honda Sh 125i
- Konu Yazar
- #1
Bir müddet önce Erhan'la sohbet ederken ''Ufaklarla Ermenek'' gezisini yadettik. 2010 yılında İnnova'larla 36 saatte git-gel 1000 km. yol yapıp, gece kamp kurduktan sonra Antakya'ya dönmüştük. (http://www.motosiklet.net/forum/etkinlik-gezi-fotograflari/85460-antakya-ermenek.html)
Çook güzeldi. Konuşurken bir an sessizlik, ve ''yine yapamaz mıyız ki?'' tarzında bir fikir peydah oldu zihnimizde. Benim ufaklık Wave 110, Erhan'ın ise PCX 150 vardı. Bir şekilde MuMi de olaya PCX 125 ile dahil olunca, üç kişi olarak geziyi planlamaya başladık.
Zaman 17-18 Ocak iken, bazı sebeplerden dolayı bu tarih 24-25 Ocak olarak sabitlendi.
Karlı bir yer düşünmüştük. Araştırmalar sonucu K.Maraş'ın Andırın İlçesi'ne bağlı Başkonuş Yaylası'nda karar kıldık.
Antakya'ya yaklaşık 250 km. mesafedeydi ve 1800 mt. rakıma sahipti. Elbette ki karlıydı da.
Güzergahımız aşağı yukarı şöyle bişeydi. ( Gittiğimiz yoldan geri döndük.)

Vakit gelince, bir gün önce hazırladığım motosikletimle buluşma noktasına gittim.
(Görüyon mu Wave ADV'yi ! )

Erhan'ın PCX ADV'si...

Ve MuMi'nin ADV'si
Motosikletlerimiz full yüklü.

Bir kış sabahının dişleri takırdatan soğuğu eşliğinde,

Son pozlarımızı verip,

İntercom eşleştirmelerini de yaptıktan sonra

Düştük yollara. Saat 06.30. Gün henüz ağarmakta.


25. km.de sabah güneşi ile selamlaştık...

Yollarda çok fotograf çekmemiş olsam da, fikir vermesi açısından, saat 07,30 gibi Kilis yol ayrımındaydık.
(Benim ağırlığımdan başka yük te ağır olunca, erken yakıt alımı kaçınılmaz oldu. )

Sabah 08.00 suları. İslahiye girişinde herzaman mola verdiğimiz bir tesis. Çınaraltı Dinlenme Tesisleri.
İyice üşümüşüz. Hayeallerimizi sıcak bir çorba süslüyor. Ama heyhat...Bu saatte henüz çorba yok.
Devam ediyoruz.

Az bir mesafede başka bir işletme bulup dalıyoruz içeriye.

Burada çorba da çay da var.

Sabırsızlıkla çorbalarımızı sipariş verdik. (Bunda bir eksik var.)

Şimdi tamam.

Çorbacıda fazla oyalanmadık. Çorba ve çaydan sonra yola koyulduk.Bir an önce Başkonuş'a ulaşmak istiyoruz.
K.Maraş girişinde bir istasyon. İkinci kez benzin için duruyorum.
(PCX'lerin 8 lt.lik depoları ve depo kapaklarının ulaşılabilir bir yerde oluşu, Wave'in bu konudaki eksiğini iyice hissetmeme sebep oluyor. Sele altındaki depo kapağına ulaşabilmek için her seferinde yükü çözdüm)

Bir-iki özçekim.


K.Maraş'ı geçtik. Şehirdışında yol kenarındaki marketleri kollayarak ilerliyoruz. Yiyecek teminini henüz yapmadık.

İleride biryerlerde marketleri görünce durduk.

Ama maalesef aradıklarımızı bulamadık.


Gerisingeri K.Maraş'ın kenar semtlerine döndük ve alacaklarımızı buradan temin ettik.
Elbette ki bu geri dönüş bize extradan 1,5 saate mal oldu.

Şimdi tamamız. Andırın yol ayrımından girip Başkonuş'a doğru yol almaya başladık.
Hem kaliteli, hem seyir zevki yüksek, bol virajlı bir yol. Oldukça güzel.
Üstelik gideceğimiz karlı bölgeler tablo gibi karşımızda. İzleyerek ilerliyoruz.


Hey gidinin...Hang-off ta yaparlarmış...



Uzaklardan gördüğümüz karlı tepelere ulaştık. (Enfes görünüyor doğrusu...)


Başkonuş Girişi'ndeki gölet. Sevgili akadaşım Ayıboğan Yücel, burada yaptığı kampta bu gölet donmuştu. Yine donmuş. Ama seyir keyifi oldukça yüksek.





Hedefe ulaştık. Kamp yeri seçimi için gördüğümüz yollara dalıyoruz.


Buraya kadar gelmişken tesisi ziyaret edelim istiyoruz.

Ve içerideki markette halis köy yumurtası buluyoruz.

Kaçmaz tabii.

Yumurtaya yer arıyoruz.
-I-ıh, gidon olmaz.

Ekmeğin yanı daha bir uygun gibi.
(Ertesi sabaha her ne kadar üç yumurtayı kırmışsak ta yedi yumurta yetti bize)

Tesisten...


Dışarıdayız. Bunlar geyik ayak izleri.

Ama bundan şüpheliyim. (MuMi de şüpheli. )

İç taraflarda ilerlemek oldukça zor. Güneş değmediği için erimemiş, aksine buz kesmiş.


Obamızı buraya kurabiliriz gibimize geliyor önce.


Daha ürkütücü izleri görünce...


Başka bir bölgeyi deniyoruz.


Burayı da beğenmedik.

Bir sonraki yerimiz tesisin içi. Lakin ormanın içinde, gözlerden uzak bir nokta.
Etrafımız kar ama sık orman dokusu sebeiyle çadır kurdüğümüz bölgede yer yer karsız bölümler var.
Aynen buralara çadırları konduruyoruz.


Çadırların işi bitti sayılır.

İlk iş, kayıntılık bişeyler yemek.

Biraz enerji toplamak gerek. Ormana dağılıp akşam için yakacak toplayacağız.

(Şapkasını sevsinler...)

İyi gitti valla.

Vakit varken yakacağımızı temin etmemiz gerekiyor. Davranıyoruz.


Ocağımızı oluşturuyoruz.



Çalı çırpı, herşey kar altında. Yüzeydekiler de yetersiz.
Devrilmiş bir kütük buluyoruz.

Erhan tedbirli. Portatif testere getirmiş.


Davranıyoruz.

Nöbetleşe tabii ki. (Yaşlı olmak bazan işe yarıyo.)

Gıdım gıdım da olsa, testere iyi iş yaptı doğrusu.

Kısa sürede istediğimizi elde ettik.




Topladıklarımız dişe değer oldu.

Saat geçiyor. Vakit akşama yaklaştıkça hava soğudu. Bir an önce ateşi yakmak gerekiyor.

Erhan, magnezyum çubuğuyla ateşi yakmayı deneyecek.



Alacak...(mı ?)




Of, bu iyi çaktı. (Islak olmasa...)


Bu da iyi ama ?


Ve sonunda...
Siz siz olun, magnezyum çubuğuyla ıslak malzeme tutuşturmaya çalışmayın.

-Çek lem MuMi...Çek çakmağı !

Çook güzeldi. Konuşurken bir an sessizlik, ve ''yine yapamaz mıyız ki?'' tarzında bir fikir peydah oldu zihnimizde. Benim ufaklık Wave 110, Erhan'ın ise PCX 150 vardı. Bir şekilde MuMi de olaya PCX 125 ile dahil olunca, üç kişi olarak geziyi planlamaya başladık.
Zaman 17-18 Ocak iken, bazı sebeplerden dolayı bu tarih 24-25 Ocak olarak sabitlendi.
Karlı bir yer düşünmüştük. Araştırmalar sonucu K.Maraş'ın Andırın İlçesi'ne bağlı Başkonuş Yaylası'nda karar kıldık.
Antakya'ya yaklaşık 250 km. mesafedeydi ve 1800 mt. rakıma sahipti. Elbette ki karlıydı da.
Güzergahımız aşağı yukarı şöyle bişeydi. ( Gittiğimiz yoldan geri döndük.)

Vakit gelince, bir gün önce hazırladığım motosikletimle buluşma noktasına gittim.
(Görüyon mu Wave ADV'yi ! )

Erhan'ın PCX ADV'si...

Ve MuMi'nin ADV'si
Motosikletlerimiz full yüklü.

Bir kış sabahının dişleri takırdatan soğuğu eşliğinde,

Son pozlarımızı verip,

İntercom eşleştirmelerini de yaptıktan sonra

Düştük yollara. Saat 06.30. Gün henüz ağarmakta.


25. km.de sabah güneşi ile selamlaştık...

Yollarda çok fotograf çekmemiş olsam da, fikir vermesi açısından, saat 07,30 gibi Kilis yol ayrımındaydık.
(Benim ağırlığımdan başka yük te ağır olunca, erken yakıt alımı kaçınılmaz oldu. )

Sabah 08.00 suları. İslahiye girişinde herzaman mola verdiğimiz bir tesis. Çınaraltı Dinlenme Tesisleri.
İyice üşümüşüz. Hayeallerimizi sıcak bir çorba süslüyor. Ama heyhat...Bu saatte henüz çorba yok.
Devam ediyoruz.

Az bir mesafede başka bir işletme bulup dalıyoruz içeriye.

Burada çorba da çay da var.

Sabırsızlıkla çorbalarımızı sipariş verdik. (Bunda bir eksik var.)

Şimdi tamam.

Çorbacıda fazla oyalanmadık. Çorba ve çaydan sonra yola koyulduk.Bir an önce Başkonuş'a ulaşmak istiyoruz.
K.Maraş girişinde bir istasyon. İkinci kez benzin için duruyorum.
(PCX'lerin 8 lt.lik depoları ve depo kapaklarının ulaşılabilir bir yerde oluşu, Wave'in bu konudaki eksiğini iyice hissetmeme sebep oluyor. Sele altındaki depo kapağına ulaşabilmek için her seferinde yükü çözdüm)

Bir-iki özçekim.


K.Maraş'ı geçtik. Şehirdışında yol kenarındaki marketleri kollayarak ilerliyoruz. Yiyecek teminini henüz yapmadık.

İleride biryerlerde marketleri görünce durduk.

Ama maalesef aradıklarımızı bulamadık.


Gerisingeri K.Maraş'ın kenar semtlerine döndük ve alacaklarımızı buradan temin ettik.
Elbette ki bu geri dönüş bize extradan 1,5 saate mal oldu.

Şimdi tamamız. Andırın yol ayrımından girip Başkonuş'a doğru yol almaya başladık.
Hem kaliteli, hem seyir zevki yüksek, bol virajlı bir yol. Oldukça güzel.
Üstelik gideceğimiz karlı bölgeler tablo gibi karşımızda. İzleyerek ilerliyoruz.


Hey gidinin...Hang-off ta yaparlarmış...



Uzaklardan gördüğümüz karlı tepelere ulaştık. (Enfes görünüyor doğrusu...)


Başkonuş Girişi'ndeki gölet. Sevgili akadaşım Ayıboğan Yücel, burada yaptığı kampta bu gölet donmuştu. Yine donmuş. Ama seyir keyifi oldukça yüksek.





Hedefe ulaştık. Kamp yeri seçimi için gördüğümüz yollara dalıyoruz.


Buraya kadar gelmişken tesisi ziyaret edelim istiyoruz.

Ve içerideki markette halis köy yumurtası buluyoruz.

Kaçmaz tabii.

Yumurtaya yer arıyoruz.
-I-ıh, gidon olmaz.

Ekmeğin yanı daha bir uygun gibi.
(Ertesi sabaha her ne kadar üç yumurtayı kırmışsak ta yedi yumurta yetti bize)

Tesisten...


Dışarıdayız. Bunlar geyik ayak izleri.

Ama bundan şüpheliyim. (MuMi de şüpheli. )

İç taraflarda ilerlemek oldukça zor. Güneş değmediği için erimemiş, aksine buz kesmiş.


Obamızı buraya kurabiliriz gibimize geliyor önce.


Daha ürkütücü izleri görünce...


Başka bir bölgeyi deniyoruz.


Burayı da beğenmedik.

Bir sonraki yerimiz tesisin içi. Lakin ormanın içinde, gözlerden uzak bir nokta.
Etrafımız kar ama sık orman dokusu sebeiyle çadır kurdüğümüz bölgede yer yer karsız bölümler var.
Aynen buralara çadırları konduruyoruz.


Çadırların işi bitti sayılır.

İlk iş, kayıntılık bişeyler yemek.

Biraz enerji toplamak gerek. Ormana dağılıp akşam için yakacak toplayacağız.

(Şapkasını sevsinler...)

İyi gitti valla.

Vakit varken yakacağımızı temin etmemiz gerekiyor. Davranıyoruz.


Ocağımızı oluşturuyoruz.



Çalı çırpı, herşey kar altında. Yüzeydekiler de yetersiz.
Devrilmiş bir kütük buluyoruz.

Erhan tedbirli. Portatif testere getirmiş.


Davranıyoruz.

Nöbetleşe tabii ki. (Yaşlı olmak bazan işe yarıyo.)

Gıdım gıdım da olsa, testere iyi iş yaptı doğrusu.

Kısa sürede istediğimizi elde ettik.




Topladıklarımız dişe değer oldu.

Saat geçiyor. Vakit akşama yaklaştıkça hava soğudu. Bir an önce ateşi yakmak gerekiyor.

Erhan, magnezyum çubuğuyla ateşi yakmayı deneyecek.



Alacak...(mı ?)




Of, bu iyi çaktı. (Islak olmasa...)


Bu da iyi ama ?


Ve sonunda...
Siz siz olun, magnezyum çubuğuyla ıslak malzeme tutuşturmaya çalışmayın.

-Çek lem MuMi...Çek çakmağı !

Son düzenleme:














































































