- Konu Yazar
- #1
merhaba arkadaşlar, amacım biraz yüzünüz gülümsesin 
2011 yılı eylülün son günü ''october fest'' şenliğini kaçırmanın üzüntüsü ile ALmanyadaki staj programımı bitirmiş, Türkiye’ye dönme hazırlıkları başlamıştı.
neyse ben kendimi über Almanca öğrenmiş vaziyette sanarak ve bunun gururunu sonuna kadar yaşayarak Türkiye'de Almancamla hava atacağım anları düşünerek trene bindim, valizlerimi yerleştirdim ve küçük şirin kasaba Prien'den, Münih'e doğru hareket ettim. hava limanına geldim oturdum ,kahvemi aldım ve uçağıma daha 1-2 saat kalmasının rahatlığı ile, son anda satın almış olduğum Almanca küçük hikaye kitaplarımı okuyordum. Birden benim de bineceğim Thy İstanbul deskinde bir hareketlilik gözüme çarptı ,millet çatır çutur check in yapıyordu. ben de ilk defa yurt dışına çıkmanın gerginliğinin üstüme birden çökmesiyle ,hemen ayağa kalktım. Aslında olay ,her şeyde panik atak yaşayan bir kaç yolcunun hemen check in yapmak istemesinden ibaretti, çünkü henüz uçağın check ini 1 dakika önce açılmıştı, ve panik yapacak durum yoktu. neyse ki bende ki gerginlik şu an ki rahatlığımın yanından bile geçmiyordu, sanki uçağa 1 dakika kalmış gibi tam ayağa kalktım, Allahlım öyle bir tuvaletim geldi ki, ben küçükken annemin peşinden oyuncak alsın diye tuvaletimi tuttuğumdan beri ,öyle bir tuvalet aciliyeti hissetmemiştim, nerdeyse altıma edecek kadar bir anda gelmiş, herkesin içinde altına yapan bir Türk olarak Alman manşetlerine çıkma eşiğine getirmişti. Gözüm hemen tepelerdeki levhaları aradı, gözümün görmesini istediği şey , bir erkek ve bir kadının yan yana gösterildiği o eşsiz rahatlama bölgelerine giden ,ok işaretleriydi. neyse ki tam karşımdaydı, alelacele valizleri olduğu gibi bırakarak ,hızlı ama koşmayan adımlarla tuvalete yöneldim, içimdeki korkuların haddi hesabı yok , uçağı kaçırma korkusu(ki alakası yok durumun) , altıma kaçırma korkusu(o trene binmeden önce, sırf tanıdık yiyecek diye o Arap restaurantında döneri yemeyecektim). kapıya 100 metre maratonunda zafere ulaşmış atlet gibi vardığımda , mutlulukla karışık bir hüzün kaplamıştı tüm benliğimi. Klozete oturduğum an ise hayatımda sanki ,her şeyi başarmış bir insan havasına bürünmem için yetmişti.
Rahatlama geldikten sonra, ister istemez etrafımı incelemeye başladım, bir terslik vardı ama neydi?
Etrafımda nedense adet bezlerinin atılması gerektiği bir kutunun olması, tuvalet kapısında, lavaboda makyaj malzemelerinin kutularını bırakmayın tarzı uyarıların olduğu yazıların 15 dilde çevrilerek yazılmış olması çok tuhaftı. Ayrıca nedense ağır bir parfüm kokusu olan bir tuvalet, hayatımda daha önce gördüğüm bir şey değildi. Kapıyı hafifi aralayıp dışarı baktığımda ise, acı gerçekle karşılaşmıştım. Dışarıda 3 veya 4 tane kadın, ayna etrafında sohbet ederken makyaj yapıyorlardı. O an hayatımın en kötü günü olmuş ve ben orada resmen kapana kısılmıştım. Aklımdan geçen şeyler, ‘Kadınlar tuvaletindeki Türk sapık’’ ’’tuvaletteki sapık yakalandı ‘’ tarzı manşetlerdi. Ara ara dışarı bakıp koridorda kimsenin olmadığından emin olup, hızlıca oradan çıkmam gerekiyordu. Ama nedense o koridor hiç boşalmıyordu, sürekli sifona basıyor, en ufak öksürüğümün bile fark edilmemesi için üstün çaba sarf ediyordum. Ben Almanya’ da yazın ortasında bile sonbahar havası yaşarken, ilk defa o kadar terlemiştim. Bir an sesler kesildi ve herhangi bir insanın olmadığına dair bir ortam yakaladığımı hissettim, hafifçe kapıdan dışarı bakmamla kimsenin olmadığını gördüm. Donu tumanı hemen çektim, çok hızlı bir şekilde oradan çıkmam gerekiyordu, kapıyı açtım ayağımı attım, koridor kapısıyla aramdaki mesafe, hayatta şimdiye kadar gördüğüm en uzun mesafeydi. Tam koridora çıktım, elimi cebimin üstüne koydum. Bir baktım Cüzdanı tuvalet kâğıdı kutusunun üstüne koymuştum, olmadığını fark ettim, neyse döndüm onu da aldım, dışarı ayağımı attım, tam çıkarken, başka kabinden bir kadın dışarı fırladı.
Göz göze geldik, sadece Servus (merhaba) dedim ve çıktım Çığlık atsa üstüne falan zıplar ağzını kapatırdım, o derece stres içindeydim, sonrasında erkekler tuvaletine girdim, oh be dedim , kondom satın alınacak otomat falan, oh be dedim, burası benim yurdum, burası benim vatanım dedim . Türkiye’ye indiğimde öyle bir rahatlık yoktu. Sonra ellerimi yıkayıp sakin şekilde check-in yaptım .
2011 yılı eylülün son günü ''october fest'' şenliğini kaçırmanın üzüntüsü ile ALmanyadaki staj programımı bitirmiş, Türkiye’ye dönme hazırlıkları başlamıştı.
neyse ben kendimi über Almanca öğrenmiş vaziyette sanarak ve bunun gururunu sonuna kadar yaşayarak Türkiye'de Almancamla hava atacağım anları düşünerek trene bindim, valizlerimi yerleştirdim ve küçük şirin kasaba Prien'den, Münih'e doğru hareket ettim. hava limanına geldim oturdum ,kahvemi aldım ve uçağıma daha 1-2 saat kalmasının rahatlığı ile, son anda satın almış olduğum Almanca küçük hikaye kitaplarımı okuyordum. Birden benim de bineceğim Thy İstanbul deskinde bir hareketlilik gözüme çarptı ,millet çatır çutur check in yapıyordu. ben de ilk defa yurt dışına çıkmanın gerginliğinin üstüme birden çökmesiyle ,hemen ayağa kalktım. Aslında olay ,her şeyde panik atak yaşayan bir kaç yolcunun hemen check in yapmak istemesinden ibaretti, çünkü henüz uçağın check ini 1 dakika önce açılmıştı, ve panik yapacak durum yoktu. neyse ki bende ki gerginlik şu an ki rahatlığımın yanından bile geçmiyordu, sanki uçağa 1 dakika kalmış gibi tam ayağa kalktım, Allahlım öyle bir tuvaletim geldi ki, ben küçükken annemin peşinden oyuncak alsın diye tuvaletimi tuttuğumdan beri ,öyle bir tuvalet aciliyeti hissetmemiştim, nerdeyse altıma edecek kadar bir anda gelmiş, herkesin içinde altına yapan bir Türk olarak Alman manşetlerine çıkma eşiğine getirmişti. Gözüm hemen tepelerdeki levhaları aradı, gözümün görmesini istediği şey , bir erkek ve bir kadının yan yana gösterildiği o eşsiz rahatlama bölgelerine giden ,ok işaretleriydi. neyse ki tam karşımdaydı, alelacele valizleri olduğu gibi bırakarak ,hızlı ama koşmayan adımlarla tuvalete yöneldim, içimdeki korkuların haddi hesabı yok , uçağı kaçırma korkusu(ki alakası yok durumun) , altıma kaçırma korkusu(o trene binmeden önce, sırf tanıdık yiyecek diye o Arap restaurantında döneri yemeyecektim). kapıya 100 metre maratonunda zafere ulaşmış atlet gibi vardığımda , mutlulukla karışık bir hüzün kaplamıştı tüm benliğimi. Klozete oturduğum an ise hayatımda sanki ,her şeyi başarmış bir insan havasına bürünmem için yetmişti.
Rahatlama geldikten sonra, ister istemez etrafımı incelemeye başladım, bir terslik vardı ama neydi?
Etrafımda nedense adet bezlerinin atılması gerektiği bir kutunun olması, tuvalet kapısında, lavaboda makyaj malzemelerinin kutularını bırakmayın tarzı uyarıların olduğu yazıların 15 dilde çevrilerek yazılmış olması çok tuhaftı. Ayrıca nedense ağır bir parfüm kokusu olan bir tuvalet, hayatımda daha önce gördüğüm bir şey değildi. Kapıyı hafifi aralayıp dışarı baktığımda ise, acı gerçekle karşılaşmıştım. Dışarıda 3 veya 4 tane kadın, ayna etrafında sohbet ederken makyaj yapıyorlardı. O an hayatımın en kötü günü olmuş ve ben orada resmen kapana kısılmıştım. Aklımdan geçen şeyler, ‘Kadınlar tuvaletindeki Türk sapık’’ ’’tuvaletteki sapık yakalandı ‘’ tarzı manşetlerdi. Ara ara dışarı bakıp koridorda kimsenin olmadığından emin olup, hızlıca oradan çıkmam gerekiyordu. Ama nedense o koridor hiç boşalmıyordu, sürekli sifona basıyor, en ufak öksürüğümün bile fark edilmemesi için üstün çaba sarf ediyordum. Ben Almanya’ da yazın ortasında bile sonbahar havası yaşarken, ilk defa o kadar terlemiştim. Bir an sesler kesildi ve herhangi bir insanın olmadığına dair bir ortam yakaladığımı hissettim, hafifçe kapıdan dışarı bakmamla kimsenin olmadığını gördüm. Donu tumanı hemen çektim, çok hızlı bir şekilde oradan çıkmam gerekiyordu, kapıyı açtım ayağımı attım, koridor kapısıyla aramdaki mesafe, hayatta şimdiye kadar gördüğüm en uzun mesafeydi. Tam koridora çıktım, elimi cebimin üstüne koydum. Bir baktım Cüzdanı tuvalet kâğıdı kutusunun üstüne koymuştum, olmadığını fark ettim, neyse döndüm onu da aldım, dışarı ayağımı attım, tam çıkarken, başka kabinden bir kadın dışarı fırladı.
Göz göze geldik, sadece Servus (merhaba) dedim ve çıktım Çığlık atsa üstüne falan zıplar ağzını kapatırdım, o derece stres içindeydim, sonrasında erkekler tuvaletine girdim, oh be dedim , kondom satın alınacak otomat falan, oh be dedim, burası benim yurdum, burası benim vatanım dedim . Türkiye’ye indiğimde öyle bir rahatlık yoktu. Sonra ellerimi yıkayıp sakin şekilde check-in yaptım .