anavarza ören yeri bilgileri
ANAVARZA
KAdirli-Kozan-Ceyhan üçgeni arasında Adana-Osmaniye karayolu ceyhan kadirli kavşağına 30 km meafede.
Anavarza gezileri daha önceden yapıldığından detaylı bilgileri arama kısmaında bulabilirsiniz.
Adana MT Makine'den alıntı.
http://www.motosiklet.net/forum/gez...varza-caesarea-anazarbus-orenyeri-gezisi.html
Antik Kilikya: ANAVARZA
Roma İmparatorluğu döneminde Caesarea veya Anazarbus olarak anılan yer, Adana İli Kozan ilçesinin 28km. güneyindedir. Antik şehir duvarlarının hemen dışına kurulmuş küçük köyün ismi Dilekkaya'dır.
Kentin Roma İmparatorluk devri öncesi tarihi hakkında hemen hemen hiç bir bilgi yoktur. M.Ö. 19 yılında kenti ziyaret eden İmparator Augustus tarafından Caesarea adını akarak "Anazarbus yanındaki Caesarea" diye anılmaya başlanmıştır. anavarza Roma İmparatorluk devrinin ilk iki yüzyılı boyunca büyük bir varlık gösteremeyerek Kilikya eyaleti başkenti Tarsus'un gölgesinde kalmıştır.
Roma İmparatorları'ndan Septimius Severus'un Pescennius Niger ile yaptığı iktidar savaşı sırasında, Severus'un tarafını tutan kent, onun Niger'i 194 yılında İssos'ta yenerek İmparatorluğun tek hakimi olmasından sonra ödüllendirilerek tarihinin en parlak dönemini yaşamaya başlamıştır.
M.S. 204-205 yıllarında Kilikya, İsauria ve Likaonia eyaletlerinin metropilisi olmuştur. M.S. 260 yılında diğer Kilikya kentleri gibi Anavarza da Sasani Kralı Şapur tarafından fethedilmiştir. M.S. 4.y.y'da İsauria'lı Balbinos tarafından tahrip edilmiş olan Anavarza İmparator II. Theodisius zamanında M.S. 408 yılında kurulan Cilicia Secunda (ikinci kilikya) ve eyaletin başkenti olmuştur. 525 yılındaki büyük depremden zarar gören kent İmparator Justinianus tarafından onartılarak Jistiniopolis adını almıştır. Ancak 561 yılında ikinci kez deprem felaketine uğramıştır. 6.y.y.'da kent büyük bir veba salgınına uğramıştır.
İslam'ın yükselmesini takip eden kargaşa dolu yüzyıllarda Anavarza, Araplar ve Bizanslıları arasında tampon bölge olarak kalmış ve sık sık bu iki taraf arasında el değiştirmiştir. 796'da Harun el-Reşit şehri yeniden kurduktan sonra 9.y.y.'ın ortalarında Halife Mutavakil (846-861) Sis kalesini yeniden yaptırırken, anavarza'da da aktif çalışmalar yapmıştır. Batı kapısının dışında olan bir kule harabesinde bulunan Kufi dilindeki bir kitabe parçasında onun adı geçer.
10.y.y'da Ayn Zarba yine yıkılmaya yüz tutmuş bir Arap şehri iken, üç milyon dirhem gibi çok muazzam miktarda para harcayarak Hamdani hanedanı Seyfüddevle şehri yeniden müstahkem hale getirmiştir. Bundan sonra yeniden Bizanslıların ilgi odağı olmuş ve zaferle sonuçlanan 964 seferinde Nicephorus Phocas Tarsus ve Mopsuhestia dahil, önemli bir çok kale ile birlikte Anavarza'yı da ele geçirmiştir.
Son defa olarak, Memluklüler 1375'te Küçük Ermenistan Krallığını yıktığında tammen harap oldu ve antik yerleşim yeri o zamandan bu yana bir daha kullanılmadı.
Kaynak: T.C. Adana Valiliği İl Turizm Mürüdlüğünce hazırlanan Anavarza Broşürü.
Gelelim efsanemize.
Alıntı:
Vaktiyle Anavarza yiğit insanların, güzel kızların yaşadığı büyük bir şehirmiş. Kent ve kale dıştan gelecek her tehlikeye karşı koyabilecek durumdaymış. O zamanlarda şehirde yaşayan taş ustaları taştan oymalarla evleri, meydanları süsler, insana şaşkınlık verecek hayranlık uyandıracak eserleri yaratırlarmış.
Gündüzleri halk, kentten çıkar, tarlada bayırda işini görür, akşam olduğunda kente geri dönermiş. Kentin dışı derin hendeklerle ve yüksek duvarlarla çevriliymiş. Kentin kapısındaki asma köprüden başka içeri girilebilecek hiçbir yer yokmuş.
Halk bu güzel kentte huzur içinde yaşarmış. Akşamları her ev kahkahayla dolarmış, ağıtlar şarkı diye söylenirmiş. Halk mutluymuş, tabii ki kentin kralı da mutluymuş, günler böyle gelir geçermiş.
Anavarza Kralı’nın (Aya sen doğma, ben doğayım) diyen dünya güzeli bir kızı varmış. Bu kız akıllı mı akıllı, güzel mi güzelmiş. Gel gör ki, günlerden bir gün işte bu kız yüzünden kentin huzuru kaçmış, Kralın o gülen yüzü kararmış, kaşları çatılmış.
Bir gün Sis Kralı’nın elçisi (şimdiki Kozan'ın), Anavarza Kralı’na gelmiş.
- Ulu Sis Kralı adına yüce Anavarza Kralına saygılarımı sunarım, demiş.
Kral :
- Söyle bakalım ne diler kralın bizden? Deyince de elçi :
- Kralım kızınızı oğluna ister.
- Yaa, öyle mi?
- Evet yüce kralım.
- Ya isteğini kabul etmezsem?
- Ulu Kralım bunu da düşünmüştür. Kızınızı oğluna vermezseniz, Krallığınıza savaş açacağını bildirmekle görevli bulunuyorum.
- Savaş diler demek?
- Hayır … Ama …
- Sis Kralına söyle, bu işi düşünmemiz gerekir.
Anavarza Kralı işte böyle demiş.
Dert geldi mi üst üste gelirmiş. Sis Kralı’nın elçisi gidince bu defa Misis Kralı’nın elçisi kapıya dayanmış. O da Misis Kralı’nın oğluna istemeye gelmiş. O da aynı istek ve tehditler de bulunmuş.
Anavarza Kralı, çok halim selim, iyi yürekli bir insanmış. Ne yapacağına karar verememiş, dalmış kara düşüncelere. Durum çok çetin. Kızını bu krallardan hangisinin oğluna verse diğeri yine kendi halkına savaş açacak. Belki de ülkesi elden gidecek. Hiçbirine vermezse bu defa iki ülke halkı ile savaşmak zorunda kalınacak diye düşünüp durmuş.
Kız babasının haline çok üzülmüş yüerğinden vurulmuş, babasına :
- Olur mu Kral babam. Ben senin kızın değil miyim? Bana derdini niçin açmazsın? Diye kahırlanmış.
Kral :
- Kızım, güvercen topuklu yavrum demiş. Çok haklısın. Bilmem ki ne etsem. Sis Kralı elçi göndermiş, oğluna seni ister. Misis Kralı da elçi göndermiş. O da oğluna seni ister. Vermezsem, savaş açılacak, hangisine peki desem yine olacağı bu. Ne yapmalı bilemedim demiş.
Kız gülmüş :
- Ondan kolay ne var?
- Şeytan bile çözemez bu düğümü kızım, demiş Kral.
Kız :
- Hayır Kral babam; bundan kolay bir şey yok. Dersen ki onlara, ben kızımı veririm, veririm ama, bir koşulum var. Anavarza’nın suyu az. Buraya bol suyu ilk önce kim getirirse, onun oğluna veririm kızımı. Onlara böyle söyleyin siz. Gerisine karışmayın.
- Bak işte, bunu hiç düşünmemiştim. O zaman savaşsız çözeriz bu işi.
- Elbette babacığım. Halkımız rahat, huzur içinde yaşıyor. Onların benim yüzümden acılara katlanmalarını, ölmlerini istemem hiç, demiş.
Böylece aradan günler geçmiş her iki kralın elçileri, Anvarza Kralı’nın kararını öğrenmek üzere Anavarza’ya gelmişler. Kral onlara kızının öğrettiğini söylemiş.
- Anavarza’ya bol suyu ilk getirenin oğluna kızımı vereceğim. Kararımı krallarınıza böyle iletiniz.
Elçiler bu kararı hemen kendi krallarına iletmişler.
Bunun üzerine, Sis Kralı yukardan, Misis Kralı aşağıdan başlamışlar su yolunu yapmaya, Sis Kralı su yolunu yontma taşlardan, çok güzel, sağlam biçimde yaptırmaya uğraşırmış. Bu yüzden işi geciktirmiş. Misis Kralı da kerpiçten yaparmış su yolunu. Bu yüzden Misislilerin su yolu kısa zamanda görünmüş. Sislilerden bir haber yok. Misisli'lerin su yolunun kente yaklaşmakta olduğunu gören kızı almış bir üzüntü. Meğer içten içe yiğitliğini duyduğu Sis Kralı’nın oğlunu seviyormuş. Ona adamlar göndermiş ve :
- İyiye kötüye bakma. Elini çabuk tut, demiş.
Ama taş yol bu. Peynir değil ki doğrana, çamur değil ki sıvana. Sonunda Misisli'lerin su yolu bitmiş. Su gelmiş kentin kapısına dayanmış. Dayanmış dayanmasına ama, kız buna dayanamamış. Kaldırmış kendisini kayalıklardan aşağı atmış.
Derler ki, Anavarza o günden sonra bir daha şenlik nedir bilmemiş. Kentin evlerinden neşe dolu kahkahalar yükselmemiş.
Kaynak : Adana İl Yıllığı (1991)