Prof.Dr.EMRE KONGAR'in resmi web sitesi
www.kongar.org 'dan alintidir.
TARIHE YANLIS BAKMAK
Tarih, toplumsal bilimlerin laboratuaridir.
Bana kalsa, her türlü toplumsal bilimler egitimi için önce tarih okunmasini zorunlu kilardim.
Tabii degerli okurlarim derhal soracaklar:
Hangi tarih?
Hangi egitim?
Türkiye'de egitim bir rezalet.
Tarih anlayisi ve tarih egitimi ise bu rezaletin içinde ayri bir fecaat.
Tabii, egitim ve özellikle de tarih egitimi dogru dürüst yapilmayinca, bunun yerini medyatik "çikislar" aliyor.
Isin içine medya karisinca, ekranlar, sütunlar, kitaplar, ya cahillerin, ya üçkagitçi politikacilarin, ya da garip ve eksantrik çikislar yaparak dikkat çekmek isteyen sözde bilim insanlarinin egemenligine giriyor.
Birkaç düzgün bilim insaninin kimi zaman medyada zorlukla yer bulan ciliz açiklamalari ise bu kargasa içinde güme gidiyor.
Böylece sadece gençlerimiz degil kamuoyumuz da, hem tarihimiz hem de dolayisiyla toplumumuz hakkinda yalan yanlis ve çogu zaman da kasitli olarak saptirilmis izlenimlerle "biçimlendiriliyor".
Tarihe bakisimizda kimi zaman kasitli ve bilinçli, kimi zaman da cehaletten kaynaklanan sistematik üç tane yanlis var:
Birinci olarak, insanlar tarihi, sahip olduklari ideolojilere göre saptiriyorlar.
Tarihe bakarken, genellikle kasitli yapilan yanlislarin altinda yatan bu "ideolojik saptirma" en çok dinci ve milliyetçi çizgide görülüyor.
Atatürk'ün Samsun'a gittigi geminin kocaman bir silep oldugu ya da Istiklal Mahkemelerinde yüz binlerce müslümanin inançlarindan dolayi idam edildigi gibi kaba yalanlari bir yana biraksak bile, örnegin Osmanli Imparatorlugu'nun kurulusunda, Dördüncü Haçli Seferi'nin rolü gibi islevsel bir olay bizim tarih egitimimizde hiç yer almaz.
Ikinci olarak düsülen bir yanlis, ele alinan olay ya da olgularin genel tarih ve dünya baglami disinda, soyut biçimde, dünya konjonktüründen ve tarihsel süreçlerden yalitilarak irdelenmesidir.
Örnegin, Türkiye aleyhine kullanilan Ermeni sorunu, temeli 1774 Küçük Kaynarca antlasmasina kadar dayanan bir siyasal süreç olarak görülmez, Osmanli'nin Bati tarafindan paylasilma sorunu ile iliskisi kurulmaz, Birinci Dünya Savasi'ndaki Osmanli-Rus Savasi'ndan bagimsiz ve Sevr Andlasmasi ile Kurtulus Savasi disinda düsünülür, bir "soykirim" için gerekli olan "fasist milliyetçiligin Osmanli'da gelisip gelismedigi" irdelenmeden ele alinirsa, tabii ortalikta "soykirim" iddialarindan geçilmez.
Üçüncü olarak yapilan en önemli yanlislardan biri, geçmisin bugünkü kavramlar ve terimlerle irdelenmesi ve degerlendirilmesidir.
Bunun en tipik örnegi, Osmanli Imparatorlugu'nun 14 ile 17'inci yüzyillar arasindaki temel yapisinin "insan haklari" baglaminda degerlendirilmesi yanlisidir.
Ister Osmanli'yi ve Islam'i yüceltmek, isterse Osmanli'yi ve Müslümanligi yermek adina yapilsin, böyle bir irdeleme yanlistir.
Sonuç ister olumlu olsun, isterse olumsuz, böyle bir degerlendirilme yapilamaz, çünkü "insan haklari" dünyada 18'inci yüzyilda ortaya çikmis olan bir kavramdir.
* * *
Türkiye'de dincilik ve irkçilik tehlikeleri ne yazik ki insan haklarini ve demokrasiyi tehdit eden boyutlara ulasmistir.
Her iki totaliter egilim de, bugünü biçimlendirmek ve kamuoyunu yönlendirmek için yukarda degindigim, tarihe bakarken yapilan her üç yanlisi da kullanmaktadir.
Sarlatanlarin yazdigi kitaplarin en çok satanlar listelerine girdigi, tarihsel gerçekleri ve toplumsal süreçleri kendi saplantilari dogrultusunda egip bükenlerle, cahil ve sahtekar politikacilarin el ele, bizi tarihten ve toplumsal gerçeklerden kopardigi bir dönem yasiyoruz.
Tarihinden ve toplumsal gerçeklerinden kopuk bir toplumun ise çagdas dünyada yasama sansi oldugunu düsünmüyorum.