- Katılım
- 15 Kas 2005
- Mesajlar
- 9,362
Şahsen, Arapça'dan ve Fransızca'dan giren kelimelerden ziyade İngilizce'den geçenlere sinir oluyorum, çünkü çoğunun Türkçe karşılığı olduğunu biliyorum. Belki o zamanlarda yaşasam, Arapça veya Fransızca'dan alınan kelimelerin Türkçe karşılığı olduğunu bilsem onlara da sinir olurdum.
Dine gelince, herkesin kutsal kitabımızı ana dilinde okuması gerektiğine inanıyorum, sonuçta o Allah'ın mesajıdır. Mesajda da bir anlam vardır. Onu anlamak için okuyacaksın. Anlam önemsiz olsaydı Allah Arapça da indirmez, anlamlı anlamsız sesleri sıralar, bunları söyleyerek onu zikretmemizi isterdi. Ama olay o değil, olay onun mesajını anlamak. Bunu demekle beraber, başka bir dildeki meal hiçbir zaman asıl dilindekini de karşılamaz, biliyorum ama mesela öldürmeyeceksin diye verilen bir emir hangi dilde olursa olsun anlaşılır. Dilin incelikleri nüanslarda ortaya çıkar ve nüansına kadar yaşabiliyorsak zaten ermiş oluruz. Bununla beraber, ezanın mutlaka Arapça okunmasından yanayım. Sebebi din değil kesinlikle. Ezan dünyada bütün Müslümanlar'ı namaza çağırmak içindir. Herhangi bir ülkeye gittiğinizde, biri o ülkenin ana dilinde ezan okusa anlamazsınız. Ama Arapça ezan okursa anlarsınız. Onun için Arapça ezan, nerede olursa olsun her Müslüman tarafından tanınabilir ve mesaj yerine ulaşır.
Başörtüsü, sakal yasağı falana gelince... Bir kere, bu yasak kamu çalışanları içindir. Ha bazen kamu kurumunda işi olan, kamu çalışanı olmayan kişiye de saç açtırılıyor, bunun mantığı yok. Bir kişi başını örtmüş, sakal bırakmış, veya mini etek giymiş diye kamu hizmetinden mahrum bırakamazsınız. Ama devlet, kendi çalışanları için kılık kıyafet belirleyebilir. Mesela nasıl kamu çalışanı birisi saçını örtemiyor, sakal bırakamıyor idiyse, öteki cenahtan insanlar da mini etek, kot pantolon, top sakal, keçi sakal vesaire bırakamıyorlardı. Top sakalı çok seven bir insanı düşünelim. Top sakalı çok seviyorsa devlette çalışmaz, iş bu kadar basit. Sonuçta, kamudan başka iç alanları da var ülkede. Mesela adam keçi sakala bayılıyor ama asker olmak istiyor. Askere yazılıp ben keçi sakal bırakmak istiyorum, özgürlüğümü kısıtlıyorsunuz diyemez. Keçi sakalı daha çok sevdiğini söylüyorsan asker olma derler adama. Mesela üniversite öğrencilerine kılık kıyafet özgürlüğü sağlanmalıydı, ama o şekilde kamuda çalışamayacaklarını bileceklerdi (Mini etekli, askılı bluzlu veya başı örtülü). Eğitimde kısıtlama olamaz, ama iş hayatında devlet kendi alanında kısıtlama getirebilir. Benim düşüncem bu yönde.
Dine gelince, herkesin kutsal kitabımızı ana dilinde okuması gerektiğine inanıyorum, sonuçta o Allah'ın mesajıdır. Mesajda da bir anlam vardır. Onu anlamak için okuyacaksın. Anlam önemsiz olsaydı Allah Arapça da indirmez, anlamlı anlamsız sesleri sıralar, bunları söyleyerek onu zikretmemizi isterdi. Ama olay o değil, olay onun mesajını anlamak. Bunu demekle beraber, başka bir dildeki meal hiçbir zaman asıl dilindekini de karşılamaz, biliyorum ama mesela öldürmeyeceksin diye verilen bir emir hangi dilde olursa olsun anlaşılır. Dilin incelikleri nüanslarda ortaya çıkar ve nüansına kadar yaşabiliyorsak zaten ermiş oluruz. Bununla beraber, ezanın mutlaka Arapça okunmasından yanayım. Sebebi din değil kesinlikle. Ezan dünyada bütün Müslümanlar'ı namaza çağırmak içindir. Herhangi bir ülkeye gittiğinizde, biri o ülkenin ana dilinde ezan okusa anlamazsınız. Ama Arapça ezan okursa anlarsınız. Onun için Arapça ezan, nerede olursa olsun her Müslüman tarafından tanınabilir ve mesaj yerine ulaşır.
Başörtüsü, sakal yasağı falana gelince... Bir kere, bu yasak kamu çalışanları içindir. Ha bazen kamu kurumunda işi olan, kamu çalışanı olmayan kişiye de saç açtırılıyor, bunun mantığı yok. Bir kişi başını örtmüş, sakal bırakmış, veya mini etek giymiş diye kamu hizmetinden mahrum bırakamazsınız. Ama devlet, kendi çalışanları için kılık kıyafet belirleyebilir. Mesela nasıl kamu çalışanı birisi saçını örtemiyor, sakal bırakamıyor idiyse, öteki cenahtan insanlar da mini etek, kot pantolon, top sakal, keçi sakal vesaire bırakamıyorlardı. Top sakalı çok seven bir insanı düşünelim. Top sakalı çok seviyorsa devlette çalışmaz, iş bu kadar basit. Sonuçta, kamudan başka iç alanları da var ülkede. Mesela adam keçi sakala bayılıyor ama asker olmak istiyor. Askere yazılıp ben keçi sakal bırakmak istiyorum, özgürlüğümü kısıtlıyorsunuz diyemez. Keçi sakalı daha çok sevdiğini söylüyorsan asker olma derler adama. Mesela üniversite öğrencilerine kılık kıyafet özgürlüğü sağlanmalıydı, ama o şekilde kamuda çalışamayacaklarını bileceklerdi (Mini etekli, askılı bluzlu veya başı örtülü). Eğitimde kısıtlama olamaz, ama iş hayatında devlet kendi alanında kısıtlama getirebilir. Benim düşüncem bu yönde.
